Bilim ve Sağlık Haber Ajansı

Bilim ve Sağlık Haber Ajansı


TÜSAD Hekimleri Kovid-19’da Yeni Dönem Hakkında Konuştu!

Posted: 22 Mar 2022 05:52 AM PDT

TÜSAD Hekimlerinden Kovid-19 Önlemlerinin Kaldırılmasına Tepki!

Kovid-19 kurallarından birçoğu kaldırıldı. Artık açık havada maske zorunluluğu ve HES kodu sorgulaması sona erdi. Peki TÜSAD hekimleri bu konuda ne düşünüyor? Göğüs Hastalıkları Ana Bilim Dalı’ndan Prof Dr. Can Öztürk Kovid-19 ile mücadelede yeni dönem getirilmesi hakkında konuştu.

 

 

Kovid-19 önlemlerinin kaldırılmasına yönelik yeni uygulamanın tartışmaya çok açık olduğunu söyleyen TÜSAD Hekimlerinden Can Öztürk, "Sayın Fahrettin Koca tarafından açıklanan koronavirüse yönelik toplumsal boyutta uygulanan önlemlerin  bir çoğunun kaldırılmasına yönelik, yeni uygulama gerçekten tartışmaya çok açık bazı noktalar içeriyor. Bunların başında da kapalı ortamlardaki maske konusunda getirilen yeni düzenlemeler… Şimdi kapalı ortamlarda maske takılması konusunda, havalandırmanın iyi olması gibi bir kriterden bahsediliyor. Ama bunu kim değerlendirecek? Bu kriterin objektif bir değerlendirme parametresi var mıdır,yok mudur? Açıkçası bunlara hiç değinilmemiş. Zaten ölçülmesi de çok mümkün değil. Bunun uygulanabilir tarafı yok. Sonuçta havalandırmanın iyi olup olmadığına, örneğin iş yerleri için iş yeri sahipleri,kurumlar için kurum yöneticileri, onun dışında da diğer ortamların yetkilileri, görevlileri karar verecektir. Böyle bir uygulama ciddi anlamda tartışmaya açık bir hale geliyor" diyerek kapalı ortamlarda maske takılmamasının uygulanabilir bir tarafı olmadığını söyledi.

TÜSAD Hekimlerinden Kovid-19 Önlemlerinin Kaldırılmasına Tepki!

KAPALI ORTAMLARDA HAVALANDIRMANIN YANI SIRA GEÇİRİLEN SÜRE ÖNEMLİ!

Kapalı ortamlarda geçirilen sürenin pandeminin başından bu yana göz ardı edildiğine değinen Öztürk "Bu noktada bir şey göz ardı ediliyor. Özellikle onu vurgulamak istiyorum. Kapalı ortamlarda mesafe önemli bir kavram ama, en azından restoranlarda, cafelerde ve diğer insanların birlikte vakit geçirdiği ortamlarda mesafenin korunduğunu kimse söyleyemez. Bu mümkün değil ve onun ötesinde maske zaten takılmayacak denilmiş. Pandeminin başından beri çok önemli olduğu halde dikkate alınmayan, ortam havalandırılmasıyla birlikte bence ön planda tutulması gereken şey, orada geçirilen süreydi. Kapalı mekanlarda bir kişinin yarım saat süre geçirmesiyle,3 5 saat süre geçirmesi arasında virüse maruz kalma, eğer maruz kaldıysa aldığı virüs açısından gerçekten büyük bir fark oluşturuyor. Dolayısı ile en azından bu konuda bir vurgulama yapılması gerektiğini düşünüyorum. İnsanların bu konuda bilgili olmasını beklemek durumunda değiliz. Ama kişisel korunmalarına önem veren kişiler için en azından geçirilen sürenin önemli olduğunu vurgulamamız gerektiğini düşünüyorum.

POZİTİF OLAN KİŞİLERE ŞU AŞAMADA ÖZGÜRLÜK GETİRİLMİŞ OLDU!

HES kodu sorgulamasının bir zamandan sonra anlamını yitirdiğini belirten Can Öztürk "Kapalı ortamlar ile ilgili uygulamalarda bazı Avrupa ülkelerinde özellikle bu kısıtlama kalktı. Benim bildiğim Fransa’da, Almanya’da kapalı mekanlarda maske zorunluluğu bir süre önce kaldırıldı. Ancak Fransa’da kapalı ortamlara girildiğinde muhakkak aşı sorgulaması yapılıyor. Aynen HES kodu gibi kişinin kapalı mekana girerken, cep telefonundan aşı durumu ve tam doz aşılı olup olmadığı sorgulanıyor. Bizde  zaten HES koduna hiç entegre edilmedi. Sonuçta yapılmalıydı bence bu ,yani HES kodu da bir zamandan sonra anlamını kaybetmeye başladı ve hiçbir zaman entegre edilmedi. Burada tabii ki şu olacak, koronavirüs açısından pozitif olan birisi kendi HES kodu sorgulamasında, pozitif olduğu için en azından bu 7 günlük süreç içerisinde alışveriş merkezlerine ve diğer ciddi kontrol yapılan yerlere giremiyordu. Şimdi her yere girebilecek. Esasında bakarsak pozitif olan kişilere şu aşamada çok ciddi bir özgürlük getirilmiş oldu. 5 7 günlük toplu mekanlara giriş kısıtlamaları ortadan kaldırılmış oldu. Bu noktada mağdur olan insanlar olacak. Bu bakımdan kapalı mekanlarda insanların daha çok temkinli olması gerekiyor ve şu aşamada kendi önlemlerini almaları zorunlu olarak duruyor" dedi.

 (BSHA – Bilim ve Sağlık Haber Ajansı)

Hamilelikte En Sık Yaşanan Sorunlar!

Posted: 22 Mar 2022 03:07 AM PDT

Hamilelikte En Sık Yaşanan Sorunlar!

Hamilelik anne adaylarında büyük bir heyecan yaratsa da bazı problemleri de beraberinde getiriyor. Bu problemler sırt ağrısı, bulantı ve kusma, mide ekşimesi, hazımsızlık, gaz sancıları, sık idrara çıkma olabiliyor.

Hamilelikte En Sık Yaşanan Sorunlar!Ağırlık artışının yanı sıra vücut kimyasında ve işlevlerinde oluşan değişimler nedeniyle; kalp daha fazla çalışıyor, vücut ısısı yükseliyor ve salgılar artıyor, eklemler ile bağlar daha esnek hale geliyor. Anne adayı bir yandan bu 'yeni normal' sürece alışmaya çalışırken, diğer yandan hormonal etkiler sonucu artan yorgunluğun yanı sıra fiziksel değişimler ve ebeveynlik konusundaki kaygılarla da mücadele ediyor.  Doğum Uzmanı Dr. Semavi Ulusoy, anne adaylarının alacakları bazı önlemlerle hamilelik sürecinde yaşanan ve yaşam kalitesini düşürebilecek boyutlara ulaşabilen sorunlarla daha kolay baş edilebileceklerine dikkat  çekerek, "Ancak aldığınız önlemlere rağmen sorunlarınız hafiflemiyorsa, hem sizin hem bebeğinizin bu süreci daha rahat ve sağlıklı geçirmeniz için doktorunuza danışmayı ihmal etmeyin" diyor.

Bulantı ve kusma

Hormonal etkiler nedeniyle hamileliğin başlangıcında kokulara hassasiyet yüksek oluyor. “Sabah bulantısı” olarak bilinen bu tablo, hamileliğin ilerlemesiyle birlikte genellikle azalıyor. Bulantı ve kusma sorunu çoğunlukla zararsız olsa da, kilo kaybına yol açıyor ve sıvı alımında ciddi kısıtlanmaya sebep oluyorsa, sağlık kuruluşuna başvurmanızı gerektiriyor.

Ne yapmalı?
  • Susuz kalmamak için bol sıvı almaya çalışın. Soda ve maden suyu gibi içecekler elektrolit içerikleri nedeniyle kendinizi iyi hissetmenize yardımcı olacaklardır.
  • Az yağlı ve kolay sindirilebilir besinler tüketin. Midenizi boş tutmamak adına az ve sık yemek yemeye çalışın.
  • Uyandığınızda mideniz bulanıyorsa, kalkmadan önce atıştırmak için yatağınızın başucunda kraker bulundurun. Tansiyonunuzun dengelenmesi için yatakta 15 saniye oturun, sonra ayağa kalkın.
  • Temiz hava almak, bulantı ve kusma sorunlarında her zaman yardımcı oluyor.
  • Kısa yürüyüşler yapmanız veya pencere açıkken uyumanız da fayda sağlayabiliyor.
Sırt ağrısı 

Hamilelikte en sık yaşanan sorunlardan biri, sırt ağrısı oluyor. Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Dr. Semavi Ulusoy, alınan ekstra kiloların vücudun ağırlık merkezinin değişmesine ve alt sırt kaslarında gerginliğe neden olabildiğini belirterek, "Bu tablo da kasların sertleşmesi ve ağrımasıyla sonuçlanabiliyor" diyor.

