Bilim ve Sağlık Haber Ajansı

Bilim ve Sağlık Haber Ajansı


Hekimlerden 10 Acil Talepli İmza Kampanyası

Posted: 18 Apr 2022 08:08 AM PDT

Türk Tabipler Birliği öncülüğünde hekimler, 10 acil talebin yerine getirilmesi için bir imza kampanyası başlattı.

“10 Acil Talepli İmza Kampanyası Başladı: Sağlığımız İçin Hekimlere Kulak Verin” sloganıyla duyurulan kampanya hakkında açıklama yapan TTB, ” Türk Tabipleri Birliği (TTB), "Emek Bizim Söz Bizim, Sağlıklı Bir Gelecek Ellerimizde" eylem süreci kapsamında "Sağlığımız İçin Hekimlere Kulak Verin!" başlıklı imza kampanyasını başlattı. Dr. Ersin Arslan'ı kaybettiğimiz 17 Nisan'da başlayan ve Dr. Kamil Furtun'u kaybettiğimiz 29 Mayıs'ta sona erecek olan imza kampanyası ile sağlık sisteminin toplum yararına değiştirilmesi, hekimlerin yaşama, çalışma ve ekonomik koşullarının düzeltilmesi amacıyla 10 acil talep belirlendi” ifadelerine yer verdi. 

Bu Davranışlar Sesi Bozuyor!

Posted: 18 Apr 2022 02:28 AM PDT

Bu Davranışlar Sesi Bozuyor!

Bağırma, aşırı konuşma, çığlık atma, ses taklitleri, spor aktiviteleri sırasında ses suistimali ve sigara kullanma ses bozukluklarına yol açabiliyor

 

Uzmanlar ses hijyeni için konuşurken veya performans gösterirken nefes desteğinin doğru kullanılmasını, sık ve şiddetli boğaz temizlemeden uzak durulmasını, günde en az iki litre kafeinsiz ve teinsiz sıvı tüketilmesini, bitki çaylarının sınırlı tüketilmesini tavsiye ediyor. Dr. Öğretim Üyesi Maral Yeşilyurt, sesin perde, şiddet, rezonans ve kalitesi gibi özelliklerin bir veya birkaçında meydana gelen anormallikler ve/veya sesin bireyin yaşına ve cinsiyetine uygun olmamasının ses bozukluğu olarak tanımlandığını söyledi.

Bağırma ve aşırı konuşma ses bozukluğuna yol açabilir

Ses bozukluğunun nedeninin yapısal olduğu gibi sonradan edinilmiş, psikojenik veya ses sistemini yanlış kullanıma bağlı olabileceğini de kaydeden Dr. Öğretim Üyesi Maral Yeşilyurt, "Bağırma, aşırı konuşma, çığlık atma, ses taklitleri, spor aktiviteleri sırasında ses suistimali, sigara kullanma kullanıma bağlı bozukluklara örnek olarak verilebilir." dedi.

İnsanların %7'si ses bozukluğu yaşıyor

Araştırmaların insanların yaklaşık % 7'sinin hayatlarının bir döneminde ses bozukluğu yaşadığını gösterdiğini kaydeden Dr. Yeşilyurt, "Ses  bozukluğu bireylerin yaşam kalitesini olumsuz yönde etkileyebilir. Şarkı sesi kullanıcıları-şarkıcılar, tiyatro sanatçıları, öğretmenler, din görevlileri, çağrı merkezi çalışanları gibi sesleri ile geçimlerini sağlayan profesyonel ses kullanıcılarında hafif bir ses bozukluğu bile maddi, sosyal, psikolojik sıkıntılara neden olabilir. Profesyonel ses kullanıcıları ile çalışan ses terapisi alanında uzman Dil ve Konuşma terapistleri bu durumun hassasiyetinin farkındadır. Ses terapisi ve rehabilitasyonu, sağlık bilimleri fakültesi veya sağlık bilimleri enstitüsünden mezun dil ve konuşma terapistlerinin sorumluluk alanları içindedir." diye konuştu.

 

Ses terapisi sesi sağlıklı hale getirmeyi hedefliyor

Ses terapisi ile amacın sesi sağlıklı hale getirmek olduğunu ifade eden Yeşilyurt, "Performans geliştirmesini ise şan eğitmenleri yapmaktadır. Ses bozukluğunu düzeltmeden performansa yönelik çalışmalar yapılırsa bu seste daha büyük ve kalıcı bozukluklara neden olabilir. Mesela kas gerilimin artması, ses telinde kanama, tek taraflı ses teli patolojilerinde karşı ses telinin de zedelenmesi veya ses teli kistinin patlayarak sulcus vokalise dönüşmesi görülebilir. Patolojinin ilerlememesi, daha büyük sorunlara yol açmaması için erken müdahale önemlidir." uyarısında bulundu.

Bu Davranışlar Sesi Bozuyor!

Profesyonel ses kullanıcıları için özel çalışmalar yapılıyor

Profesyonel ses kullanıcılarının ses bozukluğu yaşamadan koruyucu ve önleyici destek almalarının yine dil ve konuşma terapistlerinin sorumluluk alanına girdiğini kaydeden Dr. Öğretim Üyesi Maral Yeşilyurt, "Ses teli dediğimiz şey 'V' şeklinde bir  kastır. Bir kas ne kadar güçlüyse travmalara karşı o kadar dayanıklıdır. Profesyonel ses kullanıcılarında ses hijyenine yönelik farkındalığın kazandırılması, postür, nefes, fonasyon teknikleri ve ses egzersizleri ile koruyucu- önleyici çalışmalar yapılmaktadır." diye konuştu.

Ses hijyeni ile ses sisteminin korunması hedefleniyor

Yeşilyurt, zayıf ses hijyeni alışkanlıklarının pek çok ses bozukluğunun ortaya çıkmasına zemin hazırladığını belirterek ses sistemini korumaya yönelik tüm davranışlara ses hijyeni denildiğini kaydetti.

Ses hijyeni için bu önerilere kulak verin!

Dr. Öğretim Üyesi, ses hijyeninde dikkat edilmesi gereken maddeleri de şu şekilde sıraladı:

  • Konuşurken veya performans gösterirken nefes desteğini doğru kullanın.
  • Sık ve şiddetli boğaz temizleme, sık ve şiddetli öksürük ses tellerini tahriş edeceğinden bu davranışlardan kaçınmak gerekiyor.
  • Ses tellerinin hidrasyonu, nemli tutulması ve tahriş edici maddelerden uzak durulması önemlidir. Günde en az iki litre kafeinsiz ve teinsiz sıvı tüketin.
  • Sigara içmeyin.
  • Reflünüz  ve/veya alerjiniz varsa tedavi olun
  • Birçok bitki çayının da diüretik etkisi olduğundan, bitki çaylarını sınırlı için.
  • Her gün yeterli uyumaya özen gösterin.
  • Bağırarak konuşmayın, çığlık atmayın.
  • Ses telleri de birer kastır. Bu kasların güçlü ve düzenli çalışması için Dil ve Konuşma Terapistinizin önerdiği  ses egzersizlerini düzenli bir şekilde yapın.

Hızlı Yemek Obezite Riskini Artırıyor!

Posted: 18 Apr 2022 02:23 AM PDT

Hızlı Yemek Obezite Riskini Artırıyor!

