Bilim ve Sağlık Haber Ajansı

Bilim ve Sağlık Haber Ajansı


“Toplumsal Sağlık Mücadelemiz Sürüyor”

Posted: 30 Nov 2021 07:25 AM PST

Beyaz Yürüyüş kolu, Ankara'ya gelmesiyle birlikte karşısında polis barikatını buldu. Polis yetkilileri, izin alınmamasını gerekçe göstererek yürüyüşe izin vermeyeceklerini söylerken; yürüyüş kolu ise toplantı ve gösteri yürüyüşünün en temel hak olduğunu belirtti. Kararlı duruş sonucu polis barikatı aşıldı ve sloganlarla TTB'ye yüründü.

Beyaz Yürüyüş kolu, TTB önünde pankartlarla, balonlarla, şarkılarla ve sloganlarla coşkulu bir şekilde karşılandı. TTB Merkez Konseyi Başkanı Prof. Dr. Şebnem Korur Fincancı'nın basın açıklamasını okumasının ardından kitle Beyaz Forum'un düzenleneceği Yılmaz Güney Kültür Merkezi'ne yürüyüşe geçti. Sağanak yağışa karşın coşkulu bir şekilde yapılan yürüyüşte "Emek bizim söz bizim, yürüyoruz umuda", "Bu daha başlangıç mücadeleye devam", "Sağlık haktır satılamaz", "Sağlıkta ticaret ölüm demektir" ve "Yaşamak yaşatmak istiyoruz" sloganları atıldı.

Beyaz Forum, Prof. Dr. Şebnem Korur Fincancı'nın açılış konuşmasıyla başladı. Bu çökmüş sağlık sistemini tarihin çöplüğüne atmak için yürüdüklerini söyleyen Korur Fincancı, Beyaz Yürüyüş'e destek veren herkese teşekkür etti. Korur Fincancı sözlerini şöyle sürdürdü: "Haklarımız için yürüyoruz. Ama sadece hekimlerin ve sağlık emekçilerinin hakları için değil, emeğine yabancılaştırılmış tüm insanlar ve insanlık için yürüyoruz. İnsanlar demokratik bir ülkede sözlerini kurabilsin, çoğaltabilsin ve insanca yaşayabilsin diye yürüyoruz. Önümüzde yürünecek daha çok yol, verilecek daha çok mücadele var. Direnmek size çok yakışıyor. Direnelim!"

Beyaz Forum, açık alanda başlamasına karşın sağanak yağış nedeniyle kapalı alana taşındı. Kolaylaştırıcılığını Dr. Osman Öztürk ve Dr. İncilay Erdoğan'ın yaptığı forumda onlarca hekim, sağlık emekçisi, tıp öğrencisi, kurum temsilcisi ve milletvekili söz aldı. Sağlık emek-meslek örgütlerinin, demokratik kitle örgütlerinin, siyasi partilerin temsilcileri ile milletvekillerinin konuşmalarında sağlık alanındaki mücadelelerin yerellerden kurularak ve azami ortaklık sağlanarak yürütülmesi gerektiği belirtildi.

Hekimler ve sağlık emekçileri ise pandeminin yarattığı tükenmişlikten ağır iş yüküne, kamudaki ceza dayatmalarından özel sektördeki patron baskısına, şiddetten mobbinge, özlük haklarının gasp edilmesinden demokratik haklarının yok edilmesine, KHK ile ihraçlardan şehir/şirket hastanelerindeki soyguna, tıp eğitiminin niteliksizleştirilmesinden kadın sağlık çalışanları üzerindeki erkek şiddetine kadar birçok başlıkta sahada yaşadıkları sorunları aktardı. Özellikle asistan ve genç uzman hekimler ile tıp öğrencilerinin yaşadıkları sorunları aktarırken duyduğu öfke ve yeni bir sağlık sisteminin inşası konusundaki kararlılıkları tüm salona yansıdı.

Forumda sorunların aktarımının yanı sıra "ne yapmalı" ve "nasıl yapmalı" sorularına da yanıt arandı. Herkesin sağlık hakkına parasız erişebilmesi, Genel Sağlık Sigortası düzenlemesinin iptal edilmesi, özel hastanelerin ve şehir hastanelerinin kamulaştırılması, birinci basamak sağlık hizmetlerinin Sağlık Bakanlığı tarafından organize edilmesi, sağlık alanındaki tüm kararlarda sağlık emekçilerinin de söz sahibi olması gibi sağlık sisteminin yeniden inşasında yapılması gerekenlere dönük öneriler dile getirildi. Konuşmalarda ayrıca toplumsal sağlık mücadelesinin yükseltilmesi için birebir örgütlenmenin güçlendirilmesi, en küçük birimlerden itibaren Sağlık Meclisleri kurulması, yerellerde Beyaz Yürüyüş ve Beyaz Forum gibi etkinlikler yapılması, bölgesel mitingler düzenlenmesi ve nihai olarak merkezi miting, grev kararı alınması gibi somut öneriler de gündeme getirildi. Forum, "Bu karanlığı hep beraber yıkacağız"sözleriyle sona erdi.

Etkinlik, yürüyüş ve forumdaki coşkunun taşındığı Bandista konseri ile son buldu.

TTB Merkez Konseyi, yürüyüş ve forum sonrası önüne koyacağı programı, hekimler ve kamuoyu ile paylaşacak.

TTB Merkez Konseyi Başkanı Prof. Dr. Şebnem Korur Fincancı tarafından yapılan açıklama şöyle:

Mevcut Sağlık Sistemi Çöktü!

Geçmişimizden Aldığımız Güç, Geleceğimize Olan İnancımızla Toplumsal Sağlık Mücadelesine!