  • Sırtınızı desteklemek için bacaklarınızın arasına bir yastık koyarak yan yatın.
  • Sert yatakta uyumak, yumuşak yatakta uyumaktan daha iyi gelecektir.
  • Yüksek topuklu ayakkabılar sırtınızda daha fazla yük oluşturduğu için alçak topuklu ayakkabıları tercih edin.
  • Bel seviyesinin altındaki nesneleri kaldırırken dizlerinizi bükün ve sırtınız yerine bacaklarınızı kullanın. Çevrenizden yardım istemekten de çekinmeyin.
  • Düzenli yapacağınız egzersizler, kasları güçlendirmeye ve doğru postürü sağlamaya destek olacaktır.  
Mide ekşimesi ve hazımsızlık

Hamilelik hormonlarının etkisiyle mide duvarında bulunan düz kasların gevşemesi sonucu mide içeriği bağırsaklara normalden daha uzun sürede iletiliyor. Midenin asitli içeriğe daha uzun süre maruz kalması nedeniyle de sıklıkla; midede yanma, kaynama, ekşime, şişkinlik, gaz oluşumu ve hazımsızlık gibi sorunlar gelişiyor.

Hamilelikte En Sık Yaşanan Sorunlar!

  • Günde üç büyük öğün yemek yerine, daha küçük porsiyonlar halinde daha sık yiyin.
  • Yemeğinizi iyice çiğneyerek, acele etmeden yavaşça tüketin
  • Hamilelikten önce midenizi rahatsız eden besinlerin hamilelikte çok daha fazla rahatsız edeceğini aklınızdan çıkarmayın. Dolayısıyla hamile kalmadan önce bu sorununuzla ilgili mutlaka tedavi olun.
  • Aşırı yağlı yiyecekler ve kızartmalardan kaçının.
  • Tatlı, gazlı ve meyveli içeceklerden (portakal suyu, nar suyu gibi) uzak durun.
  • Hazmı kolaylaştıracağı için sodayı yemek sonrasında tüketebilirsiniz. Ancak dikkat! Yüksek oranda tuz içermeleri nedeniyle 20. haftadan sonra günde en fazla bir kez içebilirsiniz.
  • Yemek ile yatma vakti arasında en az 2 saat olmasına dikkat edin.
  • Yastığınızı yükseltmek, mide içeriğinin yemek borusuna geri kaçmasını azaltacağı için hayatınızı oldukça kolaylaştıracaktır.
Kabızlık, gaz sancıları, hemoroit

Kabızlık, gaz sancıları ve hemoroit sorunları; hormonal değişimlere ve reçete edilen demir ile vitamin ilaçlarına bağlı olarak hamilelikte sıkça yaşanabiliyor. Hamileliğin ilerlemesiyle birlikte ağırlaşan ve büyüyen rahmin kalın bağırsak ile pelviste bulunan toplardamarlara baskı yapması da bu problemlerin oluşmasında önemli bir rol oynuyor.

  • Bol sıvı ve lifli besinler tüketmeyi alışkanlık haline getirin. Mevsim sebzeleri, tam tahıllı ekmek ve kepekli tahıllar, bağırsak hareketlerinin azalmasına karşı koruyucu olacaktır.
  • Bağırsak hareketlerinin azalmasına, dolayısıyla kabızlık ve hemoroit oluşumuna yol açabilmesi nedeniyle fazla kilo almamaya dikkat edin.
  • Büyük tuvalet ihtiyacınızı gidermek için tuvalette kalış süreniz en fazla 3-4 dakika olmalı. Zira uzun süre ıkınmak ve zorlamak basur riskini artırıyor.
  • Sıcak suda oturma banyosu veya soğuk uygulama, basura bağlı ağrıyı hafifletiyor.
  • Kefir gibi probiyotikleri tüketmek şikayetlerinizi hafifletecektir.
  • Düzenli egzersiz yapmanız sindirim sisteminizin rahat çalışmasına yardımcı oluyor.
Sık idrara çıkma, idrar kaçırma

Hamilelik sırasında sık idrara çıkma sorunu pek çok nedenden kaynaklanabiliyor. Rahim büyüdükçe mesaneye baskı yapmaya başlıyor, bunun sonucunda mesane boş olsa dahi tuvalete gitme ihtiyacı hissettiriyor. Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Dr. Semavi Ulusoy, sık idrara çıkma probleminin hamileliğin 2. trimesterinde bir miktar azalabildiğini vurgulayarak, "Çünkü bu süreçte rahim artık mesaneye dayanmıyor. Ancak hamileliğin sonlarında rahmin boyutunun artmasıyla birlikte sorun tekrar başlayabiliyor. Yine bu süreçte hapşırmak veya öksürmek mesaneye baskı yaratabileceği için idrar kaçırma problemi de yaşanabiliyor" diyor.

  • Kafein daha fazla idrara çıkmanıza neden olacağı için asitli içecekleri, kahve ve çayı diyetinizden çıkarın.
  • Sizin ve bebeğinizin hayati sıvılardan mahrum kalmamanız için her gün yeterince sıvı tüketmeyi asla ihmal etmeyin.
  • Pelvik tabanını güçlendirme etkisi nedeniyle Kegel egzersizlerini her gün, sabah yataktan çıkmadan önce, 5-10 dakika uygulamaya özen gösterin.
  • İdrar kaçırma probleminiz varsa mesane eğitimi almanızda fayda var. Zira, belirli periyotlarla düzenli idrara gitmek mesaneyi boş tutması sayesinde hayatınızı kolaylaştırıyor.

Hamilelikte En Sık Yaşanan Sorunlar!

Göğüslerde büyüme ve hassasiyet

Emzirme dönemine hazırlık nedeniyle östrojen ve progesteron salınımındaki artışa bağlı olarak, hamilelik sürecinde göğüsler giderek büyüyor ve hassaslaşıyorlar. Bu süreçte alacağınız önlemler hassasiyet ve sarkma problemlerine karşı etkili olacaktır.

  • Vücudunuza iyi oturan ve iyi desteğe sahip sütyen kullanın.
  • Ekstra geniş omuz askılı hamile sütyenleri doğru seçim olacaktır.
  • Uyurken size destek olması için destekleyici uyku sütyeni tercih edin.

 (BSHA – Bilim ve Sağlık Haber Ajansı)

Aile Hekimleri “Beslenme Eğitimi” İle Desteklenecek !

Posted: 22 Mar 2022 02:52 AM PDT

Aile Hekimleri

Aile Hekimleri Beslenme Eğitimi ile desteklenecek. Sabri Ülker Vakfı, Aile Hekimleri Dernekleri Federasyonu'nun (AHEF) iş birliğiyle Türkiye'de bir ilke imza atarak Aile Hekimlerine Yönelik Beslenme ve Beslenme İletişimi programını hayata geçirdi.

Aile Hekimleri "Beslenme Eğitimi" İle Desteklenecek! Türkiye genelinde yürütülecek eğitimlerde, aile hekimlerine "kilo kontrolü yaklaşımları", "besin takviyelerinin hastalıklarla etkileşimleri", "vitamin takviyeleri" gibi alanlarda ücretsiz eğitim verilecek. Müfredatı Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi, Enfeksiyon Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyoloji Ana Bilim Dalı Başkanı ve Aşı Enstitüsü Müdürü Prof. Serhat Ünal tarafından oluşturulan eğitim dün 10 bine yakın aile hekiminin katılımıyla başladı.Sabri Ülker Vakfı, toplum sağlığına odaklanan çalışmalarına devam ediyor. Beslenme ve sağlıklı yaşam alanında doğru ve bilimsel bilgiyi toplumun her kesimine ulaştırmak hedefiyle 11 yıl önce kurulan Vakıf; Aile Hekimleri Federasyonu'nun desteği ve iş birliğiyle Türkiye genelindeki aile hekimlerine yönelik kapsamlı bir eğitim programı başlattı. Program boyunca ulaşılacak aile hekimleri vasıtasıyla "toplumun dengeli ve sağlıklı beslenmesi" yolunda anlamlı adımlar atılması hedefleniyor. 21 Mart'ta başlayan eğitimler, 8 oturumdan oluşacak ve temmuz ayında sona erecek.

Aile Hekimleri

Neden beslenme eğitimi gerekiyor?

Aile Hekimlerine Yönelik Beslenme ve Beslenme İletişimi programının ilk etabında, 1.308 aile hekiminin katıldığı, kapsamlı bir anket çalışması gerçekleştirdiklerini ifade eden Sabri Ülker Vakfı Bilim Kurulu Üyesi Prof. Serhat Ünal; "AHEF iş birliği ile gerçekleştirdiğimiz anket sonucunda aile hekimlerinin kendilerini en çok hangi alanlarda eksik hissettikleri ve hangi konularda bilgi desteğine ihtiyaç duyduklarını ortaya çıkardık. Elde ettiğimiz verilerin ışığında, eğitim programımızın konu başlıklarını ve içeriklerini belirledik" dedi. 