Obezite yarattığı ve yaratabileceği sağlık sorunları nedeniyle bugün dünyadaki en önemli sağlık sorunlarının başında geldiğini hatırlatan İç Hastalıkları Uzmanı Dr. Mehmet Akif Öztürk, 2020 yılında yapılan bilimsel bir çalışmada hızlı yemek yiyenlerin yavaş yiyenlere oranla doymak için daha çok besin tükettiklerini ortaya çıkardığını söyledi.

 

İç Hastalıkları Uzm. Dr. Mehmet Akif Öztürk, sadece bu çalışmaya göre böyle bir genelleme yapmak doğru olmasa da bu ve benzer çalışmalar bu tezi doğruladığını belirterek sözlerine şöyle devam etti: "Hızlı yemek yiyenlerde daha fazla miktarda besin alımı daha fazla kalori alımı demektir. Bu durum da aslında obezite için ciddi bir risk faktörü oluşturur. Sonuçta obezite alınan kalori ve harcanan kalori arasındaki dengesizlikten kaynaklanmaktadır" diye konuştu.

HIZLI YEMEK OBEZİTE RİSKİNİ GETİRİYOR

Öztürk'ün verdiği bilgiye göre hızlı yemek yiyen insanlar, yavaş yiyenlere oranla daha fazla obezite riskine sahipler. Çalışmanın daha net anlaşılabilmesi için iki önemli kavramı bilmek gerektiğini söyleyen Uzm. Dr. Öztürk, sözlerine şöyle devam etti: "Bunlardan biri (ADM) Ağız içi duyusal maruziyet, yani dil üzerindeki reseptörler vasıtası ile algılanan duyu hissi de diyebiliriz. ADM, çiğneme süresi uzadıkça ya da katı şekilli yiyecekler ile daha yüksek düzeyde olurken, sıvı ya da püre tarzında yiyecekler ile ve çiğneme süresi azaldıkça azalmaktadır. Diğer kavram ise adından da anlaşılacağı üzere (YH) Yeme Hızı kavramlarıdır." Çalışmada temelde 4 tane grup ve bir de kontrol grubunun bulunduğunu dile getiren Uzm. Dr. M. Akif Öztürk, "Gönüllüler yeme şekilleri farklı olacak şekilde gruplara ayrılarak gözlemlenmiş. Her bir grupta yer alan gönüllüler aralıklı olarak doyum anketlerine tabi tutulup aynı zamanda beslenmelerinin ilk dakikalarında ve beslenme sonunda gönüllülerin kan örnekleri alınarak kanda glikoz, insülin ghrelin ve pankreatik peptid hormon düzeyleri tespit edilmiş" dedi.

KATI YİYECEKLER TOK TUTUYOR 

Çalışmanın bir diğer sonucunun da yenilen yemek püre benzeri çiğneme gerektirmeden hızlıca yiyebilecek bir yemek olmadığında ağız içi duyusal maruziyet arttığından daha az besin maddesi ile doymanın da mümkün olduğunun tespit edilmesi olduğunu söyleyen Mehmet Akif, sadece bu çalışmaya göre böyle bir genelleme yapmak doğru olmasa da bu ve benzer çalışmalar bu tezi doğruladığını belirterek sözlerine şöyle devam etti: "Hızlı yemek yiyenlerde daha fazla miktarda besin alımı daha fazla kalori alımı demektir. Bu durum da aslında obezite için ciddi bir risk faktörü oluşturur. Sonuçta obezite alınan kalori ve harcanan kalori arasındaki dengesizlikten kaynaklanmaktadır" diye konuştu.

HIZLI YEMEK OBEZİTE RİSKİNİ GETİRİYOR

Uzm. Dr. Mehmet Akif Öztürk'ün verdiği bilgiye göre hızlı yemek yiyen insanlar, yavaş yiyenlere oranla daha fazla obezite riskine sahipler. Çalışmanın daha net anlaşılabilmesi için iki önemli kavramı bilmek gerektiğini söyleyen Uzm. Dr. Öztürk, sözlerine şöyle devam etti: "Bunlardan biri (ADM) Ağız içi duyusal maruziyet, yani dil üzerindeki reseptörler vasıtası ile algılanan duyu hissi de diyebiliriz. ADM, çiğneme süresi uzadıkça ya da katı şekilli yiyecekler ile daha yüksek düzeyde olurken, sıvı ya da püre tarzında yiyecekler ile ve çiğneme süresi azaldıkça azalmaktadır. Diğer kavram ise adından da anlaşılacağı üzere (YH) Yeme Hızı kavramlarıdır."

KATI YİYECEKLER TOK TUTUYOR 

Çalışmanın bir diğer sonucunun da yenilen yemek püre benzeri çiğneme gerektirmeden hızlıca yiyebilecek bir yemek olmadığında ağız içi duyusal maruziyet arttığından daha az besin maddesi ile doymanın da mümkün olduğunun tespit edilmesi olduğunu söyleyen Uzm. Dr. M. Akif Öztürk, bu açıdan bakıldığında günlük yaşantıda zorunlu olmayana hallerin dışında püre gibi hızla yutulan yiyeceklerin çok fazla tercih edilememesi gerektiğini de sözlerine ekledi. 

HIZLI YEMEK ÇABUK ACIKTIRIYOR 

Araştırma grubunda gözlemlenen bir diğer parametrenin de hızlı yemek ve doygunluk arasında bir bağlantı olduğunu dile getiren Dr. Öztürk, "Daha fazla çiğneme süresi gerektiren gıdalar ile yemek sırasında açlık hissi de daha az oluyor. Bunun yanında yemek sonunda da yeniden bir öğün ihtiyacı da daha az olmaktadır. Araştırma daha hızlı yemek yiyenler ise yemek sonrası dönemde daha çabuk acıktıklarını bizlere gösteriyor" diye konuştu.

HER LOKMA EN AZ 15 SANİYE ÇİĞNENMELİ

Daha yavaş yemek yemenin tokluk hormonu seviyelerini artırabileceği, daha çabuk tok hissetmeye yardımcı olabileceği ayrıca kalori alımını azaltabileceği uyarılarında bulunan Yeditepe Üniversitesi Kozyatağı Hastanesi İç Hastalıkları Uzmanı Dr. Mehmet Akif Öztürk, hızlı yemek yeme davranışını değiştirmenin mümkün olduğunu da söyledi. Öncelikle bu konuda belli bir farkındalığın oluşması için konunun öneminin vurgulanması ve eğitimler verilmesi gerektiğine işaret eden Uzm. Dr. Öztürk, "Sindirimi kolay olan, çiğnemeden yutulabilen basit gıdalar ile beslenme yerine daha kompleks, sindirimi ve emilimi daha yavaş daha sağlıklı gıdalarla beslenme tercih edilmelidir. Bu konuda özellikle hangi gıdalar bizler için daha uygun ise hekim ya da diyetisyen tarafından destek alınarak bu yönde beslenme düzenlemeleri yapılabilir. Bunun yanında çiğneme süresinin lokma başına en az 15 saniye olacak şekilde ayarlanmasını öneririm" diyerek sözlerine devam etti.

Hızlı Yemek Obezite Riskini Artırıyor!