Sağlık Bakanı'ndan ilk randevuyu talep ettiğimizden bu yana tam 390 günün geçtiği bugün, Türkiye tarihinin en büyük ekonomik ve siyasal krizlerinden birisi yaşanmaktadır. Bu krizin en görünür biçimde yansıdığı alan sağlık alanıdır. Sağlık Bakanı ise sağlıkla ilgili sorunları sağlık emekçilerinin, hekimlerin temsilcileriyle konuşmaktan sürekli kaçmaktadır. Sağlıkla ilgili sorunları yalnızca tweet atarak, sayılarla oynayarak çözeceğini zannedenler; bilim insanlarını, sağlık emekçilerini, hekimleri dinlemeyenler, bugün sağlık sistemindeki bu kötü gidiş nedeniyle kaybettiğimiz her canımızın da sorumlusudurlar.

Sağlığı alınıp satılan bir metaya; hastaneleri işletmeye; hastaları müşteriye ve sağlık emekçilerini köleye çeviren "Sağlıkta Dönüşüm Programı", gelinen aşamada sağlık sistemini tamamen çökertmiştir. 5 dakikada bir verilen randevuyla sağlık ve hekimliği 5 dakikaya sığdırmaya çalışan; bir hekimin günde 100 hastaya bakmasını öngören bu sağlık sistemi, sağlık değil sağlıksızlık üretmektedir.

Tedavi edici sağlık hizmetlerine terk edilmiş, koruyucu sağlık hizmetlerini yok sayan; sevk zincirini tamamen ortadan kaldıran ve kışkırtılmış sağlık talebi yaratan bu sistem, toplumun nitelikli sağlık hizmeti alma hakkını elinden almaktadır. Sağlığa erişim giderek zorlaşmakta, ekonomik krizin derinleştiği koşullarda katkı-katılım payları ile yurttaşın cebinden giderek daha fazla para çıkmaktadır.

COVID-19 pandemisi boyunca iktidarın tercihini toplumdan yana kullanmadığı, salgının aklın ve bilimin gereklerine göre değil ekonominin ihtiyaçlarına göre yönetildiği bir sürece hepimiz tanıklık ediyoruz. COVID-19 salgını siyasal iktidar tarafından kötü yönetiliyor: Temaslı takibi yapılmamaya, etkisi olmadığı bilinen ve milyonlarca dolar verilen ilaçlar dağıtılmaya devam ediliyor. Bunun üzerine bir de her gün 200 civarında insanımızın yaşamını yitirmesine rağmen toplumda duyarsızlaşma ve kanıksanma hali yaratılıyor.

İnsanların en temel hakkı olan yaşam hakkı, yönetil(e)meyen pandemi sonucunda yurttaşların elinden alındı.  Uyarılarımıza rağmen yanlış sağlık politikalarında ısrar, pandemi sürecinde sosyal cinayetlere neden oldu. Yurttaşların, sağlık emekçilerinin ölümleri durdurulamamış; Türkiye, COVID-19'a bağlı en çok vaka ve ölümün görüldüğü ülkelerden biri olmuştur. Pandeminin halk sağlığı önemsenerek yönetilmemesi ve sağlık sisteminin iflası ile ertelenmiş sağlık hizmetlerine bağlı pek çok hastalık sonucu çok sayıda insanımızı yitirdiğimiz fazladan ölümlerin acısı da buna eklenmiştir. Toplumu, yerel yönetimleri, emek-meslek örgütlerini, bilim insanlarını, uzmanlık derneklerini, demokratik kitle örgütlerini salgınla mücadele sürecine dahil etmeyerek pandeminin yıkıcı sonuçlarının önüne geçmemiş iktidar, fazladan ölümlerin sorumlusudur. Haziran ayında açıklanması gereken TÜİK 2020 Ölüm ve Ölüm Nedeni İstatistikleri 5 aydır açıklanmazken, tüm bu ölümlerin sorumlularından biri olan Sağlık Bakanı ölümlerin, resmi sayıların 3 katı olduğunu söyleyerek salgını yönet(e)memeyi/ sosyal cinayeti itiraf etmiştir.

Pandeminin katmerleştirdiği sağlık çalışanların çalışma koşullarında artan zorluklar ve ekonomik kriz özlük hakları ile ilgili büyük kayıplara neden olmuştur. Siyasal iktidar sağlık hizmetlerini üreten hekimleri ve sağlık çalışanlarını yok saymakta, tercihini sermayeden yana kullanmaktadır. Tüm toplumsal kesimler gibi biz de geçinemiyoruz. Bugün bir uzman hekimin yalın maaşı 5500 lira, pratisyen hekimin ise 4500 lira civarındadır. Aldığımız maaşlar emekliliğe de yansımamakta; Bağ-Kur'a bağlı bir hekim, emekliliğinde asgari ücretin dahi altında maaş almaktadır.

Tüm bu olumsuz tabloya karşı "Karanlığa Karşı; Önlüğümüzün Beyazına, Özlük Haklarımıza, Halkın Sağlık Hakkına Sahip Çıkıyoruz- Emek Bizim-Söz Bizim" diyerek 23 Kasım'da İstanbul'da başlattığımız yürüyüş ile Türk Tabipleri Birliği (TTB) Merkez Konseyi üyeleri, Tabip Odaları yöneticileri ve üyelerinden oluşan temsili heyet Kocaeli, Bursa ve Eskişehir'de meslektaşlarımızla, sağlık çalışanlarıyla, toplumla buluştuktan sonra bugün burada, Ankara'da, yedi bölgemizden ve tüm illerimizden gelen hekimler ve sağlık emekçileri ile BEYAZ FORUM gerçekleştireceğiz. Hep birlikte önümüzdeki dönemde daha iyi bir sağlık ortamı ve daha güzel bir gelecek için birlikte mücadelenin yolunu açacağız. Sağlıkta özelleştirmeci, piyasacı politikaların durdurulması, sağlık hizmetlerinin toplumsal bir anlayışla yeniden inşa edilmesi, sermayeye değil sağlığa bütçe ayrılması için önerilerimizi, taleplerimizi ve mücadele yöntemlerimizi hep beraber konuşacağız.