Aile hekimleri kendini beslenme ile ilgili konularda eksik hissediyor

Aile hekimlerinin beslenme ile ilgili konularda kendilerini yeterli hissetmediklerini ifade eden Prof. Serhat Ünal; "Anket sonuçlarına göre Hastalarınızın beslenme ile ilgili sorularına yanıt verirken kendinizi yeterli hissediyor musunuz?' sorusuna, hekimlerimizin sadece yüzde 26'sı 'Evet' yanıtını verdi. Bu soruyu katılımcıların yüzde 18,5'i "Hayır", yüzde 55'lik çoğunluğu ise "Kısmen" olarak yanıtladı. Bu çıktılar da bizi beslenme eğitimi vermeye yöneltti. Bu eğitim programı ile hekimlerimize besin ve besin takviyelerinin hastalık varlığında nasıl sunulabileceğini ve sunarken gerekli olabilecek iletişim mesaj ve becerilerini edindirmeyi amaçlıyoruz" dedi. Anket sonuçlarına göre aile ile hekimlerinin en fazla bilgi desteğine ihtiyaç hissettikleri alanların ise; "kilo kontrolü yaklaşımları", "besin takviyelerinin hastalıklarla etkileşimleri", "probiyotik ve prebiyotikler" ile "vitamin takviyeleri" olduğu ortaya çıktı.

"Hastalıkların önüne geçilmesinde doğru beslenme çok önemli"

Orhan Aydoğdu; "Aile hekimleri kişiye ilk nefesten son nefesine kadar dokunabilen çok önemli kişiler, bu açıdan da toplum sağlığının geleceğinde çok önemli bir rol oynuyorlar. Hastalıkların sebeplerine baktığımızda birkaç başlıca sebep olmasına rağmen çevresel faktörler çok önemli. Çevresel faktörler içinde en önemli sebep de beslenme olarak görülebilir. Burada kişiye çok önemli bir sorumluluk düştüğü gibi biz aile hekimlerine de koruyucu hekimlik çerçevesinde sorumluluk yüklüyor. Hasta olmadan önce hastalığın önlenebilmesi hem daha sağlıklı bir toplumun yaratılmasında elzem hem de sağlık giderlerinin ekonominin üzerindeki ağır yükünü hafifletmek için çok önemli. Bu sebeple 20 bin aile hekimimizin kayıtlı olduğu AHEF portalı üzerinden hekimlere çevrimiçi ve çevrimdışı da olacak şekilde, alanında uzman isimler tarafından beslenme eğitiminin verilecek olması kısa ve orta vadede çok olumlu sonuçlar doğuracak, yansımalarını daha sağlıklı bir toplum inşasında hızlıca göreceğimize eminim. Tüm hekimlere ve Sabri Ülker Vakfı'na teşekkür ediyorum " dedi.

20 bin aile hekimine ulaşılması hedefleniyor

Beslenme ve Beslenme İletişimi eğitim programının ilk oturumu, "Beslenme nedir? Ne değildir? temasıyla gerçekleştirildi. Gazi Üniversitesi Tıp Fakültesi Halk Sağlığı Anabilim Dalı Öğretim Üyesi  Prof. Dr. F. Nur Baran Aksakal ve İstanbul Kent Üniversitesi Beslenme ve Diyetetik Bölümü Bölüm Başkanı Prof. H. Tanju Besler'in katılımıyla 21 Mart'ta başlayan eğitim toplam 8 oturumdan oluşacak. Online gerçekleştirilecek olan program 4 Temmuz'da sona erecek. Beslenme ve Beslenme İletişimi eğitim programı 20 bin aile hekimine ulaşılması hedefleniyor.

 (BSHA – Bilim ve Sağlık Haber Ajansı)

Beyin İltihabı Belirtisi Nelerdir?

Posted: 22 Mar 2022 01:51 AM PDT

Beyin İltihabı Belirtisi Nelerdir?

Tıp dilinde "ensefalit" olarak adlandırılan beyin iltihabının genelde virüslere bağlı olarak geliştiğini belirten uzmanlar, erken teşhisin önemine vurgu yapıyor.

 

 

Her yaşta görülebilen beyin iltihabının belirtileri arasında şuur bulanıklığı, ateş, hayal görme, epilepsi nöbeti geçirme, sürekli uyandırılamayan uyku hali gibi durumlar ortaya çıkabiliyor. Beyin Hastanesi Nöroloji Uzmanı Prof. Dr. Barış Metin, beyin iltihabı konusunda değerlendirmede bulundu. Prof. Dr. Barış Metin, “Beyin iltihabı tıp dilinde ensefalit denilen duruma karşılık gelir. Bu hastalıkta beyinde iltihap hücreleri de denilen bağışıklık hücreleri yaygın veya belirli bölgelerle sınırlı bir reaksiyona neden olur ve neticesinde beyin hasarı oluşabilir." dedi.

Beyin iltihabının birkaç sebebi bulunuyor

Beyin iltihaplanmasının çeşitli sebepleri olabileceğini kaydeden Prof. Dr. Barış Metin, "Genelde virüslere bağlı olarak gelişir. En sık etken, uçuk virüsü olarak da bilinen herpes virüs ailesidir. Başka bir ensefalit nedeni de otoimmün durumlardır. Vücutta oluşan antikorlar beyne saldırarak ensefalit durumu oluşturabilir. Bu duruma otoimmün ensefalit denir. Bazı kişilerde, özellikle kanser hastalarında kansere karşı üretilen  antikorlar beyinde iltihaplanmaya neden olabilir. Bu duruma da paraneoplastik ensefalit denir."diye konuştu.

Her yaşta görülebilir

Beyin iltihabının her yaşta ve cinsiyette görülebileceğini ifade eden Prof. Dr. Barış Metin, "Özel bir risk faktörü yoktur. Kanser hastalarında özellikle paraneoplastik ensefalit isimli bir beyin iltihabı görülebilir." uyarısında bulundu.

Bu belirtilere dikkat!

Beyin iltihabının belirtilerine değinen Prof. Dr. Barış Metin, "Şuur bulanıklığı, ateş, hayal görme, epilepsi nöbeti geçirme, sürekli uyandırılamayan uyku hali, vücutta yaygın istemsiz kasılma  ensefalitlerin genel bulgularıdır. Bu bulgular genelde birkaç gün içinde belirir ve belirtiler hızlı ilerler." dedi.

Beyin MR görüntüleme ile tanı konuluyor

Beyin iltihabında tanı yöntemlerinden bahseden Prof. Dr. Barış Metin, "Ensefalit şüphesi olduğunda tanı, beyin MR görüntüleme ve beyin omurilik sıvısı incelemeyle konulur. Şüphe halinde gecikmeden beyin omur ilik sıvı örneği için belden sıvı alınması yani lomber ponksiyon işlemi yapılması gerekir." diye konuştu.

Beyin İltihabı Belirtisi Nelerdir?

İlaçla tedavi sağlanabiliyor

Beyin iltihabının psikiyatrik hastalık olmadığını kaydeden Prof. Dr. Barış Metin ensefalitlerin nedenlerinin biyolojik olduğunu belirterek virüslere veya otoimmün antikorlara bağlı oluştuğunu kaydetti. Genelde bütün beyin itihaplarının yani ensefalitlerin tedavisi olduğunu ifade eden Prof. Dr. Barış Metin, "Otoimmün ensefalitlerde bağışıklık sistemi üzerine etkili ilaçlar, viral ensefalitlerde antiviral antibiyotikler kullanılır. Erken teşhis çok önemlidir." dedi.

Mevsimsel Saç Dökülmesinde Tedaviye İlkbaharda Başlayın!

Posted: 22 Mar 2022 01:41 AM PDT

Saçlarınız Mevsimsel Olarak Dökülüyorsa Tedaviye İlkbaharda Başlayın!

Hepimizin saçı dökülüyor, uzmanlar günde 100-150'den fazla saç telimizi fark etmeden kaybettiğimizi söylüyor. Ancak bu dökülme normalden fazla ise ve saçlarınızda gözle görülür bir azalma yaşanıyorsa bir dermatoloğa başvurmanız gerekiyor.