ÖNCE YAPILANLARA GÖRE DAHA KAPSAMLI BİR ÇALIŞMA 

Daha önce Japonya'da bu çalışmayı destekler bir benzer çalışma yapıldığını ancak Hollandalı bilim insanlarının yaptığı bu son çalışmanın farkının gıda alımının çeşitli aşamalarında özellikle de ilk dakikalarında insülin seviyelerinin de ölçülmüş olması olduğunu söyleyen Uzm. Dr. Öztürk, bu çalışmanın ayrıca diğer çalışmalara göre hastaların seçimi ve sonucu etkileyebilecek şartların optimizasyonu açısından daha kapsamlı olduğunun da altını çizdi.

Hızlı Yemek Obezite Riskini Artırıyor!

Sadece bu çalışmaya göre böyle bir genelleme yapmanın doğru olmasa da bu ve benzer çalışmaların bu tezi doğruladığına işaret eden Uzm. Dr. Mehmet Akif Öztürk, "Hızlı yemek yiyenlerde daha fazla miktarda besin alımı daha fazla kalori alımı demektir. Bu durum da aslında obezite için ciddi bir risk faktörü oluşturur. Sonuçta obezite alınan kalori ve harcanan kalori arasındaki dengesizlikten kaynaklanmaktadır. Sadece yavaş yiyerek kilo vermek tek başına tabi ki yeterli olmayacaktır. Sonuçta burada sadece kalori alımının sınırlandırılması değil aynı zamanda kişiler için harcanan kalorinin de belirli bir düzeyde olması ile optimal kilo kontrolü sağlanabilir. Ama şunu çok rahatlıkla söyleyebiliriz ki yavaş yeme ile daha az miktarda besine ihtiyaç duymanın yanında, kontrol edilebilir bir yeme davranışı oluşturarak sağlıklı beslenme yolunda bir başlangıç noktası oluşturabiliriz. Çalışmaya göre hızlı yemek yiyenlerde yavaş yemek yiyenlere göre insülin salınımı yemeğin ilk dakikalarında ve sonunda daha az miktarda olmakta” dedi.

HIZLI YEMEK ÇABUK ACIKTIRIYOR 

Araştırma grubunda gözlemlenen bir diğer parametrenin de hızlı yemek ve doygunluk arasında bir bağlantı olduğunu dile getiren Dr. Öztürk, "Daha fazla çiğneme süresi gerektiren gıdalar ile yemek sırasında açlık hissi de daha az oluyor. Bunun yanında yemek sonunda da yeniden bir öğün ihtiyacı da daha az olmaktadır. Araştırma daha hızlı yemek yiyenler ise yemek sonrası dönemde daha çabuk acıktıklarını bizlere gösteriyor" diye konuştu.

HER LOKMA EN AZ 15 SANİYE ÇİĞNENMELİ

Daha yavaş yemek yemenin tokluk hormonu seviyelerini artırabileceği, daha çabuk tok hissetmeye yardımcı olabileceği ayrıca kalori alımını azaltabileceği uyarılarında bulunan Öztürk, hızlı yemek yeme davranışını değiştirmenin mümkün olduğunu da söyledi. Öncelikle bu konuda belli bir farkındalığın oluşması için konunun öneminin vurgulanması ve eğitimler verilmesi gerektiğine işaret eden Uzm. Dr. Öztürk, "Sindirimi kolay olan, çiğnemeden yutulabilen basit gıdalar ile beslenme yerine daha kompleks, sindirimi ve emilimi daha yavaş daha sağlıklı gıdalarla beslenme tercih edilmelidir. Bu konuda özellikle hangi gıdalar bizler için daha uygun ise hekim ya da diyetisyen tarafından destek alınarak bu yönde beslenme düzenlemeleri yapılabilir. Bunun yanında çiğneme süresinin lokma başına en az 15 saniye olacak şekilde ayarlanmasını öneririm" diyerek sözlerine devam etti.

ÖNCE YAPILANLARA GÖRE DAHA KAPSAMLI BİR ÇALIŞMA 

Daha önce Japonya'da bu çalışmayı destekler bir benzer çalışma yapıldığını ancak Hollandalı bilim insanlarının yaptığı bu son çalışmanın farkının gıda alımının çeşitli aşamalarında özellikle de ilk dakikalarında insülin seviyelerinin de ölçülmüş olması olduğunu söyleyen Uzm. Dr. Öztürk, bu çalışmanın ayrıca diğer çalışmalara göre hastaların seçimi ve sonucu etkileyebilecek şartların optimizasyonu açısından daha kapsamlı olduğunun da altını çizdi. Sadece bu çalışmaya göre böyle bir genelleme yapmanın doğru olmasa da bu ve benzer çalışmaların bu tezi doğruladığına işaret eden Uzm. Dr. Mehmet Akif Öztürk, ayrıca şunları da ekledi: "Hızlı yemek yiyenlerde daha fazla miktarda besin alımı daha fazla kalori alımı demektir. Bu durum da aslında obezite için ciddi bir risk faktörü oluşturur. Sonuçta obezite alınan kalori ve harcanan kalori arasındaki dengesizlikten kaynaklanmaktadır. Sadece yavaş yiyerek kilo vermek tek başına tabi ki yeterli olmayacaktır. Sonuçta burada sadece kalori alımının sınırlandırılması değil aynı zamanda kişiler için harcanan kalorinin de belirli bir düzeyde olması ile optimal kilo kontrolü sağlanabilir. Ama şunu çok rahatlıkla söyleyebiliriz ki yavaş yeme ile daha az miktarda besine ihtiyaç duymanın yanında, kontrol edilebilir bir yeme davranışı oluşturarak sağlıklı beslenme yolunda bir başlangıç noktası oluşturabiliriz." "Çalışmaya göre hızlı yemek yiyenlerde yavaş yemek yiyenlere göre insülin salınımı yemeğin ilk dakikalarında ve sonunda daha az miktarda olmakta" diyen Uzm. Dr."Bu durum da özellikle şeker hastalarını düşünecek olursak insülin gibi kilit öneme sahip bir hormondan daha az yararlanma anlamına gelir."dedi.

Saç Ekiminde Doğru Bilinen Yanlışlar!