Yaşama adanmış bir mesleğin onurlu üyeleri olarak mesleğimizi değersizleştiren, hakkımızı gasp eden bu bozuk düzene karşı alternatifsiz değiliz. Bize dayatılan bu koşullar kader değildir.

Beyaz yürüyüş boyunca ifade ettiğimiz taleplerimizi bir kez daha yineliyoruz:

  1. Sadece hekimler için değil tüm sağlık emekçileri için insanca yaşayacağımız emekliliğe yansıyan temel ücret istiyoruz.
  2. Performans sisteminin kaldırılmasını, döner sermaye uygulamasına son verilmesini, sabit maaşımızın bunlara muhtaç etmeyecek, emekliliğe yansıyacak şekilde düzenlenmesi istiyoruz.
  3. Çalışma koşullarımızın iyileştirilmesi, insanca çalışma süreleri istiyoruz.
  4. 7200 ek gösterge ve tüm sağlık emekçilerine pandemide çalışılan her yıl için 120 gün yıpranma payı istiyoruz.
  5. Sağlıkta şiddete karşı caydırıcı, içi boşaltılmamış, uygulanan bir yasa istiyoruz.
  6. KHK ve güvenlik soruşturmaları ile işinden alı konulmuş tüm sağlık çalışanlarının derhal işlerine başlatılmasını istiyoruz.
  7. Şehir hastanelerinin kamulaştırılmasını istiyoruz.
  8. Herkese eşit, parasız, nitelikli, ulaşılabilir, anadilinde sağlık hizmetinin sunulduğu basamaklandırılmış bir sağlık sisteminde çalışmak istiyoruz.
  9. Sağlık Bakanlığı, yabancı uyruklu, YÖK kadrosu ayrımı yapılmaksızın tüm asistanların emeklerinin karşılığını aldığı; çekirdek eğitim müfredatına uygun, asistan hekimlerin tüm süreçlerde söz sahibi olduğu bir uzmanlık eğitimi istiyoruz.
  10. Özgür, özerk, eşitlikçi, demokratik üniversite ve tıp fakülteleri; nitelikli tıp eğitimi istiyoruz. İntörn hekimlerin en az asgari ücret ve sigorta ile çalıştırılmasını istiyoruz.
  11. Sağlık alanındaki yöneticilerden kaynaklı mobbingin son bulmasını, liyakata dayalı atamaların yapılmasını istiyoruz.
  12. Özel hastanelere değil kamu hastanelerine bütçe ayrılmasını istiyoruz.
  13. Hiçbir insani ve bilimsel temeli olmayan 5 dakikada bir muayene dayatmasına son verilmesini; hastalarımıza en az 20 dakika ayırabildiğimiz bir sağlık sistemi istiyoruz.
  14. Aile hekimliği ceza yönetmeliğinin geri çekilmesini, 1. basamak sağlık sisteminin bölge tabanlı olacak şekilde yeniden düzenlenmesini istiyoruz.
  15. Özel hastanelerde hekim ve sağlık emekçilerin fazla çalıştırılmasına ve ciro baskısına son verilmesini istiyoruz.
  16. COVID-19'un illiyet bağı aranmaksızın meslek hastalığı sayılmasını istiyoruz.
  17. Sağlığın olmazsa olmazı barışçıl ve demokratik bir ortamdır. Adaletsizliğin, antidemoktratik uygulamaların son bulduğu, toplum sağlığının önemsendiği demokratik bir ortamda çalışmak istiyoruz.

 

Bizler binlerce yıl bu topraklarda hekimlik değerlerine bağlı olarak iyi hekimlik yaptık, yapmaya devam edeceğiz. Toplumsal bir sağlık sistemi mümkün diyoruz. Mesleğimizin itibarsızlaştırılmasına, emeğimizin ucuzlatılmasına ve düşük ücretlere, kötü-çalışma koşullarına, ticarileşmiş sağlık hizmetlerine karşı geçmişimizden aldığımız güç ve geleceğe olan inancımızla mücadele etmeye devam edeceğiz. (BSHA – Bilim ve Sağlık Haber Ajansı)

 

Beyinsel İşitme Felsefesi

Posted: 30 Nov 2021 05:03 AM PST

Beyinsel İşitme Felsefesi. İşitme sağlığında beyinsel işitmenin önemi her yıl yapılan araştırmalarla ortaya konuyor. Beyinsel işitmenin 25 yılı aşkın süredir işitme cihazlarının ana merkezini oluşturduğunu söyleyen Oticon Şef Odyolog'u Thomas Behrens, "İşimizin tam merkezine aldığımız beyinsel işitme teknolojisi ile işitme sorununun beyin sorununa dönüşmesini engelliyoruz. Geliştirdiğimiz yeni teknolojiler ile beyine daha fazla ses perspektifi sunarak, beynin sesleri anlamlandırması için ihtiyacı olan tüm seslere erişmesini sağlıyoruz. İşitme kaybı olan bireyler bu yeni teknolojiler sayesinde daha az eforla, daha fazla duyabiliyor, anlayabiliyor ve hatırlayabiliyorlar" açıklamasında bulundu.

Son zamanlarda yapılan araştırmalar ve Lancet akademi dergisinde yayınlanan iki büyük bilimsel makalenin işitme kaybının Alzheimer hastalığı için risk faktörü olduğunu söyleyen Thomas Behrens, "Bu araştırmalar bize gösteriyor ki, işitme kaybı olduğunda beynin sesi anlamlandırmak için harcadığı daha fazla çaba, daha hızlı bilişsel gerileme gibi sonuçlara yol açabiliyor. Diğer yandan tedavi edilmeyen işitme kaybı sosyal izolasyonu artırıyor ve bu sosyal izolasyon da yine bilişsel gerilemeyi hızlandırıyor. Özellikle bu durum işitme kaybının başladığı 50'li yaşlardan sonra etkisini zamanla arttırıyor. Burada önemli olan diğer bir husus da 50 yaş üstü bireyler için işitme testlerinin yıllık olarak yaptırılması. Eğer bir işitme kaybı varsa bir an evvel tanının konulması ve tedaviye başlanması Alzheimer gibi birçok hastalığın önüne geçebilmede büyük önem taşıyor" dedi.