 

 

Uzm. Dr. Emre Kaynak, saç dökülmesiyle ilgili merak edilenleri anlatıyor. Saç dökülmesi günlük hayatımızda olağan bir döngünün parçası… Kişiden kişiye göre farklılık gösterse de saç tellerimiz yaklaşık 2-5 yıl içinde döngüsünü tamamlayarak dökülüyor, yerine yenileri geliyor. Günlük ortalama 100-150 saç telimiz bir soruna dönüşmeden dökülüyor. Ancak bazen farklı nedenlerden dolayı saç dökülmesi artarak bir problem olabiliyor. Sağlıklı saç döngümüz devam ederken de saç dökülmesi artarak yaşam kalitemizi bozabiliyor. Yapılan çalışmalar henüz az sayıda olsa da saç tellerinin döngüsünde mevsimsel olarak farklılıklar olduğunu ortaya koyuyor. DoktorTakvimi.com uzmanlarından Uzm. Dr. Emre Kaynak, yaşadığımız coğrafyaya göre değişiklik gösterse de tamamen sağlıklı olmamıza rağmen eylül-ekim aylarında saç dökülmesinin artabileceğine dikkat çekiyor.

Saçlarınız Mevsimsel Olarak Dökülüyorsa Tedaviye İlkbaharda Başlayın!

Uzm. Dr. Kaynak, bunun nedenini şöyle açıklıyor: "Yaz aylarında saçımızın yapım fazı olan anagen fazının belirgin olarak azalır ama dökülmez. Çünkü saçımız yapım fazından sonra yaklaşık 100 gün süren dinlenme fazında bekler ve sonra dökülür. Bu dönem de sonbahar aylarına denk gelebilir. Saçımızın döngüsünü etkileyen hem iç hem de dış faktörler bulunur. Özellikle güneş, vücudumuzun hormon kontrol merkezi olan hipotalamo-hipofizyal aksını etkileyip tiroit ve diğer hormonların aracılığı ile saç dökülmesi yaşanmasına neden olabilir. Mevsimsel saç dökülmesi genellikle saçlarımızda gözle görülür bir azalma yapmaz. Ancak özellikle anagen fazında azalma ile karakterize kadın tipi saç dökülmesi olan hastalarda belirgin saç azalması olabilir."

Saçlarınız Mevsimsel Olarak Dökülüyorsa Tedaviye İlkbaharda Başlayın!

Saç dökülmenizin nedeni kullandığınız ilaçlar olabilir

Sonbahar döneminde ortaya çıkan her saç dökülmesine mevsimsel denilemeyeceğinin altını çizen Uzm. Dr. Kaynak, mevsim hangisi olursa olsun saç dökülmesi yaşandığı zaman bir dermatoloji uzmanına başvurarak muayene olunmasını öneriyor. Saç dökülmesinin nedeninin daha önce geçirilen hastalıklar veya başka sağlık sorunu için kullanılan ilaçlara bağlı olabileceğini belirten Uzm. Dr. Kaynak, "Saç dökülmesi sürecinin öncesi de değerlendirildikten sonra saç ve saçlı derinin dermoskopik incelemesi, saç çekme testi ve saç köklerinin incelenmesi, saç dökülme paterninin belirlenmesi ve gerekli kan testlerinin değerlendirilmesinden sonra uygun tedaviler seçilmelidir. Düzenli mevsimsel saç dökülmesi olan hastalarda tedavinin ilkbahar ve yaz aylarında yapılması en idealidir. Bu dönemde saçın anagen fazını güçlendirecek ve uzatacak tedaviler sonbahar döneminde olacak dökülmeyi azaltacaktır" diyor.

(BSHA – Bilim ve Sağlık Haber Ajansı)

Prostat Büyümesinin 9 Önemli Belirtisi!

Posted: 22 Mar 2022 01:29 AM PDT

Prostat Büyümesinin 9 Önemli Belirtisi!

Erkeklerde genellikle 50'li yaşlardan sonra ortaya çıkan prostat sorunu, müdahale edilmediğinde yaşam konforunu bozarak, zamanla başka sağlık problemlerine neden olabiliyor.

 

Pek çok hastada sık idrara çıkma belirtisiyle başlayan prostat büyümesi tedavide geç kalındığında kansere de dönüşebiliyor. Prostat sağlığını korumak için bilinçli olmak büyük önem taşırken, tanı ve tedavide modern yöntemler hasta konforunu artırıyor. Memorial Kayseri Hastanesi Üroloji Bölümü'nden Doç. Dr. Bülent Altunoluk, prostat büyümesi ve tedavisi hakkında bilgi verdi.

Prostat bir salgı bezidir

Bir salgı bezi olan prostat, mesanenin hemen alt kısmında yer alan, içerisinden idrar kanalının geçtiği ve ayrıca spermleri testislerden getiren tüplerin açıldığı bir organdır. 18-20 gram ağırlığındaki prostat, salgı yapan hücrelerden (tubuloalveolar bezler) oluşmaktadır. Prostat bezinin asıl fonksiyonu meniyi oluşturan sıvının bir bölümünü salgılamaktır. Cinsel ilişki ya da mastürbasyon sırasında çıkan meninin % 90'ı prostat bezinde üretilir. Ayrıca prostat, mesanenin ağzını sıkarak idrarın dışarı kaçmasını önlemektedir. Ters duran bir piramide benzeyen prostat, idrar kesesinin hemen üstünde bulunmaktadır.

Prostat Büyümesinin 9 Önemli Belirtisi!

Yaş ilerledikçe büyüme oranı artabiliyor

Prostat büyümesi, özellikle idrar yolunu daraltıp sıkıştıracak şekilde prostatın iç kısmındaki bezlerin büyümesiyle kendini gösterir. Bu bezler büyüyünce, idrar akımına karşı bir direnç oluşturur. Dolayısıyla hasta idrarını boşaltabilmek için mesanesini daha güçlü kasmak zorunda kalır. Prostat ergenlik döneminde 2 katına çıkar. 25-30 yaşından sonra ise büyümeye devam eder. Prostat büyümesinin testosteron (erkeklik hormonu) ve östrojen (kadınlık hormonu) ile ilgili olduğu düşünülmektedir. 50 yaşından sonra erkeklerin yarısında prostat büyümesi görülürken, 60 yaşından sonra erkeklerin % 65'inde prostat büyümeye devam eder. 80'li yaşlarda ise bu oran % 90'ın üzerindedir. Prostat bu dönemde elma büyüklüğüne kadar erişebilmektedir.

Prostatın büyüdüğünü gösteren belirtiler

Belirtiler genellikle 50 yaşından sonra başlamakta ve yaş ilerledikçe artarak devam etmektedir. Ancak ailede özellikle prostat kanseri öyküsü varsa 40 yaşından itibaren belirtiler konusunda dikkatli olunmalı ve düzenli kontroller ihmal edilmemelidir.

  1. İdrara başlarken bir süre bekleme yani idrar başladıktan sonra çıkışının geç başlaması
  2. Sık sık idrara çıkma hissinin oluşması
  3. Geceleri idrar için kalkmak ve gün boyunca sık sık idrara çıkmak
  4. Mesanenin geç boşalması, işemenin uzun sürmesi
  5. İdrar yaparken yanma hissi
  6. Mesanede sanki idrar kalmış hissinin oluşması
  7. İdrar bittikten sonra damla damla akışın devam etmesi
  8. Sık oluşan idrar yolu enfeksiyonu
  9. Mesanede taş oluşumu

Prostat Büyümesinin 9 Önemli Belirtisi!

İlaç tedavisi şikayetleri azaltıyor

Prostat büyümesinin ilaçla tedavisi mümkündür. İlaçla yapılan tedavinin amacı hastanın şikayetlerini azaltmaktır. Prostatın neden olduğu tıkanmaya müdahale etmek için "alfa bloker" ilaçları verilmektedir. Yan etkileri düşük olan bu ilaçlar, hastada belli bir süre rahatlama hissi verecektir. Ancak zamanla tıkanmanın derecesinin artması nedeniyle açık ve kapalı prostat ameliyatları gündeme gelecektir. Prostat ameliyatında; kapalı ameliyatlar penis uç kısmından idrar kanalına girilerek yapılmaktadır. Prostatın iç kısmı parça parça kesilerek çıkarılmaktadır. Lazerde ise prostatın iç dokusu buharlaştırılmaktadır.

(BSHA – Bilim ve Sağlık Haber Ajansı)

“Tütün Vergilerini Yükseltmek Çocuk Ölümlerini Azaltır”

Posted: 22 Mar 2022 01:21 AM PDT

"Tütün Vergilerini Yükseltmek Çocuk Ölümlerini Azaltır"

Londra Imperial College ve Erasmus Üniversitesi Yenidoğan biriminin 159 ülkeyi analiz eden çalışması sigara vergilerinde artışın yenidoğan ve süt çocuğu ölümlerini azalttığını gösterdi. Çalışma, PLOS Global Public Health dergisinde yayınlandı.