Posted: 18 Apr 2022 01:56 AM PDT

Erkekler arasında en sık başvurulan estetik uygulamalarının başında gelen saç ekimi operasyonları hem kaybedilen saçları hem de özgüveni yeniden kazandırıyor. Kişinin saç tipine ve yüz formuna ve kök kalitesine uygun olarak yapılan bu operasyonun başarıya ulaşması ise kişinin doğru ellere emanet edilmesiyle mümkün oluyor. Çoğu zaman hastaların başkalarından duyduğu ya da internetten okuduğu yanlış bilgiler yüzünden endişeli olduğunu veya mümkün olmayan sonuçlar istediğini dile getiren GlobalHair Medikal Direktörü Berkant Dural, bilgi karmaşasını önlemek için saç ekimi konusunda doğru bilinen yanlışları anlatıyor. Yazın saç ekimi yapılır mı? Çoğu kişi, yaz mevsiminin saç ekimi için uygun olmadığını düşünse de kışın en soğuğunda ya da yazın en sıcağında bile saç ekimi yapılabilir. Bu operasyon için zaman fark etmez, önemli olan kişinin 4 hafta boyunca güneşten kendini koruyabilmesidir. Özellikle de hastalara operasyon yapılan alanla teması olmayan şapka ve bereler önerilir. İnce telli saçlara saç ekimi uygulanabilir mi? En sık dile getiren yanlış bilgilerden biri de ince telli saçlara sahip olan kişilere saç ekimi yapılmayacağıdır. Ancak daha fazla greft uygulanarak bu hastalara saç ekimi yapmak mümkündür. Burada önemli olan doktorun saç analizini yaparak doğru tedavi yaklaşımını belirlemesidir. Sonrası ömür boyu kullanılacak sağlıklı saçlardır. Saç ekimi için saçların tamamının dökülmesi beklenmeli mi? Hayır! Saçının seyrekliğinden şikâyet eden herkes istediği zaman saç ekimi işlemi yaptırabilir. Hatta saç ekimi için belli bir saç oranının bulunması uygulanacak işlemin başarılı olmasında önemli bir etkendir. Dolayısıyla saç ekimi için kel kalmayı beklemeye gerek yoktur. Saç ekiminden sonra denize girilmez mi? Yazın habercisi baharın geldiği bugünlerde saç ekimi operasyonu ile tatil planları arasında kalanlar olabilir. Ancak doğru planlama ile ikisi de yapılabilir. Şöyle ki, ekim yapılan alanın 1 hafta süre ile korunması gerekir. Sonrasında yine dikkati elden bırakmadan normal hayata dönmek mümkündür. Bu süreçte uygulanan teknikte önemlidir. Ayrıca 4 hafta sonra da denize veya havuza girilebilir. Beyaz saçlar ekim için uygun mu? Uygun ekipman, donanımlı merkez ve uzman kişilerce dikkatli ve özenli bir şekilde yapıldığında beyaz saçlar da ekim için uygundur. Beyaz saç köklerinin görülmesi daha zor olacağından bunun için özel optik büyüteçler kullanılır ve saç ekimi operasyonu gerçekleştirilir.

Erkekler arasında en sık başvurulan estetik uygulamalarının başında gelen saç ekimi operasyonları hem kaybedilen saçları hem de özgüveni yeniden kazandırıyor. Kişinin saç tipine ve yüz formuna ve kök kalitesine uygun olarak yapılan bu operasyonun başarıya ulaşması ise kişinin doğru ellere emanet edilmesiyle mümkün oluyor.

 

Çoğu zaman hastaların başkalarından duyduğu ya da internetten okuduğu yanlış bilgiler yüzünden endişeli olduğunu veya mümkün olmayan sonuçlar istediğini dile getiren GlobalHair Medikal Direktörü Berkant Dural, bilgi karmaşasını önlemek için saç ekimi konusunda doğru bilinen yanlışları anlatıyor.

Yazın saç ekimi yapılır mı?

Çoğu kişi, yaz mevsiminin saç ekimi için uygun olmadığını düşünse de kışın en soğuğunda ya da yazın en sıcağında bile saç ekimi yapılabilir. Bu operasyon için zaman fark etmez, önemli olan kişinin 4 hafta boyunca güneşten kendini koruyabilmesidir. Özellikle de hastalara operasyon yapılan alanla teması olmayan şapka ve bereler önerilir.

Erkekler arasında en sık başvurulan estetik uygulamalarının başında gelen saç ekimi operasyonları hem kaybedilen saçları hem de özgüveni yeniden kazandırıyor. Kişinin saç tipine ve yüz formuna ve kök kalitesine uygun olarak yapılan bu operasyonun başarıya ulaşması ise kişinin doğru ellere emanet edilmesiyle mümkün oluyor. Çoğu zaman hastaların başkalarından duyduğu ya da internetten okuduğu yanlış bilgiler yüzünden endişeli olduğunu veya mümkün olmayan sonuçlar istediğini dile getiren GlobalHair Medikal Direktörü Berkant Dural, bilgi karmaşasını önlemek için saç ekimi konusunda doğru bilinen yanlışları anlatıyor. Yazın saç ekimi yapılır mı? Çoğu kişi, yaz mevsiminin saç ekimi için uygun olmadığını düşünse de kışın en soğuğunda ya da yazın en sıcağında bile saç ekimi yapılabilir. Bu operasyon için zaman fark etmez, önemli olan kişinin 4 hafta boyunca güneşten kendini koruyabilmesidir. Özellikle de hastalara operasyon yapılan alanla teması olmayan şapka ve bereler önerilir. İnce telli saçlara saç ekimi uygulanabilir mi? En sık dile getiren yanlış bilgilerden biri de ince telli saçlara sahip olan kişilere saç ekimi yapılmayacağıdır. Ancak daha fazla greft uygulanarak bu hastalara saç ekimi yapmak mümkündür. Burada önemli olan doktorun saç analizini yaparak doğru tedavi yaklaşımını belirlemesidir. Sonrası ömür boyu kullanılacak sağlıklı saçlardır. Saç ekimi için saçların tamamının dökülmesi beklenmeli mi? Hayır! Saçının seyrekliğinden şikâyet eden herkes istediği zaman saç ekimi işlemi yaptırabilir. Hatta saç ekimi için belli bir saç oranının bulunması uygulanacak işlemin başarılı olmasında önemli bir etkendir. Dolayısıyla saç ekimi için kel kalmayı beklemeye gerek yoktur. Saç ekiminden sonra denize girilmez mi? Yazın habercisi baharın geldiği bugünlerde saç ekimi operasyonu ile tatil planları arasında kalanlar olabilir. Ancak doğru planlama ile ikisi de yapılabilir. Şöyle ki, ekim yapılan alanın 1 hafta süre ile korunması gerekir. Sonrasında yine dikkati elden bırakmadan normal hayata dönmek mümkündür. Bu süreçte uygulanan teknikte önemlidir. Ayrıca 4 hafta sonra da denize veya havuza girilebilir. Beyaz saçlar ekim için uygun mu? Uygun ekipman, donanımlı merkez ve uzman kişilerce dikkatli ve özenli bir şekilde yapıldığında beyaz saçlar da ekim için uygundur. Beyaz saç köklerinin görülmesi daha zor olacağından bunun için özel optik büyüteçler kullanılır ve saç ekimi operasyonu gerçekleştirilir.
İnce telli saçlara saç ekimi uygulanabilir mi?

En sık dile getiren yanlış bilgilerden biri de ince telli saçlara sahip olan kişilere saç ekimi yapılmayacağıdır. Ancak daha fazla greft uygulanarak bu hastalara saç ekimi yapmak mümkündür. Burada önemli olan doktorun saç analizini yaparak doğru tedavi yaklaşımını belirlemesidir. Sonrası ömür boyu kullanılacak sağlıklı saçlardır.

Saç ekimi için saçların tamamının dökülmesi beklenmeli mi?

Saçının seyrekliğinden şikâyet eden herkes istediği zaman saç ekimi işlemi yaptırabilir. Hatta saç ekimi için belli bir saç oranının bulunması uygulanacak işlemin başarılı olmasında önemli bir etkendir. Dolayısıyla saç ekimi için kel kalmayı beklemeye gerek yoktur.

Saç ekiminden sonra denize girilmez mi?