Cihazlarda derin nöral ağ teknolojisi kullanılıyor

Beyinsel işitme felsefesi ile geliştirilen her cihazın, kullanıcıların ailesi ve sevdikleriyle iletişim kurmalarına yardımcı olduğunu söyleyen Oticon Şef Odyolog'u Thomas Behrens, "Geliştirdiğimiz yenilikler ile beynin doğal çalışmasına yardımcı olarak kullanıcılarımıza doğal bir işitme deneyimi sağlıyoruz. Özellikle işitme kaybını tedavi etmek için kullanılan işitme cihazlarındaki teknolojilerde son 3 yılda büyük bir ilerleme kaydettik. İşitme cihazı kullanan bireylere konfor alanı yaratmak önceliğimiz arasında yer alıyor ve bu kapsamda çalışmalarımıza yön veriyoruz" şeklinde konuştu. Karmaşık ve gürültülü ortamlarda işitme cihazı kullanıcılarına daha net sesler iletmek ve sesleri tanımak için cihazlarda derin nöral ağ teknolojisi kullandıklarının altını çizen Bahrens,"Böylece sesi daha net bir şekilde iletirken, bireyin işitme kaybını da göz önünde bulundurarak sesi mümkün olduğunca duyulabilir hale getirmek için çalışıyoruz" dedi. (BSHA – Bilim ve Sağlık Haber Ajansı)

İşitme Cihazı Hakkında Merak Edilenler ?

Posted: 29 Nov 2021 11:44 AM PST

İşitme Cihazı Hakkında Merak Edilenler ? Kulak sağlığı, yaşam kalitesini belirleyen en temel unsurlarından biri olarak kritik önem taşıyor. Kulak sağlığı konusunda farkındalığı artırmaya yönelik değerli projelere imza atan May İşitme Cihazları uzmanları, bu konuda yanlış bilinenleri 10 maddede sıraladı:

 Yanlış: Kulak yıkanmamalı, yıkanması durumunda alışkanlık haline gelir.

Doğru: Kulakta birikmiş kulak kirleri zaman içerisinde temizlenmelidir. Temizlenmemeleri durumunda daha fazla birikerek işitme kaybına sebep olabilir. İşitme cihazı kullanıyorsanız kulakta biriken kir işitme cihazınızdan sağlayacağınız performansı etkileyerek daha az duymanıza sebep olabilir. Kulağınızda kir birikmesi durumunda KBB hekimleri tarafından temizliği yapılmalıdır.

Yanlış: Duyuyorum ama anlamıyorum, işitme kaybım o kadar da kötü değil o yüzden işitme cihazına ihtiyacım yok.

Doğru: İşitme kaybının en sık belirtilerinden biri de 'Duyuyorum ama anlamıyorum' şeklindeki şikayetlerdir. Bu tarz şikayetleriniz var ise hafif derecede bile olsa işitme kaybınız olabilir. Bu da günlük hayatta bazı sorunlara yol açabilir. Örneğin, insanlardan kendilerini tekrar etmelerini istemek zorunda kalabilirsiniz. Kalabalık ortamlarda veya birden fazla kişi aynı anda konuştuğunda konuşmaları anlayamayabilirsiniz. Çevrenizdekiler veya aileniz televizyonun sesini çok açtığınızda, bu durumdan şikayetçi olabilir. İşitme kaybınızın derecesi ne olursa olsun, işitme yeteneğinizdeki azalma, konuşmaları anlama ve ayırt etme becerilerinizi olumsuz etkileyeceğinden, bu durumu fark ettiğiniz anda yardım almak için bir işitme uzmanıyla iletişime geçin.

Yanlış: İşitme cihazı takmak işitmeye daha fazla zarar verebilir.

Doğru: Uzun süreli işitme kayıplarında yüksek şiddetteki bir ses, işitme kayıplı kişiler tarafından daha düşük şiddette algılanmaktadır. Klima, bilgisayar gibi cihazların çok hafif düzeydeki çalışma sesleri bu kişiler tarafından duyulamamaktadır. Beyindeki işitme merkezi, işitme kaybının meydana getirdiği bu değişiklikleri 'yeni normali' olarak kabul etmiştir. İlk defa cihaz takıldığında ise kişiler bu sesleri normal işiten bireyler gibi duymasına rağmen kendisine çok yüksek geldiğini düşünmektedir. Bu durumda kişinin işitme cihazının işitmesine zarar verdiğini düşünmesine sebep olabilir. Oysaki kişinin işitme kaybına göre doğru ayarlanmış dijital işitme cihazları sesleri kişinin duyabileceği düzeyde vermektedir.

Yanlış: İşitme cihazlarının hepsi aynıdır, birinden memnun kalmadıysam diğerlerinden de memnun kalmam.

Doğru: Birçok farklı marka ve yüzlerce işitme cihazı modeli bulunmaktadır. Kendiniz için uygun olmayan bir işitme cihazı denemiş olabilirsiniz. Sizin için en uygun işitme cihazı, işitme uzmanları tarafından cihazların model seçenekleri, teknik özellikleri ve işitme kaybınızın derecesi dikkate alınarak belirlenmelidir. Cihazınız üzerinde işitme kaybınıza uygun bir ayar yapıldıktan sonra sizlere faydalı ve konforlu bir kullanım sağlanacaktır.

Yanlış: İşitme cihazını sadece yaşlılar kullanmaktadır.