 

 

Hamilelerin ve bebeklerinin ikinci el tütün maruziyetinin yenidoğan ve bebek ölümleri ile ilişkisi bilinmekteydi. Tütün vergilerini arttırmak, özellikle düşük gelirli ülkelerde, tütünün yarattığı sağlık risklerini azaltmak için en etkili yöntemdir. Dünya Sağlık Örgütü tütün vergisi oranlarının en az %75 olmasını önermektedir. Yeni çalışma, 159 ülkede 2008-2018 yılları arasında yenidoğan ve süt çocuğu ölümleri, tütün vergileri, kişi başı milli gelir, doğurganlık, eğitim ve içme suyuna ulaşım gibi değişkenleri incelemiştir.  Bütün ülkeler dikkate alındığında yenidoğan ölüm hızı binde 14,4; süt çocuğu ölüm hızı binde 24,9 olarak hesaplanmıştır. Ülke gelirine göre mortalite hızı incelendiğinde düşük-orta gelir düzeyli ülkelerde yenidoğan mortalitesi binde 19; süt çocuğu mortalitesi binde 33 iken yüksek gelirli ülkelerde yenidoğan mortalitesi binde 4; süt çocuğu mortalitesi binde 6 bulunmuştur. 

"Tütün Vergilerini Yükseltmek Çocuk Ölümlerini Azaltır"

2008-2018 yıllarında 159 ülkede sigaralardaki vergi oranı ortalama %49,1 saptanmıştır. Bu zaman aralığında Dünya Sağlık Örgütü'nün önerdiği %75 minimum vergi oranını düşük-orta gelirli ülkelerin %11,2'si; yüksek gelirli ülkelerin %42,1'si uygulamaktaydı. Çalışma ekibi, toplam sigara vergilerinde %10 artışın yenidoğan ölümlerinde %2,6; süt çocuğu ölümlerinde %1,9 azalma sağlayabileceğini hesaplamıştır. Buna göre, 159 ülke önerilen tütün vergi oranlarını gerçekleştirseydi, 2018 yılında 181,970'i yenidoğan olmak üzere 231,220 süt yaş çocuğunun ölümü engellenebilirdi. Sağlığa Evet Derneği Başkanı Prof. Dr. Elif Dağlı, "Tütün yılda 8 milyon kişiyi öldürmektedir. Araştırmacılar verginin sağlık üzerindeki etkilerini bebeklerin doğum öncesi ve sonrası tütün dumanına maruz kalma miktarı ile açıklamaktadır. Anne ve babaların sigara içmesinin bebeklerde doğum öncesi ve sonrası olumsuz sağlık etkileri olduğu bilinmektedir. Bu araştırma tütün ürünleri üzerindeki vergi yükünü arttırmanın, anne ve babaların sigara içme oranlarını düşürerek, çocukları yaşatan bir uygulama olduğunu göstermiştir. Oysa günümüzde yoksul ülkelerde bebek ölüm hızları yüksek, tütün vergileri düşüktür. Dünyada vergiler her ülkede yükseltilebilse, bebek ölümleri azalacaktır" dedi.  Prof. Dr. Bülent Karadağ, "Türkiye İstatistik Kurumu 2019 yılına ilişkin ölüm ve ölüm nedenleri istatistiklerine göre ülkemizde bin canlı doğum başına düşen bebek ölüm sayısı 2019 yılında binde 9,1'dir. Bu sayı Kanada'da binde 3,2; Amerika Birleşik Devletleri'nde binde 3,4; Avustralya'da binde 2,4; Finlandiya ve İsveç'de binde 1,4; Norveç'de binde 1,3'tür. Türkiye'de ölen bebeklerin %12,3’ü ilk gün; %29,6’sı 1-6 günlükken; %21,7’si ise 7-29 günlükken yaşamını yitirmiştir. Ülkemizde yenidoğan ve bebek ölümleri yıllar içinde düşmekle birlikte, yeni çalışma yüksek sigara içme oranının yenidoğan ve bebek ölümlerinde etkili olduğunu göstermektedir." Ekonomist Prof. Dr. Hurşit Güneş, "Türkiye'de sigaranın satış fiyatı içinde vergiler Dünya Sağlık Örgütü'nün eşik düzeyini geçmekle beraber, sigara satış fiyatını eşdeğer gelir düzeyindeki ülkelerle karşılaştırdığımızda çok düşük kaldığı, dolayısıyla bu verginin aslında çok daha yüksek olması gerektiği ortaya çıkacaktır. Kaldı ki sigara içen nüfusun toplam nüfus içindeki payına bakıldığında bunun zarureti daha iyi anlaşılacaktır. Yenidoğan ölümlerine bu kadar açık olumsuz katkı yapan sigaranın mutlaka daha yüksek oranla vergilendirilmesi gerekmektedir." dedi.

 (BSHA – Bilim ve Sağlık Haber Ajansı)

Baharı Kâbusa Çeviren Alerjiyi Yönetmenin Yolları!

Posted: 22 Mar 2022 01:12 AM PDT

Baharı Kâbusa Çeviren Alerjiyi Yönetmenin Yolları!

İlkbaharın gelişiyle çayır otlarının, çimenlerin ve ağaçların çiçek açmasıyla polenler çevreye saçılır. Doğanın bir mucizesi olan polenler, bitkilerin çevreye yayılıp çoğalmasına yardımcı olmakla birlikte polen alerjisi olan kişilerin bahar aylarını kabusa çevirebilir.

 

 

Pandemi sırasında kamp, yürüyüş, bahçe, toprak gibi açık hava aktivitelerine yönelen bireyler, kovid-19 açısından daha güvenli bir ortamda bulunsalar dahi, polenler sebebiyle risk altındadır. Bahar aylarının yaklaşmasıyla çocuk ve yetişkinlerin hayatını kökten etkileyen mevsimsel alerjiler konusunda bilgiler veren Çocuk Alerji, Göğüs Hastalıkları Uzmanı ve Alerji Astım Derneği Başkanı Prof. Dr. Ahmet Akçay, bahar aylarında alerjenlerle savaşmanın ipuçlarını açıkladı. Polenlere karşı alerji, bronşlarda alerjik astım, burunda alerjik rinit ve gözlerde göz alerjisi şeklinde kendisini gösterdiğini söyledi. Ahmet Akçay bahar alerjilerinin hastayı çok rahatsız ettiğini, yaşam kalitesini bozduğunu, alerjik bulgular nedeniyle hastaların iyi uyuyamadığını, bu nedenle yorgunluk ve halsizlik hissettiklerini, bunun sonucunda konsantrasyon ve öğrenme yeteneğinde azalma olduğunu belirtti. Mevsimsel alerjiye sahip olanların alerjenlerle nasıl savaşacağı konusunda gündelik ipuçları verdi.

Kıyafetlerinizi Açık Havada Kurulamayın!

Dışarıda giyilen giysiler eve gelindiğinde değiştirilmeli ve temizlenmelidir, kıyafetleri dışarıda bir alan yerine kurutma makinesinde kurutmak, mümkünse ılık bir duş almak, burunları su ile gargara etmek, özellikle saçların yıkanması saçlara yapışan polenlerin temizlenmesi noktasında oldukça faydalıdır. Zira polen, elyaflara kolayca yerleşebilir ve daha sonra çamaşırları giydiğinizde semptomları tetikleyebilir.

Açık Havada Şapka ve Gözlük Kullanmalısınız!

Alerjiyle mücadelede başarılı olmak için başınıza şapka, gözlerinize polen girmesini önlemek için güneş gözlüğü takabilirsiniz. Özellikle bahar aylarında dışarıya çıkılırken maske kullanımı ve gözlerin yan kısımlarını da örten güneş gözlükleri kullanmak, bahar alerjisini kontrol etme aşamasında etkilidir.

 Sigaradan Kaçının!

Sigara kullanımı tıkalı, akan ve kaşıntılı burnu ve gözlerin sulanmasını tetikler. Bahar aylarının gelmesiyle beraber kamusal alanlarda, park ve bahçelerde geçirilen zaman artar. Açık havada vakit geçirirken sigara içilen ortamlardan uzaklaşmak, sigara içilmeyen kolektif dış mekanları, otel odalarını ya da restoranları seçmekte yarar vardır. Unutulmamalıdır ki odun yanan şömine ateşinden çıkan dumanlar ve aerosol spreyler gibi semptomlarınızı arttıracak diğer duman türlerinden kaçınmalısınız.

 Hava Durumunu Takip Edin!

Yerel hava durumu raporlarını takip etmelisiniz. Daha yüksek polen oluşumuna neden olan yüksek ısının olduğu günleri, fırtınalar sırasında oluşan rüzgârı fark ederek önlem alabilirsiniz. Kovid-19 döneminde kullanılan maskeler, polenle teması önemli derecede azaltır. Bu günler muhtemelen “fırtına astımı” olarak bilinen bir fenomene neden olabilir. Astımlılar özellikle fırtınadan sonra dışarı çıkarlarsa şiddetli reaksiyonlar gösterebilirler.

Baharı Kâbusa Çeviren Alerjiyi Yönetmenin Yolları!

 Burnunuzu temizleyin!