Yazın habercisi baharın geldiği bugünlerde saç ekimi operasyonu ile tatil planları arasında kalanlar olabilir. Ancak doğru planlama ile ikisi de yapılabilir. Şöyle ki, ekim yapılan alanın 1 hafta süre ile korunması gerekir. Sonrasında yine dikkati elden bırakmadan normal hayata dönmek mümkündür. Bu süreçte uygulanan teknikte önemlidir. Ayrıca 4 hafta sonra da denize veya havuza girilebilir.

Beyaz saçlar ekim için uygun mu?

Uygun ekipman, donanımlı merkez ve uzman kişilerce dikkatli ve özenli bir şekilde yapıldığında beyaz saçlar da ekim için uygundur. Beyaz saç köklerinin görülmesi daha zor olacağından bunun için özel optik büyüteçler kullanılır ve saç ekimi operasyonu gerçekleştirilir.

Obeziteye Karşı Önleminizi Uzman Kontrolünde Alın!

Posted: 18 Apr 2022 01:45 AM PDT

Obeziteye Karşı Önleminizi Uzman Kontrolünde Alın!

Fazla kilo ve obezite erişkin Türk toplumunun yaklaşık 3'te 2'sini etkileyen, Avrupa'da 1. sırada olduğumuz bir halk sağlığı sorunudur. Obezite biyolojik, psikolojik ve çevresel faktörlerin etkileşimi sonucu gelişir ve beraberinde diğer hastalıklara yakalanma riskini de getirir.

 

 

Obezitenin tedavisinde diyet, egzersiz, medikal ilaçlar ve cerrahi yöntemler önemli yer tutmaktadır. Tüm bu uygulamaların deneyimli uzmanların kontrolünde yapılması çok önemlidir. Bilinçsiz diyetler ve gelişigüzel ilaç kullanımı yarardan çok zarar getirebilmektedir. Memorial Şişli Hastanesi İç Hastalıkları Bölümü'nden Uz. Dr. Nursal Filorinalı Konduk, fazla kilo ve obezitenin sağlık üzerindeki etkileri ile tedavi yöntemleri hakkında bilgi verdi.

Obezite Sık Karşılaşılan Ve İhmal Edilen Sağlık Problemi!

Obezite, vücutta fazla yağ dokusu birikimine bağlı olarak oluşan sağlık durumunu olumsuz etkileyen bir hastalıktır. Fazla kilolu ve obez olmak çeşitli rahatsızlıkları da beraberinde getirmektedir.  Çocukluk çağı fazla kiloları ve obezitesi artış göstermekte, daha genç yaş gruplarını da etkilemektedir. Fazla kilo ve obezite gelişiminde genellikle alınan ve harcanan kaloriler arasında dengesizliğe yol açan yüksek kalorili bir beslenme tarzı ve hareketsiz yaşam belirleyici rol oynar. Ayrıca birçok faktör fazla kilo ve obezite sebepleri arasında bulunabilir. Genetik faktörler, yaş, cinsiyet, ailesel beslenme alışkanlıkları ve uyku düzeni de obezite üzerinde etkilidir. Yanlış beslenme alışkanlıkları genellikle aile ortamından başlamaktadır.  Erken yaşlardan itibaren yüksek kalorili gıdaların tüketimine alışmış bir çocuğun obez olma olasılığı daha fazladır. Uyku bozuklukları da düzgün dinlenmemiş ve aşırı stresli bir vücuda uygun enerjiyi sağlamak için karbonhidrat alımına yol açan hormonal değişikliklere neden olabilmektedir. İdeal bir kilo değeri yoktur ama ideal kilo aralığını tayin etmek mümkündür. Sağlıklı bir hayat sürebilmek için ideal kilo aralığında olmak önem taşımaktadır.

Obeziteye Karşı Önleminizi Uzman Kontrolünde Alın!

Bel Çevresindeki Yağlanmaya Dikkat!

Kişinin fazla kilolu olup olmadığını belirlemek için boy ve kilo değerleri yeterlidir. Kilonun metre cinsinden boyun karesine bölünmesiyle elde edilen vücut kitle indeksi (VKİ) ile fazla kilolu olunup olunmadığı belirlenebilmektedir. Bulunan oran 25-29,9 arası ise fazla kilolu, 30'un üzerinde ise obezite göstergesidir. Diğer bir ölçüm yöntemi bel çevresidir. Yağ fazlalığı vücudun farklı bölgelerinde olabilir, ancak göbek bölgesinde fazla olması sağlığı daha olumsuz etkiler. Türk toplumu için belirlenmiş olan değerler; kadınlarda 80 cm – erkekler de 90 cm'nin üzeri fazla kilolu, kadınlarda 90 cm – erkeklerde 100 cm üzeri ise obezite göstergesidir.

Obeziteye Karşı Önleminizi Uzman Kontrolünde Alın!

Obezite Birçok Hastalığa Neden Oluyor!

Obezite birçok hastalığı beraberinde getirmektedir. Başta prediyabet ve diyabet olmak üzere; iskemik kalp hastalığı, yüksek tansiyon (hipertansiyon), koroner arter hastalığı, felç, karaciğer yağlanması, uyku apne hastalığı, reflü, astım, safra yolu hastalığı riskini artırmaktadır. Son yıllarda Covid pandemisinde de görüldüğü üzere fazla kilolu ve obez hastalarda Covid-19 enfeksiyonunun daha ağır seyrettiği ve ölüm oranlarının daha yüksek olduğu saptanmıştır. Obezitenin derecesi arttıkça kanser riskinde de artış gözlenmektedir. Özellikle dikkat çeken kanserler; bağırsak (kolon), meme, endometriyal kanser, böbrek ve özefagus kanserleridir. Bu nedenle obez olgular metabolik hastalıklar dışında kanser riski yönünde de takip edilmeli ve hastaların kilo vermeleri desteklenmelidir. Obezitenin yaşam kalitesi üzerinde de etkisi çok büyüktür. Kişi fazla kiloları sebebiyle uzun süre hareket edemez ve çabuk yorulur. Bu durum iş bulma şansını azaltabilir. Giderek eve kapanıp yalnızlaşarak depresyon gibi psikolojik rahatsızlıklarla da uğraşmak zorunda kalabilir.

Obeziteden Korunmak Mümkün…

Sağlıklı ve dengeli beslenerek, bol hareket edip, egzersiz yaparak obeziteden korunmak mümkündür. Dengeli bir kilo aralığında olmak birçok hastalığın oluşmasını engelleyebilmektedir. Sebze ve meyvelerin ağırlıkta olduğu balık, tavuk gibi sağlıklı protein kaynakları ve yararlı yağların bulunduğu Akdeniz tipi beslenme uzun ve kaliteli bir yaşam için tercih edilmelidir. Dünya Sağlık Örgütü haftada 150 dakika orta yoğunlukta egzersiz önermektedir.

Bahar Geldi, Göz Alerjisi Başladı, Sakın Kaşımayın!

Posted: 18 Apr 2022 01:38 AM PDT

Bahar Geldi, Göz Alerjisi Başladı, Sakın Kaşımayın!

Türk Oftalmoloji Derneği, bahar aylarının gelmesiyle birlikte mevsimsel göz alerjilerinde artış yaşanmasıyla ve halk arasında 'kırmızı göz' adıyla bilinen göz alerjisi (alerjik konjonktivit) için uyulması gereken önemli kurallarla ilgili açıklamalar yaptı.