Doğru: İşitme cihazları, işitme kaybına sahip her birey tarafından kullanılması gereken işitmeye yardımcı aletlerdir. İşitme kaybı yaşlanmayla beraber meydana gelebileceği gibi doğuştan, ateşli hastalık sonrasında veya kaza/travma gibi işitmeyi etkileyebilecek nedenlerden dolayı meydana gelebilir. Bu nedenle işitme ile ilgili problem yaşayan herkesin daha iyi duyabilmesi için işitme cihazı kullanması gereklidir.

Yanlış: Kulak çınlamasının tedavisi yoktur.

Doğru: Kulak çınlaması birçok sebepten ortaya çıkabileceği gibi kesinleşmiş bir ilaç tedavisi yoktur. İşitme kaybına bağlı olarak ortaya çıkan çınlama problemlerinde doğru işitme cihazları, düzgün kullanım ile beraber çözüm olabilmektedir.

Yanlış: İşitme cihazlarının görüntüsü kaba ve rahatsız edicidir.

Doğru: Yakın zamana kadar işitme cihazları kaba ve büyük bir görüntüye sahipti. Bu görünüşleri de kullanıcıları rahatsız etmekteydi. Gelişen teknolojiyle beraber cihazlar artık daha küçük ve kullanışlı hale gelmiştir. Bir işitme uzmanı ile beraber kişisel ihtiyaçlarınız ve işitme kaybınıza göre sizler için en uygun ve kullanışlı işitme cihazının seçimine karar verebilirsiniz.

Yanlış: Tek cihaz kullanmak yeterlidir, iki işitme cihazı kullanmak gereksizdir.

Doğru: İnsan vücudunda çift sayıda bulunan organlar birbirleri ile uyum içerisinde çalışmaktadırlar. Örneğin; çift göz ile görmek ile tek göz ile görmek birbirinden farklıdır. Çift göz ile birlikte daha net ve geniş açılı bir görüş sağlarız. Her iki kulak ile duymak da bu duruma benzer. İşitme kaybımızın her iki kulakta olduğu durumlarda; sesleri daha gür ve net duyabilmek için ve seslerin geldiği yönleri görmeden de ayırt edebilmek için her iki kulağımızda da işitme cihazı kullanmamız gerekmektedir.

Yanlış: İşitme cihazları çok pahalıdır.

Doğru: İşitme cihazlarının marka, model ve teknik özelliklerine göre fiyatları değişmektedir. Maliyetten korktuğunuz için bir işitme uzmanı ile iletişim kurmaktan kaçınmayın. Sizin için bütçenize uygun mükemmel bir işitme cihazı bulmanıza İstanbul geneline yayılmış tüm şubelerimizde yardımcı olabiliriz. (BSHA – Bilim ve Sağlık Haber Ajansı)

 

Horlamaya Çözüm

Posted: 29 Nov 2021 05:47 AM PST

Horlama tedavisi

Horlamaya Çözüm !  Horlama, uyku ve yaşam kalitesini engelleyen sorunların başında geliyor. Horlama şikayeti olan kişilerin sabahları fazlasıyla yorgun, halsiz ve kalitesiz uykuyla güne başladıklarını belirten Kardiyoloji Uzmanı Dr. Hamit Çelik, bu rahatsızlığın 'Su Diyeti' ile kişinin kilosuna bağlı olarak 1 – 4 aylık süre içinde ve yüzde 95'in üzerinde başarı oranıyla tedavi edilebileceğini ifade ediyor.

 Dr. Hamit Çelik, 'Su Diyeti'nde en önemli kriterin vücudun yeme alışkanlığının resetlemesi olduğunu vurgulayarak kişinin susadığı kadar suyun yanında bal, pekmez, portakal, roka gibi besinler ile vücuttaki ağır metallerinden arınmasını sağlayan vitamin ve minerallerin tercih edilmesi gerektiğini söylüyor. Çelik, "Hastalarda ilk 15 günde horlama şikayeti azalıyor, diyet sonunda tamamen horlamadan kurtulmuş oluyorlar. Diyetin ardından da kişiye özel besin programı uygulanması son derece önemli." dedi.

 Kardiyoloji Uzmanı Dr. Hamit Çelik, sık karşılaşılan horlama sorununa karşı uygulanan 'Su Diyeti' hakkında önemli bilgiler paylaştı.

horlama tedavisi

Horlama ilişkilere de zarar veriyor

 Horlamanın Türkiye'de ve dünyada tedavisinin olmadığını vurgulayan Kardiyoloji Uzmanı Dr. Hamit Çelik, "Horlama rahatsızlığı olan bireyler genelde 7 – 15 yıl süresince şikayetleri devam ediyor, doktora başvursalar dahi bu probleme çare bulamıyorlar. Sabah da fazlasıyla yorgun, halsiz ve kalitesiz bir uykuyla güne başlıyorlar. Genelde bu kişiler ikili ilişkilerinde de sorun yaşıyor. Aynı evde, uyudukları odayı da ayırmak zorunda kalıyorlar. Normalde en faydalı tedavi gece uyumadan önce cpap cihazı kullanımı olarak kabul ediliyor, hastalar gece cihaz kullanarak uyuyorlar ancak onunla uyumak da çok zor oluyor." dedi.

 'Su Diyeti' ile horlamadan kurtulmak mümkün

Horlama rahatsızlığına çözüm bulmak için araştırmalar yaptığını belirten Çelik, "Hangi kiloda olursa olsun su diyeti uyguladığımız her hasta, sadece bir aylık süreç içinde horlama sorunundan yüzde 95'in üzerinde kurtulabiliyor. Bu diyette kişiye susadığı kadar su içmesini tavsiye ediyoruz. Yanında da diyete devamlılık sağlaması için tek bir besin öneriyoruz. Bu besin bal, pekmez, maydanoz, roka, portakal, elma veya meyve suyu olabiliyor. Yalnız hasta bunların hepsini değil aralarından sadece birini kullanıyor." ifadelerini kullandı.