Nazal durulama, burnunuzda bulunan mukusu temizlemesinin yanı sıra o bölgedeki alerji semptomlarını seyreltebilir. Bunun yanı sıra ince mukusu ve bakterileri uzaklaştırıp postnazal akıntıyı hafifletebilir. Burnun su ile sık sık gargara edilmesi faydalı olacaktır. Burun temizleme kitleri kullanılabilir. Burun içinin yıkanması için fizyolojik tuzlu su solüsyonları (1 litre suya 1 çay kaşığı tuz koyarak hazırlayabilirsiniz) ve daha yoğun tuzlu su (hipertonik serum fizyolojik) solüsyonları kullanılabilir (1 litre suya 2 çay kaşığı tuz koyabilirsiniz); bir çalışmaya göre, ikincisi daha iyi bir etkiye sahiptir. Günde bir veya iki kez nazal irrigasyonun etkileri, bu uygulamaya başladıktan sonraki ilk 4 hafta içinde hissedilir. Aynı zamanda, ilaç tedavisine ek olarak nazal irrigasyonun, aynı seviyede semptom kontrolü sağlarken, ilaca yaklaşık %30 tasarruf sağlayabileceğini de belirtmek önemlidir.

 Hepa Filtreli Hava Temizleme Cihazları Kullanılabilir!

Taşınabilir Hepa “High Efficiency Particulate Arresting” yani “Yüksek Etkinlikte Partikül Yakalayıcı” filtreli hava temizleme cihazı kullanmanız, Hepa filtreli bir elektrik süpürgesiyle düzenli bir şekilde evi süpürmeniz, arabanızdaki ve evinizdeki klimanın polen filtrelerini sıklıkla değiştirmeniz faydalı olacaktır. Alerjiyi yenmek için açık hava egzersizleri önemlidir ancak zamanlama kritiktir.

 Yürüyüş İçin Sabah Saatlerini Tercih Etmeyin!

En yüksek polen sayısı genellikle sabah güneş doğmaya başladığında olur. Yürüyüş için öğleden sonra veya akşam geç saatlerini tercih etmelisiniz.

Araba filtrelerini değiştirmeyi unutmayın

Günümüzde tüm arabalara takılan filtreler, kaynaklarından bağımsız olarak partikül maddeyi ~ 0,7 ila 74 µm arasında etkili bir şekilde tutar. Bu nedenle, tüm polen ve polen parçaları bile düzenli olarak camlar kapalıyken arabaya girmelerini engellemesi ve polen alerjisinden muzdarip sürücüleri korumalıdır. Araba yolculuğu sırasında araba filtrelerinin yararlı etkisini gösteren klinik bir çalışma bugüne kadar yayınlanmış gibi görünmüyor. Öte yandan, hapşırma sırasında refleks göz kapaklarının kapanması da dahil olmak üzere trafik kazalarının %7’sine kadarından alerjilerin sorumlu olduğuna dair çalışmalar bulunmaktadır. Ancak – arabalardaki en iyi filtreler bile eskir ve dış havadaki küçük parçacıkların (PM 2.5 ) filtreleme etkisinin azaldığı kanıtlanmıştır. Polen alerjisi olanların filtreyi ~ 2 yılda bir değiştirmeleri önerilebilir.

Etkili Maske Kullanın

Kovid dönemi maskeleri, polenle teması azaltır. Birçok insanın maske taktığından beri daha az mevsimsel alerji semptomu yaşadığı gözleniyor. Maske takılıyken egzersiz yapmak güvenlidir. Alerjiler maske ile çalışmayı zorlaştırmamalıdır, bu nedenle nefes almakta güçlük çekiyorsanız bir profesyonelden yardım almalısınız. Polen mevsimi boyunca maske takmak, özellikle polen yükünün yüksek olacağı tahmin edilen günlerde, polen alerjisi olanlar için farmakolojik olmayan etkili bir seçenek olarak önerilebilir. Bu şekilde, polen alerjisi hastaları, virüslere (örn. koronavirüsler), bakterilere veya hava kirliliğine karşı maske takmanın da bazı faydaları olacaktır. Önemli bir burun tıkanıklığınız yoksa sadece üst solunum yolu alerjileri nefes almanızda çok fazla sorun yaratmamalıdır. Eğer bir solunum güçlüğü çekiyorsanız, astım olasılığı için değerlendirmeniz gerekebilir.

 Nazal merhemler, tozlar ve yağlar kullanılabilir

Merhemlerin, tozların veya yağların nazal mukozaya uygulanması, bunların burun içine emilen polenleri püskürtmek veya alerjenlerinin mukoza zarlarına girmesini önlemek için bir bariyer görevi gördükleri ve böylece inflamatuar reaksiyonları ve semptomları önlediği fikrine dayanır. Genel olarak, çok sayıda çalışma, burundaki selüloz tozunun, alerjenlerin ve havadaki partiküler maddelerin penetrasyonuna karşı etkili bir bariyer olduğunu göstermektedir. Bu nedenlerden açık havada kaldığımız sürede polen alerjisi olanların burun etrafına bu merhemlerden kullanması faydalı olabilir.

Açık havada egzersiz yapmak için ideal zaman nedir?

Yağmur, poleni aşağı iter. Hafif bir yağış sırasında egzersiz yapmak, alerjiniz olduğunda açık havada olmak için en iyi zamanlardan biri olabilir.

Burun içine Işık (Fototerapi) Tedavisi Faydalı Mı?

Burun içine fototerapi uygulanmasının faydalı olduğuna yönelik çalışmalar vardır. Bununla birlikte, dermatolojiden elde edilen bilgilere ve mukoza zarlarında olası epitel hasarına ilişkin genel değerlendirmelere dayanarak, UV ışığının lokal olarak uygulanmasının, özellikle bu tür bir uygulamanın fizyolojik olmadığı bir mukozal yüzey üzerinde risksiz olmadığı belirtilmelidir. Bu nedenle, bu yöntem her polen alerjisine önerilmesi doğru olmaz.

 Akapunktur Etkili Mi?

Standart ilaç tedavisine yeterince yanıt vermeyen veya dayanılmaz yan etkiler yaşayan alerjik rinitli bireyler için akupunktur değerli olabilir. Muhtemelen, etki büyük ölçüde akupunktur uzmanının deneyimine ve muhtemelen hastanın metodolojiye katılma isteğine bağlı olacaktır.

Baharda Fit Ve Zinde Olmanın 10 Yolu!

Posted: 22 Mar 2022 12:52 AM PDT

Baharda Fit Ve Zinde Olmanın 10 Yolu!

Bahar aylarıyla birlikte, pandemide alınan fazla kilolardan kurtulma arayışları da başladı. Kimileri bu uğurda şok diyetlere yönelmekten kaçınmazken  Beslenme ve Diyet Uzmanı Dilan Eker, her diyetin kişiye özel olması gerektiğini, vurguluyor.

Beslenme ve Diyet Uzmanı Dilan Eker, baharda fazla kilolardan kurtularak fit ve zinde olmanın 10 yolu anlattı, önemli uyarılar ve önerilerde bulundu.

Fizyolojik açlığınızı dinleyin!

Pandemi dönemindeki kilo alımında; hareketsiz yaşam, artan stres ve dengesiz beslenme başı çekiyor. Stres hormonu olarak bilinen kortizol seviyelerinde yaşanan artış; tuz, yağ ve şeker içeriği yüksek olan gıdalara yönelmeye ve karın çevresi başta olmak üzere vücutta yağlanmaya yol açabiliyor. Bu durumu tersine çevirmek için; stresli hissettiğinizde yemek yemeye yönelmeyin, yiyecekleri terapi haline getirmeyin. Canınız atıştırmak istediğinde büyük bir bardak su için, bir süre bekleyin, sizi rahatlatacak farklı hobi ve aktivitelere odaklanın. Gerçekten acıktığınızda ise tokluğunuzu hissetmek için yemeklerinizi yavaş yavaş yiyin, iyi çiğneyin ve yediklerinize odaklanın.

Günde en az 1.5 litre su için

Yeterli su içmek tüm metabolik faaliyetler için elzem olmakla birlikte ağırlık ve iştah kontrolünde de bir o kadar önemlidir. Kilo başına günde 30 ml su içmeyi ihmal etmeyin, en az 1.5 litre su için. İçtiğiniz suların içine elma, tarçın, salatalık, nane, zencefil ekleyebilir, su içmeyi daha keyifli hale getirebilirsiniz.

Mevsim sebzelerini bol tüketin

Sebzeler antioksidan bileşikler, yüksek posa ve su içerikleri sayesinde kilo kontrolünde en önemli besinlerdir. Hacimce yüksek ve çok düşük enerjiye sahip olduklarından tok hissetmenize yardımcı olurken daha düşük enerji almanızı sağlarlar. Aynı zamanda sebzeleri tüketmek ve çiğnemek zaman alır ve bu da daha az yiyerek tok hissetmenize yardımcı olur. Her öğünde tabağınızın yarısını farklı çeşit ve renkte mevsim sebzeleri ile doldurun.