 

 

Türk Oftalmoloji Derneği, içinde bulunduğumuz bahar ayları ve yaklaşan yaz aylarında artış gösteren göz alerjisi ile ilgili önemli açıklamalar yaptı. Şiddetli ve uzun süren göz kaşımanın gözün saydam tabakası korneanın kollajen yapısında değişikliklere neden olan keratokonus adı verilen hastalığa yol açabileceği belirtildi. Özellikle pandemi dönemi sebebiyle kişilerin el ve göz temizliği konusunda daha hassas ve duyarlı olmaları istendi. Türk Oftalmoloji Derneği Kornea ve Oküler Yüzey Birim Sekreteri Prof. Dr. H. Elvin Yıldız, dünya nüfusunun yaklaşık yüzde 40'ında alerjik konjonktivit belirtileri görüldüğüne dikkat çekerek, son on yılda bu hastalığa yakalananların sayısında hem ülkemizde hem de dünyada hızlı yükseliş olduğunu aktardı.

Polen, toz, rutubetten tüyden uzak durun

Prof. Dr. H. Elvin Yıldız, göz alerjisinin, gözün beyaz kısmını ve kapakların iç kısmını örten, konjonktiva zarındaki bağışıklık sisteminin alerjenlere karşı aşırı cevabı olduğunu ve göz alerjisinin mevsimsel (ilkbahar-sonbahar) olabileceği gibi tüm yıl da sürebileceğini belirtti. Yıldız şöyle devam etti: "Polenler ve ev tozu akarları en sık karşılaşılan alerjenlerdir. Yoğun miktarda polene maruz kalmak mevsimsel göz alerjisini tetikleyebilirken; ev tozu akarları, küf, nem ve rutubet ile evcil hayvan tüyleri, tüm yıl boyu süren göz alerjisini tetikleyen etkenler olabilir. Göz alerjisi toplumda oldukça sık görülen bir hastalıktır ve en sık karşılaşılan belirtileri gözde kızarıklık, kaşıntı, sulanma, kapaklarda şişlik ve ışığa duyarlılıktır. Göz alerjisi tedavisinde hasta tavsiyelere uyduğunda alerji azalır ve rahatlama olur."

Bahar Geldi, Göz Alerjisi Başladı, Sakın Kaşımayın!

Kaşımak keratokonus'a sebep olabilir

Yıldız ayrıca kontrol altına alınmamış, uzun süren alerji gözde bazı kalıcı rahatsızlıklara sebebiyet verebileceğini ve araştırmaları şiddetli ve uzun süren göz kaşımanın gözün saydam tabakası korneanın kollajen yapısında değişikliklere neden olduğunu gösterdiğine değinerek, "Bu durum korneada ilerleyici astigmatizma ve incelme ile karakterize keratokonus hastalığına neden olabiliyor. Keratokonus hastalarında yapılan araştırmada, göz alerjisi olan hastalarda alerjisi olmayan hastalara göre keratokonus hastalığının daha şiddetli seyrettiği görülmüştür. Bu nedenle keratokonus hastalarında eşlik eden alerji mutlaka sorgulanmalıdır." dedi.

Göz kaşıma alışkanlığı

Araştırmada yer alan bir grup hastada ise göz kaşımanın bir çeşit alışkanlığa dönüştüğü ve hastanın farkına varmadan gözünü kaşıdığı tespit edilmiştir. Bu nedenle keratokonus hastalarında göz kaşıma farkındalığının da oluşturulması ve hastaların bu konuda bilinçlendirilmesi gerekmektedir ve son derece önemlidir.

Önemli tavsiyeler

Prof. Dr. H. Elvin Yıldız, hızlı bir şekilde şikayetleri azaltmak, bulguları kontrol altına almak, hastanın yaşam kalitesini arttırmak ve göz yüzeyinin hasarını önlemek gerektiğini belirterek "Alerjiyi tetikleyen faktörlerden sakınmak tedavide oldukça önemlidir. Göz doktorunun vereceği anti-alerjik göz damlalarının kullanımı ve soğuk uygulama şikayetlerin azalmasını sağlar. Ayrıca uzun süreli kontrolsüz ilaç kullanımı istenmeyen yan etkiler oluşturabilir." diyerek hastalara şu tavsiyelerde bulundu:

  • Gözleri kaşımamak,
  • Yapay gözyaşı damları ile alerjenleri konjonktival keseden yıkayarak uzaklaştırmak,
  • Günde 1-2 kez 5-10 dakika soğuk kompresler uygulamak
  • Kontakt lens kullanımına ara vermek,
  • Polenlerin yoğun olduğu zamanlarda ve güneş ışınlarının en dik olarak geldiği saatlerde zorunlu olmadıkça dışarı çıkmamak,
  • Dışarı çıkarken güneş gözlüğü, şapka, şemsiye kullanmak,
  • Evde polen filtresi olan klima cihazlarının kullanılması,
  • Polen mevsiminde ev ve araba camlarının kapalı tutulması,
  • Kimyasal temizlik maddeleri, boya ve parfümlerden uzak durmak,
  • Tüylü evcil hayvanların uzaklaştırılması veya her hafta yıkanması
  • Uykudan önce saçları yıkamak,
  • Evde tozları barındıracak halı, kilim gibi eşyaların ve tüylü oyuncakların bulundurulmaması,
Tedavi edilmezse görme kaybı olabilir

Prof. Dr. H. Elvin Yıldız ayrıca alerjilerin tekrarlayıcı özellikleri nedeniyle göz yüzeyinde istenmeyen komplikasyonlara ve kontrolsüz ilaç kullanımının ise glokom ve katarakt gibi istenmeyen yan etkilere neden olabileceğini aktardı. Alerjik konjonktivitle ilişkili yakınmaları olan hastaların bir göz hekimine başvurup, uygun şekilde tedavi ve izlenmeleri, hastalığa bağlı kısa ve uzun süreli komplikasyonların önlenmesi ve göz sağlıklarının korunması açısından önemlidir.

Alerjik konjonktivit nedir?

Sulu, kızarık, kaşıntılı gözlerle, genellikle sık tekrarlayan konjonktivit tablosudur. Dış ortamdan gelen alerjenlerin göz kapağının iç yüzünde bulunan ve alerjik reaksiyona sebep olduğu bilinen mast hücrelerini uyarması sonucu oluşur. En sık geç çocukluk ve erken erişkin döneminde görülür, yaşla birlikte azalır.  Alerjik konjonktivitler akut ve kronik olmak üzere iki farklı seyir gösterirler. Akut grupta polen, ot, çim, toprak gibi havayla taşınan alerjenlere karşı sıklıkla ilkbahar ve sonbaharda gelişen mevsimsel alerjik konjonktivitler ile; toz, akar, hamam böceği, evcil hayvan tüyleri, küf ve hava kirliliği gibi alerjenlere karşı gelişen uzun süreli (perennial-tüm yıl boyunca) alerjik konjonktivitler bulunur. Mevsimsel alerjik konjonktivit en sık görülen oküler alerji tipidir. Kronik grupta ise vernal keratokonjonktivit, atopik keratokonjonktivit, dev papiller konjonktivit ve kontakt blefarokonjonktivit yer almaktadır ve uzun süren ataklarla tekrarlayabilen tablolardır.