Diyet süresi hastanın kilosuna bağlı değişiyor

Hastanın kilosuna bağlı olarak diyetin en az 30 gün sürdüğünü ifade eden Çelik, "Bu süre 60, 90 ve 120 güne kadar çıkabiliyor. Diyete başladıktan sonra hasta sürekli olarak kontrolümüz altında oluyor. 3 ve 4 günde bir sürekli iletişim halinde oluyoruz. Bu diyette asıl amacımız hastanın yeme alışkanlığını resetleyerek öncelikle vücudundaki bütün ağır metallerden kurtarıyoruz, toksinler, artık maddeler, bakteri, parazit ve mantarlar temizleniyor. Dolayısıyla vücut, bu artık maddelerden arındığı için toparlanıyor, organlar dinlenmiş oluyor, organ yetmezliği ortadan kalkmış oluyor ve fabrika ayarlarına geri dönmüş oluyor." diye konuştu.

Su diyetinin en önemli kriteri 'açlık'

Uzman Dr. Hamit Çelik, 'Boğaz bölgesindeki toksinler, bakteriler, mantarlar ve ağır metallerin birikimine bağlı soluk borusu ve ses tellerinin etrafındaki mukoza yapısı kendini salıyor' dedi ve sözlerine şöyle devam etti: "Su diyetiyle vücuttaki bütün toksinler, ağır metaller atıldığı zaman boğaz kısmı kendini toparlıyor ve horlama rahatsızlığı da ortadan kalkmış oluyor. Su diyetinde en önemli kriter açlıktır. Yanında verdiğimiz besinler de açlığı sürdürebilmesini sağlıyor. Kişinin kan, böbrek ve tiroid değerleri yüksek olsa bile su diyeti ile bu değerler normal seviyesine dönmüş oluyor."

Bu besinlere dikkat!

Su diyetinde 15'nci güne yaklaşıldığında yavaş yavaş horlamanın azaldığını belirten Çelik, "Hastalar genelde bir anda horlamanın kesildiğini söylüyor. Diyet bittiğinde de hastaya beslenme programı veriliyor. Örneğin içinde un olan, rafine şeker katılan ve kızartma şeklinde hazırlanmış tüm gıdalar program dışında kalıyor. Mangalda etin üzerinde yanmadan dolayı siyah kalmış tüm yerler aslında toksindir. Bunların vücuda girmesini istemiyoruz. Bunların dışında olan her şey tüketime serbest oluyor." diye konuştu. (BSHA – Bilim ve Sağlık Haber Ajansı)

Türk Üniversiteleri Dünya Sıralamasında İlk 400’e Giremedi !

Posted: 29 Nov 2021 12:01 AM PST

Yükseköğretim Kurulu (YÖK) , Türkiye'deki üniversitelerin karnesini açıkladı. Üniversite İzleme ve Değerlendirme Raporunda üniversitelerin dünya sıralamasına ait bir link de paylaşıldı. Times Higher Education'a (THE) göre Türkiye dünya sıralamasında ilk 400 üniversite arasına giremedi. Çankaya Üniversitesi 400-500 sıralamasına girerek gururumuz oldu. Bu üniversiteyi sırasıyla, Koç, Sabancı, Bilkent ve Hacettepe Üniversiteleri izledi. 

 

 

 

YÖK’ün açıklamasında, şu ifadelere yer verildi, “Türk yükseköğretim sistemi nicel gelişimini büyük ölçüde tamamlamış ve kalite odaklı yapısal dönüşümü hedeflemektedir. Bu kapsamda "şeffaflık ve hesap verebilirlik" ilkesi, Türk yükseköğretim sistemiminin kalite odaklı dönüşümünün sağlanması ve gelişiminin sürdürülmesi için elzem koşullardan olduğu değerlendirilmektedir. Yükseköğretim kurumlarının faaliyet alanlarına ilişkin süreçlerini şeffaflık ve hesap verebilirlik ilkesi doğrultusunda yürütmesine katkı sunmak ve üniversitelere ilişkin kanıt temelli değerlendirmelerin yapılabilmesine imkan sağlamak amacıyla 2019 yılından itibaren "Üniversite İzleme ve Değerlendirme Çalışması" yürütülmektedir. Bu kapsamda her yıl bir önceki yıla ait gösterge verileri başta üniversitelerimiz olmak üzere çeşitli kaynaklardan edinilerek kamuoyu ile paylaşılmaktadır.

​4 temel alanda 45 göstergede değerlendirme yapılıyor

Üniversite İzleme ve Değerlendirme Çalışması ile üniversitelerin yürüttüğü çalışmaların tamamını kapsaması hedeflenen "Eğitim ve Öğretim", "Araştırma-Geliştirme, Proje ve Yayın", "Uluslararasılaşma", ile "Topluma Hizmet ve Sosyal Sorumluluk" temel alanlarında 45 gösterge belirlenmiştir. Ülkemizin kendine özgü şartları dikkate alınarak belirlenen göstergeler aracılığıyla üniversitelerin güçlü yönlerini ortaya koymak ve gelişime açık alanlarını desteklenmesi amaçlanmaktadır. Ayrıca çalışmanın yükseköğretim sisteminin büyük verisinin oluşturulmasına anahtar rolünün olacağı değerlendirilmektedir.

​Üniversitelerin veriye dayalı karar alma süreçlerine katkıda bulunuyor

Yükseköğretim Kurulu olarak önem atfettiğimiz izleme ve değerlendirme çalışmaları üniversiteler tarafından da yakından takip edilmektedir. Bu çerçevede kurumların izleme ve değerlendirme birimleri aracılığıyla belirlenen göstergelere ilişkin çalışmalar yürüttüklerini memnuniyetle takip etmekteyiz. Bu çalışmaların kurumların veriye dayalı karar alma süreçlerine katkıda bulunacağına ve sürdürülebilir nitel gelişimlerini destekleyeceğine inanmaktayız.