Porsiyon kontrolü yapın

Beslenme ve Diyet Uzmanı Dilan Eker "Çok düşük kalorili ve aşırı kısıtlayıcı şok diyetlerden uzak durun. Bu diyetler başlangıçta kilo vermenizi sağlayabilir ancak neredeyse her seferinde başladığınız kilodan daha fazlasına dönmenizle sonuçlanabilir. Aynı zamanda böbrekler, karaciğer gibi birçok organda uzun dönemde tahribata yol açabilir. Vücudunuzun ihtiyacı olan besinleri alacağınız ancak kalori açığı yaratarak, kilo vermenizi sağlayacak bir beslenme planını benimseyin" diyor.

Yeteri kadar kaliteli protein alın

Protein kaynağı besinler daha uzun süre tok kalmanıza ve doygunluk hissetmenize yardımcı olurlar. Et, tavuk, hindi, balık, baklagil, yumurta, yoğurt, kefir gibi proteinden zengin yiyecekleri dengeli tüketin. Haftada ikişer gün omega-3 yağ asidi kaynağı olan balık ve posa kaynağı olan baklagilleri tüketmeye özen gösterin. Kırmızı eti seyrek tüketin ve etin az yağlı olmasına dikkat edin. Tokluk süresi en uzun besin öğesi olan proteinler; ghrelin ve GLP-1 gibi tokluk hormonları üzerinde etkilidirler.

Beyaz undan kaçının

Beyaz unlu yiyecekler yerine tam tahıllı-kepekli ekmek, bulgur, yulaf gibi tahılları tercih edin. Tam tahıllarda bulunan beta-glukan gibi çözünebilir lifler midenizde su çekerek yoğunlaşır, midenin boşalmasını geciktirmeye ve kilo kontrolüne yardımcı olurlar. Glisemik indeksi düşük olan tam tahıllar içerdikleri posa sayesinde de bağırsaklarda iştahı baskılayan hormonları aktive etmeye yardımcı olurlar. Ancak tam tahıllı olsa da tüketimde aşırıya kaçmamaya özen gösterin.

Şekerli yiyeceklerden ve içeceklerden uzak durun

Yoğun şeker eklentili yiyecek ve içecekler yüksek kalori almanıza sebep oldukları gibi kan şekerinizde dalgalanmalara ve sonrasında da daha fazla yemenize sebep olur. Özellikle glikoz ve fruktoz şuruplu paketli yiyecekler karın çevresi ve karaciğer yağlanmasının başlıca sorumluları olabilir. Şeker eklentili yiyecek ve içecek tüketiminden kaçının. Bunun yerine aşırıya kaçmadan taze veya kuru meyveleri tüketin. Tarçın baharatının kan şekeri dengeleme özelliğinden faydalanın.

Aşırı yağlı yiyecekler tüketmeyin

Dengeli bir beslenmenin olmazsa olmazı yağların sağlıklı kaynaklardan gelmesi ve tüketim miktarı kilo kontrolünde önemlidir. Yüksek doymuş ve trans yağ içeren fast-food yiyecekler ve işlenmiş gıdalar kilo almaya sebep olurken kronik hastalıklara da davetiye çıkarabilir. Sağlıklı yağ kaynaklarına odaklanın, zeytinyağı ve yağlı tohumlar gibi anti-inflamatuar yağları yeteri kadar tüketin.

Baharda Fit Ve Zinde Olmanın 10 Yolu!

Düzenli fiziksel aktivite yapın

Fiziksel olarak aktif olmak ve egzersiz yapmak kilo kontrolünün yanında metabolizmamıza sayısız faydalar sağlar. Sağlıklı kilo verebilmek için yeterli ve dengeli bir beslenmenin yanında egzersiz yapmayı ihmal etmeyin. Haftada en az 150 dakika orta şiddetli dayanıklılık (yürüyüş, koşu, dans, bisiklet, yüzme gibi) egzersizleri yapın. Kaslarınızı desteklemek için bu antrenmanları kuvvet-esneme-denge egzersizleri ile destekleyin. Düzenli fiziksel aktiviteyi yaşamınız boyunca sürdürebileceğiniz bir yaşam biçimi olarak benimseyin.

Acıkmadan yemek yemeyin, ama!

Eker "Acıkmadan yemek yemeyin ancak bir sonraki öğünde aşırı yiyecek derecede aç kalmayın. Sık sık atıştırmaktan kaçının. Yaşam tarzınıza ve metabolizmanıza uyacak en uygun diyet planı için bir beslenme uzmanından profesyonel destek almayı düşünebilirsiniz" diyor.

Baharda Fit Ve Zinde Olmanın 10 Yolu!

Dünya Su Günü!

Posted: 21 Mar 2022 06:18 AM PDT

Dünya Su Günü!

Suyun hayatımızdaki yerinin önemine dikkat çeken TMMOB Çevre Mühendisleri Odası İzmir Şubesi “Yaşamı ve suyu korumak için mücadeleye devam ediyoruz” dedi.

 

 

Yaşamın temel kaynağı olan Suyun önemine dikkat çekmek amacıyla, 1992 yılında Birleşmiş Milletler Genel Kurulu'nda kabul edilmesinden bu yana, her yıl farklı temalarla  değerlendirilen 22 Mart  Dünya Su Günü'nün 2022 yılı Teması; 2022 yılında  ''Yeraltı Suyunu Görünür Yapmak'' olarak belirlendi. Günümüzde 1,6 milyar kişinin ekonomik su kıtlığı çektiği, yani su kaynaklarının iyi yönetilememesi nedeniyle yeterli ve sağlıklı suya ulaşamadığı dünyamızda, 2030 yılında dünya nüfusunun %40'lık bir bölümünün su kısıtı ile karşı karşıya kalacağı öngörülmekte… Yıllık tüketilebilir su potansiyeli ise 112 milyar m3 olan ülkemizde kişi başına tüketilebilir su potansiyeli 1.519 m3 civarında olup, bu değer “su azlığı” yaşanan bir ülke olduğumuzu ve bu değerin 2030 yılında 1000 m3 olacağı öngörülmekte, “su fakiri” ülkeler sınıfında olduğumuzu göstermektedir.

Dünya Su Günü!Her yıl Su Gününde kurumların gerçekleştirdiği faaliyetlerde suyun yaşamsal önemi vurgulanmasına karşın su miktar ve kalitesine yönelik artan tehditler;  kısıtlı su kaynaklarımızın ve mevcut kirliliğin görmezden gelindiğini göstermektedir.  Ülkemizdeki kentleşme, sanayi, madencilik, tarım ve diğer yatırım süreçleri ile ilgili politika ve uygulamalara baktığımızda; arazi planlamasının yapılmadığı, orman alanları, doğal karakteri korunması gereken alanlar, meralar, tarım, alanları ve sulak alanların kaybedildiği, vasfının yitirildiği, doğal varlıklarımızın tahrip edilerek yok edildiği "ekolojik yıkım" olarak tanımladığımız bir süreçte; 25 su havzasında yüzeysel sularımızın yaklaşık  %70'inin, yeraltı sularımızın %40'ının kirli olduğu bilimsel veriler ve kamunun raporları ile ortaya çıkmaktadır.

Dünya Su Günü!

Nüfus artışı, kentleşme, sanayileşme, doğal varlıkların kontrolsüz tüketimi, ormansızlaşma ile birlikte ve buna bağlı olarak ortaya çıkan iklim değişikliği süreçlerinin getirdiği baskılar nedeni ile su kısıtlılığının artması, kaynakların tükenmesi, kirlilik, aşırı doğa olayları Dünyada ve ülkemizde de yaşam için tehdit oluşturmaktadır. Özellikle ülkemizdeki sanayi ve nüfusun yoğun ancak su kaynaklarının kısıtlı olduğu büyük kentlerimize yönelik planlama süreçlerinde, tarım ve orman alanlarının kaybedildiği, sanayi ve konut alanlarına dönüştürüldüğü, alan kullanımına yönelik çeşitli faaliyetlere verilen izinler ile birlikte gelen nüfus yükü değerlendirildiğinde, bu çevresel yükü karşılayacak su kaynaklarımızın olmadığı ortadadır. Dolayısı ile son günlerde gelen yağışlar ile barajlardaki doluluk oranlarında iyileşme görünse de bu uzun vadeli ve sürekli bir çözüm olarak görülmemelidir. Ülkemiz ve tüm kentlerimizde olduğu gibi İzmir'de de su havzalarının, su kaynaklarının çok daha etkili biçimde korunmasına, temiz ve sağlıklı su ihtiyacını karşılamak üzere akılcı yatırımlara ve yeni su kaynaklarına acilen ihtiyaç vardır. İlgili kurum ve kuruluşlar mevcut su kaynaklarını en iyi şekilde yönetirken, gelecek için alternatif su kaynaklarını elde etmek için gerekli yatırımları geç olmadan yapmalıdır. Temiz suların evsel veya endüstriyel amaçlı kullanılmasından sonra oluşan atıksuların arıtıldıktan sonra yeniden kullanılması, tarım ve sanayi amaçlı kullanılan suyun doğru ve etkin kullanımı ve yönetimi ile enerji yönetimi artık su yönetimin olmazsa olmaz bir parçası olarak düşünülmeli ve konunun uzmanı olan kişiler ile Su Yönetimi süreci planlanmalı, kentin planlanmasına yönelik planlar ve yatırımlarda su yönetimi süreci de dikkate alınmalıdır.