Anne Karnındaki Bebeğe Sma Tanısı Konulabilir Mi?

Posted: 18 Apr 2022 01:33 AM PDT

Anne Karnındaki Bebeğe Sma Tanısı Konulabilir Mi?

Her 10 bin doğumda 1 görülen ve halk arasında SMA olarak bilinen Spinal Musküler Atrofi, ülkemizde sık görülen genetik motor nöron hastalığı olarak biliniyor. Özellikle çocuk sahibi olmak isteyen çiftlerin başvurduğu SMA testlerinin önemi ise her geçen gün artarken genetik tanısı belli olan bu hastalık, bebeğin daha anne karnındayken de invaziv işlemler ile SMA hastalığı tespit edilebiliyor.

 

 

Bu noktada anne ve baba adaylarının bebek sahibi olmadan önce gerekli testleri yaptırmasının doğacak bebeğin sağlığı ve geleceği için çok önemli olduğuna değinen  Doç. Dr. Mustafa Behram, gerekli durumlarda Preimplantasyon Genetik Tanı ile daha embriyo aşamasındayken bu durumun tanısının konulabileceğini açıkladı. Toplumda, her 50 kişiden 1'inde SMA hastalığı taşıyıcısı tanısı konuluyor. Anne ve baba adayının her ikisinde de taşıyıcılık var ise bebekte yüzde 25 oranında risk altına giriyor. Bu yüzden gebelik öncesinde tarama testlerinin mutlaka yaptırılması gerektiğini vurgulayan Perinatolog Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Doç. Dr. Mustafa Behram, "Ebeveynlerin her ikisi de taşıyıcı olduğunda bebekte yüzde 25 oranında risk altına giriyor. Bu oran oldukça yüksek. Bu yüzden anne ve baba adayının taşıyıcı olup olmamasını tespit edebilmek için ebeveynlerin taşıyıcılık testi yaptırması büyük önem taşıyor'' diye belirtti.

Anne Karnındaki Bebeğe Sma Tanısı Konulabilir Mi?

Gebeliğin 10. ve 16. haftasına dikkat!

Spinal Musküler Atrofi (SMA), özellikle son yıllarda ülkemizde sosyal medya üzerinden yapılan kampanyalar ile gündeme geliyor. Yaklaşık 3 bin SMA'lı hastanın olduğu Türkiye'de bu sayının yüksek olmasının arkasında akraba evlilikleri yer alıyor. Kesin bir tedavisi olmayan bu hastalığın bebeğin daha anne karnında iken teşhis konulabildiğini belirten Doç. Dr. Mustafa Behram, "Anne ve babaların taşıyıcı olup olmadığını anlamak için çiftlerden kan testi alınıyor. Eğer sonuç pozitif çıkarsa bebek anne karnındayken gebeliğinde 10. haftasında kordon villüs biyopsisi yapılabiliyor. Buna ek olarak hamileliğin 16. hafta sonrasında amniyosentez ile bebeğe herhangi bir şekilde zarar vermeden SMA hastalığı olup olmadığına bakılabiliyor" şeklinde konuştu.

Ramazan’da Sofranız Sağlıklı Olsun!

Posted: 18 Apr 2022 01:20 AM PDT

Ramazan'da Sofranız Sağlıklı Olsun!

Ramazan ayında çeşit çeşit yemeklerle süslenen sofralar, kilo problemine neden olabiliyor. Oysa dengeli beslenmeye dikkat ettiğinizde oruç tutarken kilo vermeniz bile mümkün! Ramazan'da sağlıklı ve dengeli beslenmenin ipuçlarını Betül Yıldız anlatıyor.

 

 

Ramazanın gelmesiyle birlikte birçok yeterli ve dengeli beslenmeyi es geçebiliyor. Bereketli Ramazan sofralarındaki çeşitler, kişinin günlük kalori miktarını aşmasına, bu da kişinin kilo almasına neden olabiliyor. Özellikle diyet yapan kişiler "Kilo vermek istiyorum ya da yemek istediğim başka şeyler var. Hakkımı orada kullanmak istiyorum" şeklinde düşünerek hem yetersiz besleniyor hem de kilo alabiliyor. Diyetisyen Betül Yıldız, kişi diyette olsun olmasın Ramazan'ın iki ana öğünü olan iftar ve sahuru atlamamayı; tabakları ise sebze, protein, süt grupları, tahıl grupları dengesini kuracak şekilde şekillendirmeyi öneriyor.

 

Ramazan'da Sofranız Sağlıklı Olsun!

Sahurda ve iftarda salatayı sofranızdan eksik etmeyin

İftar, uzun süren açlıktan sonra yenilen ilk öğün olduğu için en dikkat edilmesi gereken öğün olduğunu söyleyen Dyt. Yıldız, orucu bir hurma ile açmanın kan şekeri dengesini yerine getireceğini belirtiyor. Ancak hurma konusunda aşırıya kaçmamak gerektiğinin de altını çiziyor. Dyt. Yıldız, sözlerini şöyle sürdürüyor: "Orucunuzu açtıktan sonra midenizi rahatlatmak adına çok ağır olmayan çorbalarla yemeğe başlayın. Ana yemeklerde de çok yağlı olmayan, kızartmadan çok haşlama, fırında ve tencere yemeği şeklinde yemekleri tercih etmek midenizi rahat hissettirmek adına faydalı olacaktır. Sadece et ya da sadece sebze tüketmek yerine ikisinin dengesinin kurulması da öğünün daha kaliteli olmasını sağlar. Sahurda da aynı şekilde tam tahıl grubu, kaliteli protein olan yumurta, peynir grupları, tok hissettiren yağlı tohumlular tercih edilebilir. Salata ve yeşilliklere her iki öğünde de bağırsak sağlığımızı korumak için yer vermelisiniz. İftar sonrası ara öğünleri ikiye bölerek, sindirim sisteminizi çok yormadan meyve ve süt grupları, meyve ve kuruyemişler ya da sütlü tatlılar tercih edebilirsiniz. Probiyotikli yoğurtlar ya da kefir ya da yoğurt yine bağırsak problemi yaşayan bireyler için iyi bir tercih olacaktır."

Günde 1 fincan yeşil çay tüketin

Dyt. Yıldız, kişinin bir sağlık problemi yoksa sindirimi desteklemek ve rahatlatmak için rezene, papatya, nane, kekik çayı gibi bitki çayları tercih edilebileceğini belirtiyor. Bunların yanında günde bir fincan yeşil çayın da tüketilmesi faydalı olacağını söyleyen Dyt. Yıldız, "Sahurda 1 litre, iftarda 1 litre gibi olabildiğince zamana yayılarak günlük tüketmeniz gereken su miktarının altına düşmemelisiniz. Gün içerisindeki eksik su miktarını tamamlamak için suyun hepsini bir anda değil içebileceğiniz zamana yaymanız daha faydalı olacaktır. Ayrıca iftardan 2 saat sonra 30 dakikalık egzersizler kilo vermek isteyenleri destekler hem de midenizi rahat ettirir”dedi.

Miyomların 6 Önemli Sinyali!