​Çalışma kapsamında her yıl iki kategoride raporlar yayımlanıyor

Üniversite İzleme ve Değerlendirme Çalışması kapsamında yıllık iki kategoride raporlar yayımlanmaktadır. Bunlardan ilki her bir üniversiteye ait "Üniversite İzleme ve Değerlendirme Raporu" ve ikincisi bu raporların analizi sonucu hazırlanan "Üniversite İzleme ve Değerlendirme Genel Raporu"dur. (BSHA – Bilim ve Sağlık Haber Ajansı)

Öğretmenler En Çok Neyden Şikayetçi ? (Özel Haber)

Posted: 28 Nov 2021 11:31 PM PST

pandemide eğitim 

Türk Eğitim Sen tarafından yapılan ankette öğretmenlerin en çok şikayetçi olduğu konular gün yüzüne çıktı. Katılımcıların yüzde 58’i Milli Eğitim Bakanlığı ve bakanlık taşra teşkilatlarında liyakatsız yöneticilerin tutum, davranış ve uygulamalarından şikayetçi oldu !

Ankete katılımcıların %52,52'si il/ilçe müdürlüklerinde en çok yaşadıkları sorun olarak liyakatsiz yöneticilerinin tutum, davranış ve uygulamaları olarak belirtmişlerdir. %22,24'ü ise hiçbir sorun yaşamadığını ifade etmiştir. "Okulunuzda/kurumunuzda en çok sorun yaşadığınız konu hangisidir?" sorusuna katılımcıların %48,76'sı okullarında hiçbir sorun yaşamadığını ifade ederken, %28,65'i ise liyakatsiz yöneticilerinin tutum, davranış ve uygulamaları olarak belirtmişlerdir. Katılımcıların %93,8'i herhangi bir sendika üyesi olduğunu ifade ederken, %6,2'si ise üye olmadığını belirtmiştir. Katılımcıların yüzde 32'si kurumunda sendikal ayrımcılığa veya siyasi, ideolojik baskıya maruz kaldığını ifade etmiştir.

Öğretmenlerin Yüzde 40’ı Tükenmişlik Sorunu Yaşıyor

Yüzde 38,6'sı mesleki tükenmişlik yapıyor, yüzde 36,9'u ise kısmen mesleki tükenmişlik yaşıyor.

Katılımcıların %93,2'si MEB'e bağlı herhangi bir kadro için mülakat uygulamasının uygulanmasını uygun bulmamaktadır. Mülakat uygulamasının uygun olmadığını ifade eden katılımcıların en çok vurguladıkları gerekçe yandaş kayırma yapılması (%,77,6), adaletsiz uygulamaya yol açması (%75,6) ve hak gaspı (%55,6) olarak ifade etmişlerdir.

Katılımcıların %39,2'si proje okullarına yönetici ve öğretmen atamasının nasıl yapılması gerektiği ile ilgili mülakatın olmadığı bir ölçme ve değerlendirme sisteminin olması gerektiğini ifade ederken, %27,2'si ise MEB öğretmen atama yer değiştirme ve yönetici atama yönetmeliğine bağlı olarak yapılması gerektiğini ifade etmişlerdir.

Katılımcıların %38,6'sı mesleki tükenmişlik yaşadığını ifade ederken, %24,5'i yaşamadığını, %36,9'u ise kısmen yaşadığını belirtmiştir.

Mesleki tükenmişlik yaşayan katılımcılar bu durumun nedeni olarak en sık vurguladıkları noktalar maaşların yetersizliği, öğretmene değer verilmemesi ve öğrenci/veli tutum ve davranışları olarak ortaya çıkmıştır.

Öğretmenlerin mesleki imajla ilgili sorunlarına yönelik bulgular

Ankete katılanlar öğretmenlik mesleğinin toplum tarafından saygın bir meslek olarak görülmediği görüşünde. Onlara göre mesleğin itibarını artırmak en çok siyasilerin elinde.

Katılımcıların %69,3'ü öğretmenlik mesleğinin toplum tarafından saygın bir meslek olarak görülmediğini düşünürken, %27,4'ü ise kısmen görüldüğünü ifade etmiştir. Mesleğin toplum tarafından saygın bir meslek olarak kabul edilmediğini düşünen katılımcıların en çok vurguladığı hususlar siyasilerin (%70,3), toplumun (%48,1) ve merkezi eğitim yöneticilerinin tutum ve davranışları (%42,7) olarak ortaya çıkmıştır.

Araştırmaya katılan katılımcıların büyük çoğunluğu mesleğin saygınlığını arttırmanın siyasilerin elinde olduğunu ifade ederken, büyük bir kısmı da merkezi eğitim yöneticilerinin elinde olduğunu vurgulamışlardır.

Katılımcıların %40,8'i öğretmenlerin mesleki imajına katkı sağlamak için MEB'in yapması gereken en önemli hususun Öğretmenlik Meslek Kanununun çıkarılması olduğunu ifade etmişlerdir.

Okullarda şiddet konusuna yönelik bulgular

Katılımcıların %27,7'si meslek hayatlarında en az bir defa şiddete maruz kaldığını ifade etmiştir. Meslek hayatında en az bir kere şiddete maruz kalmış katılımcıların %51,5'i veliler, % 27,1'i il/ilçe okul yöneticisi, %16,1'i öğrenci, %4,1'i meslektaşı olan öğretmen, %1,1'i de hizmetli, memur tarafından şiddete maruz kaldığını ifade etmiştir.

En çok maruz kaldıkları şiddet türünün ise sözlü şiddet (%58,5) olduğu ortaya çıkmıştır. Bunu %21,2 ile psikolojik şiddet, %20 ile fiziksel şiddet, %0,3 ile cinsel şiddet takip etmektedir.