Dünya Su Günü!

Kentimizde ise içme suyu arıtma tesisi ile hizmet verilen nüfus % 75, Atıksu arıtma tesisi ile hizmet verilen nüfus % 99 olarak görülmektedir. İzmir Büyükşehir Belediyesi sınırları içinde gerekli içme ve kullanma suyu, barajlar ve yeraltısuyu kuyularından sağlanmaktadır. İZSU verilerine göre, 2021 yılında temin edilen suyun yaklaşık % 42,2 si yeraltı, yaklaşık %57,8 si yüzeysel su kaynaklarından sağlanmıştır.  İzmir Kentinin su ihtiyacını karşılayan kaynakların miktar ve kalite olarak sürdürülebilirliğinin sağlanması, korunması büyük öneme sahiptir. Yüzeysel ve yeraltı su kaynaklarımızın bulunduğu bölgelerde alan kullanımına yönelik baskılar ve kirlilik tehdidinin yanında iklim değişikliğinin getireceği süreçlere de kentin hazır olması gerekmektedir. DSİ ve TÜİK verilerine göre Türkiye'de 2018 yılı itibariyle çekilen suyun %71,4'ünün tarımsal sulamada, %18,3'ünün sanayide kullanıldığı, %10,2'sinin içme ve kullanma suyu olarak tüketildiği görülmektedir. 2018 yılına ait TÜİK verileri incelendiğinde, sanayi sektöründe 2,9 milyar m3 suyun çekildiği görülmüştür. Suyun kullanımına yönelik OSB'ler (organize sanayi bölgeleri) incelendiğinde, 2018 yılında 185 milyon m3 suyun çekildiği ve bunun %44,9'unun kuyulardan elde edildiği görülmektedir.  2020 yılı nüfus verilerine göre nüfusu yaklaşık  4 milyon 394 bin 694'e ulaşan İzmir`de, İZSU Genel Müdürlüğü tarafından 23`ü Avrupa standartlarında arıtım yapan ileri biyolojik, 38'i biyolojik ve 6 tanesi doğal arıtma olmak üzere toplam  67 arıtma tesisi ile atıksu arıtma hizmeti verilmektedir. Atıksu arıtma tesislerinde arıtılan atıksuyun 97.05'i ise Avrupa standartlarında arıtım yapan ileri biyolojik atıksu arıtma tesislerinde arıtılmış, kalan yaklaşık yüzde 3'ü biyolojik ve doğal arıtma tesislerinde arıtılmıştır. İzmir halen, 23 ileri biyolojik atıksu arıtma tesisi ile ülkemizde Avrupa standartlarında arıtım yapan en fazla tesise sahip olan kent olduğu gibi, ülkemizde kişi başına Avrupa standartlarında en fazla atıksu arıtımının gerçekleştirildiği kenttir.

Dünya Su Günü!

Arıtma Tesisleri ve yatırımları ile TÜİK verileri kapsamında başarılı olan İzmir, kentin yoğun yapılaşmasına yetişemeyen altyapı eksiklikleri ile de karşı karşıyadır. Geçmiş yıllarda yaşanan koku sorunu ile birlikte, aşırı yağışlar sonucu oluşan su taşkınları bunun en acı göstergesi olmuştur. Benzer süreçlerin tekrarlanmaması için İdarenin planlama ve uygulamaya yönelik çalışmaları geliştirmesi  gerekmektedir. İlgili kurum ve kuruluşlar mevcut su kaynaklarını en iyi şekilde yönetirken, gelecek için alternatif su kaynaklarını elde etmek için gerekli yatırımları geç olmadan yapmalıdır. Temiz suların evsel veya endüstriyel amaçlı kullanılmasından sonra oluşan atıksuların arıtıldıktan sonra yeniden kullanılması, tarım ve sanayi amaçlı kullanılan suyun doğru ve etkin kullanımı ve yönetimi ile enerji yönetimi su yönetiminin olmazsa olmaz bir parçası olarak düşünülmeli ve konunun uzmanı olan kişiler ile Su Yönetimi süreci planlanmalı, kentin planlanmasına yönelik planlar ve yatırımlarda su yönetimi süreci de dikkate alınmalıdır.

Dünya Su Günü!

“Gördes Barajından su temini sağlamak üzerine bir planlama yapıldı”

İçme suyu ve Atıksu arıtma tesisleri sayısı ve kalitesi ile Ülkemizin diğer kentlerinden önde olan İzmir Kentine bardağın diğer tarafından bakıldığında ise yeterli suya sahip olamadığı için kilometrelerce ötedeki Gördes Barajından su temini sağlamak üzerine bir planlama yapılmıştır.  Bir taraftan kilometrelerce öteden yüksek maliyet ve işgücü harcanarak su temin eden İzmir; gelecekteki su kaynağı olan Çamlı Baraj Havzasında altın madenciliğinin getirdiği kirlilik riski ile karşı karşıyadır. Kentte su yönetiminden sorumlu kuruluşlar olan İZSU ve DSİ gelecekteki su kaynakları için farklı yaklaşımlar sergilemektedir. İzmir Büyükşehir Belediyesi ve İZSU, Çamlı Barajını zorunluluk olarak görürken, DSİ Baraj yapımını öngörmemektedir. Kentin  Su Yönetiminden sorumlu iki kuruluş politikaları İzmirliyi sağlıklı suya ulaşma konusunda tehlikede bırakmaktadır. Bununla birlikte maden işletmesinin mevcut hali ile yarattığı kirlilik mahkeme kararları ve bilirkişi raporları ile ortaya konulmuş ve ÇED Kapasite Artışına ilişkin ÇED Olumlu Kararı İptal edilmişken; Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı tarafından tüm bu aşamalar göz ardı edilerek ÇED Kapasite Artışına ilişkin ÇED süreci yeniden yürütülmüş ve ÇED Olumlu Kararı yenilenmiştir. Efemçukuru, İzmir Kenti Yerel Yönetimi tarafından Kentin Su Kaynağı olarak tanımlanmaya devam ederken, tüm itirazlara rağmen Merkezi İdareler tarafından kirlilik riski ile baş başa bırakılmıştır.

Manisa'ya içme-kullanma suyu sağlamak üzere inşaatı devam eden Gürdük Barajı ve İzmir kentine içme-kullanma suyu sağlanması planlanan Başlamış Barajı olmak üzere, bölgenin en büyük iki kentine hizmet verecek olan Başlamış Çayı havzasında, Gördes'te nikel Madeni İşletmesinin yarattığı riskler devam ederken, madenin kapasite artışı talebi onaylanmıştır.  Ayrıca, yıllık 1 milyon ton sülfürik asit üretecek olan sülfürik asit fabrikası için de ÇED süreci de olumlu tamamlanmıştır. Konuyla ilgili olarak Odamızın da davacı olduğu hukuki süreç devam etmektedir.

Diğer taraftan; Kentimizde Gediz, K. Menderes, Kuzey Ege, Gördes Havzalarını değerlendirdiğimizde kalite ve miktar olarak  bulunduğu durum;  su kaynaklarımızın karşı karşıya bulunduğu çevresel risklerin yönetilemediği ve acil planlama ve yönetim süreçleri gerçekleştirilemezse geri dönüşü mümkün olmayan noktalara ilerlediğinin de bir göstergesidir. Kentimizin İçme suyu kaynağı olan Tahtalı Baraj Havzası, İZSU Yönetmelikleri ile koruma altında tutulmaya çalışılırken, havzadaki kentleşme ve sanayi baskısı, mevzuat değişiklikleri ile koruma kapsamının yumuşatılmasına neden olurken yaşam kaynaklarımızın da bu baskılara feda edilmesinin önünü açacaktır. Bu noktada söz konusu mevzuatların yaşamsal kaynağımız olan su varlıklarımızın miktar, kalitesinin korunması, iyileştirilmesi ve doğru planlama süreçleri ile sürekliliğin sağlanması yönünde planlama, uygulama ve denetim mekanizmalarının birlikte uyum içerisinde ve güçlü olarak işletilmesi büyük önem taşımaktadır.

 

Post a Comment

Previous Post Next Post