Toplu sözleşme görüşmelerine yönelik bulgular

Katılımcıların %81,4'ü toplu sözleşme görüşmelerinde imza atılan ücret artışlarının beklentilerini karşılama konusunda çok yetersiz kaldığını belirtmişlerdir. %15,5'i beklentilerini karşılamada yetersiz kaldığını ifade ederken, %2,6'sı ise kısmen yeterli, %0,5'i çok yeterli vurgusunu yapmıştır. Ücret artışının beklentilerini karşılamadığını ifade eden katılımcıların %39'u bu sorumluluğun yetkili konfederasyonda olduğunu, %33'ü ise Hükümette olduğunu ifade etmişlerdir.

3600 ek gösterge meselesinin çözümünün 2022 yılı sonuna bırakılması konusunda katılımcıların %35'i hiç memnun değilim, %13,7'si memnun değilim, %30,7'si kısmen memnunum, %14'ü memnunum, %6,5'i çok memnunum cevabı vermiştir. Bu sonuç ek gösterge konusunda ivedilikle adım atılmasının gerekli olduğunu göstermektedir.

Katılımcıların %7,9'u eş durumu mağduriyeti yaşadığını belirtmiştir. Eş mağduriyeti yaşadığını ifade eden katılımcıların %39,5'i bir yıldır, %18'i iki yıl, %12,5'i üç yıl, %5,8'i dört yıl ailesinden ayrı yaşadığını belirtirken, %24,2'si ise beş yıl ve üzeri ailesinden ayrı yaşadığını vurgulamıştır.

Öğretmenlik Meslek Kanunu'nun hala çıkarılmaması eksiklik olarak görülüyor.

Katılımcıların %94,4'ü Öğretmenlik Meslek Kanunu'nun çıkarılmamasını bir eksiklik olarak görürken %5,6'sı eksiklik olarak görmemektedir. Katılımcıların Öğretmenlik Meslek Kanunundan beklentileri en çok sırasıyla; öğretmenlik mesleğinin itibarını arttırıcı ve mesleğin statüsünün sağlam zemine kavuşturulmasına yönelik düzenlemeler ile öğretmenlerin mali ve sosyal haklarının iyileştirilmesine yönelik düzenlemeler ön plana çıkmaktadır.

Türkiye’nin En Büyük Sorunu İşsizlik !

Katılımcıların Hükümetten ve Milli Eğitim Bakanı'ndan beklentileri en çok sırasıyla; öğretmenlik mesleğinin saygınlığının geri kazandırılması (%71,7), öğretmenlerin ücret sorunlarının çözülmesi (%,58,1) 3600 ek gösterge sözünün yerine getirilmesi (%55,4) ve Öğretmenlik Meslek Kanunu'nun çıkarılması (%40) olarak belirtilmiştir. Türkiye'nin en büyük sorununu ekonomik sorunlar ve işsizlik olarak görüyorlar. Bunu kadrolaşma ve liyakatsizlik takip ediyor. Katılımcıların %42,7'sine göre Türkiye'nin en büyük sorunu ekonomik sorunlar ve işsizlik olarak ifade edilmiştir. Bunu %18,6 ile kadrolaşma ve liyakatsizlik, %12,9 ile adaletsiz uygulamalar, % 9,4 ile eğitim alanında yaşanan sorunlar olarak belirtilmiştir. (BSHA – Bilim ve Sağlık Haber Ajansı)

Anket Hakkında Daha Fazla Bilgi İçin 

ALS Hastalığı Tedavisinde Farklı Bir Metot Çalışılacak

Posted: 28 Nov 2021 09:30 PM PST

ALS hastalığı tedavisi. İzmir Kâtip Çelebi Üniversitesi (İKÇÜ) Mühendislik-Mimarlık Fakültesi öğretim üyesi,  İKÇÜ Merkezi Araştırma Laboratuvarları Uygulama ve Araştırma Merkezi Müdür Yardımcısı Dr. Öğretim Üyesi Nusret Kaya, ALS (Amyotrofik Lateral Skleroz) hastalığının tedavisi için yaptığı proje ile  Japonya'nın en saygın ilaç firması Takeda Bilim Vakfı tarafından desteklenmeye layık görüldü.

Dr. Öğretim Üyesi Nusret Kaya, ALS hastalığı tedavisinde, kan beyin bariyerini aşabilecek yeni bir metot geliştirdiği projesinin laboratuvar çalışmalarını Japonya'da bulunan Kumamoto Ünivesitesi, Eczacılık Fakültesinde yapacak. 15 aylık labortauvar çalışmaları için destek alan Dr. Öğr. Üyesi Kaya'ya, Takeda Bilim Vakfı Mütevelli Heyet Başkanı Yuji Iizawa tarafından "Seçici Kurul tarafından yapılan tavsiyeye dayanarak, ALS tedavisi için yeni nanopartiküllerin geliştirilmesi çalışmanız 2022 mali yılı için Uluslararası Burs Programımızın bir üyesi olarak kabul edildiğinizi bildirmekten mutluluk duyuyoruz." açıklaması gönderildi. Dr. Öğretim Üyesi Nusret Kaya, çalışmasının desteklenmesi ile ilgili memnuniyetini paylaşırken " Elde edilecek hibrit ilaç etken maddesi, AuNP’ler yardımı ile kan-beyin bariyerini geçebilir ve serebral sıvıya kolayca yerleşebilir. Bu sayede ALS tedavisinde en önemli reaksiyon basamağı olan radikalik tepkimenin başlatılması amaçlanmıştır. Proje Japonya'da bulunan Kumamoto Ünivesitesi, Eczacılık Fakültesinde gerçekleştirilecektir."dedi. Kaya İKÇÜ'lü bilim insanı olarak Japonya'da geliştirilecekleri çalışmaları, Türkiye'ye taşıma hedefinde olduklarını ifade etti. (BSHA – Bilim ve Sağlık Haber Ajansı)

Post a Comment

Previous Post Next Post