Posted: 18 Apr 2022 01:12 AM PDT

Miyomların 6 Önemli Sinyali!

Rahmin kas hücrelerinden kaynaklanan iyi huylu kitleler olan miyomlar kadınlarda oldukça sık rastlanan bir hastalık. Öyle ki görülme sıklığı yaşa göre değişmekle birlikte her 4 kadından 1'inde 'miyom' tespit ediliyor!

 

 

Bu iyi huylu kitleler rahmin her yerinde gelişebiliyor; rahmin iç dokusuna çok yakın olabilecekleri gibi, dış duvarına yakın olup karın içine de büyüyebiliyorlar. Genellikle hiçbir şikayete ve ciddi sorunlara yol açmasa da bazı miyomlar yoğun veya düzensiz adet kanamalarına, kasık ağrılarına, dahası hamile kalmaya veya düşüğe neden olabiliyorlar! Ayrıca çok nadir rastlansa da 40 yaş üstünde oluşan ve hızlı büyüyen miyomlar sarkom adı verilen kötü huylu kitleler de olabiliyor. Dolayısıyla takip ve gerektiğinde tedavi edilmesi büyük önem taşıyor. Acıbadem Maslak Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Doç. Dr. Özgüç Takmaz, çoğunlukla herhangi bir yakınmaya neden olmadığı için miyomların büyük bir kısmının rutin yapılan jinekolojik kontrollerde tespit edildiğini belirterek, "Bu nedenle en az yılda bir kez muayene olmayı ihmal etmemek çok önemli. Miyom tespit edildiğinde ise korkulmasın, çünkü çoğunlukla sadece ultrason muayenesi ile takip yeterli oluyor. Yaşam kalitesini düşüren sorunlara yol açtığında veya anne olmayı engellediğinde ise ilaç tedavisi veya cerrahi yöntemle tedavi edilebiliyor. Günümüzde tıbbi teknolojilerde yaşanan hızlı gelişimler sayesinde daha etkin ve daha güvenli ameliyatlar yapılıyor, hastalar kısa sürede günlük yaşamlarına dönebiliyor." diyor.

Miyomların 6 Önemli Sinyali!

Henüz nedeni bilinmiyor, ancak… 

Miyomlar her yaşta görülse de yaş ilerledikçe saptanma ihtimali artıyor. Bunun nedeni ise miyomların kadınlık hormonu olan östrojen ile büyümeleri ve zamanla östrojene maruziyet arttığı için ultrasonda görülebilecek boyuta ulaşmaları. Miyomların tam olarak neden kaynaklandığı henüz açıklığa kavuşmamış olsa da bazı genlerin riski arttırdığı biliniyor. Dolayısıyla özellikle ailesinde miyom öyküsünün bulunması önemli bir risk faktörü olarak gösteriliyor. Ayrıca hiç hamile kalmamak veya doğum yapmamış olmak da riski artıran diğer etkenleri oluşturuyor. Yapılan bazı çalışmalar da düşük D vitamini ve A vitamini seviyelerinin miyom oluşma ihtimalini arttırdığını gösteriyor.

Miyomların 6 önemli sinyali! 

Miyomların büyük çoğunluğu şikayet oluşturmuyorlar. Ancak bazı durumlarda yerleştikleri bölge veya boyutlarına göre farklı yakınmalara neden olabiliyorlar. Takmaz miyomun belirtilerini şöyle anlatıyor:

  • Adet bozukluklarına yol açabiliyor. Adet kanamalarının yoğun ve uzun süreli olması, ara kanamalar veya lekelenme kanamaları gibi sorunlar miyom belirtisi olabiliyor.
  • Adet döneminde gelişen ağrı da miyomlardan kaynaklanabiliyor.
  • Gebelik kesesinin rahme yerleşmesini veya yerleşen kesenin büyümesini önleyebiliyorlar. Bunun sonucunda hamile kalmayı engelleyebiliyor ya da düşüğe yol açabiliyorlar.
  • Karında şişkinlik ve gaz problemleri yapabiliyor. Bağırsaklara baskı oluşmuş ise kronik kabızlık, zor ve ağrılı dışkılama sorunu gelişebiliyor.
  • Miyom mesaneye doğru büyümüş ise sık idrara çıkma problemi yaşanabiliyor.
  • Ağrılı cinsel ilişki de büyük miyomların sinyali olabiliyor.
Miyomların 6 Önemli Sinyali!
İlaç veya cerrahi yönteme başvuruluyor

Ultrasonda tespit edilen miyomlar boyutlarındaki değişimler ve oluşturdukları şikayetlere göre ya tedavi ya da takip ediliyor. Çeşitli yakınmalara neden olan, hızlı büyüyen, hamile kalınmasına engel teşkil eden veya hamilelik oluştuğunda düşüğe yol açabilecek olan miyomlarım tedavi edilmeleri gerekiyor. Menopoza sokan iğneler, rahim damarlarının anjiyo ile tıkanması, ultrason veya MR cihazı ile eritme yöntemleriameliyatsız tedavi yöntemlerini oluşturuyor. Doç. Dr. Özgüç Takmaz, "Ancak miyomlar bu yöntemlerle tam olarak yok olmadıkları ve genelde tedavinin ardından bir süre sonra tekrar büyüdükleri için tüm dünyada halen en sık miyomektomi ameliyatı ile tedavi ediliyor." bilgisini veriyor.

Kapalı cerrahi kritik öneme sahip!  

Günümüzde miyomektomi ameliyatı ile çok sayıda veya büyük miyomlar güvenli ve etkin bir şekilde temizlenebiliyor. Miyomektomi ameliyatları klasik açık yöntem, laparoskopik (kapalı) ve robotik yöntem olmak üzere 3 şekilde uygulanabiliyor. Ayrıca rahim iç duvarına yakın olan miyomlar vajinal yol ile yapılan histeroskopik yöntemle de çıkartılabiliyor. Hastaya hangi cerrahi yöntemin uygulanacağına miyomun boyutu, yerleşim yeri ve sayısı dikkate alınarak karar veriliyor. Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı  Doç. Dr. Özgüç Takmaz, miyomektomi ameliyatlarında en sık laparoskopik ve robotik yöntemlerin tercih edildiğini belirterek şöyle devam ediyor: "Çünkü bu tür kapalı cerrahi yöntemlerde ameliyat sırasında kanamalar daha az oluyor, hastalar ameliyat sonrasında daha az ağrı sorunu yaşıyor ve hastaneden çok daha kısa sürede taburcu olabiliyorlar. Kapalı cerrahi yöntemler ayrıca hastaların daha hızla iyileşmelerini, dolayısıyla günlük yaşamlarına daha kısa sürede dönmelerini sağlıyor."

Doğal Doğum Hakkında En Sık Sorulan 7 Soru!

Posted: 18 Apr 2022 01:01 AM PDT

Çocuk sahibi olmaya karar veren ve gebelik testinin pozitif çıkmasıyla unutulmaz mutluluk yaşayan anne-baba adayları için, hayatlarında heyecanlı ve telaşlı bambaşka bir dönem de başlamış oluyor. İlk ultrasonografik görüntülerdeki heyecan, bebeğin gelişiminin takibi, kız mı-erkek mi derken, doğum şeklinin ne olacağı da bu tatlı heyecanda sordukları başlıca sorular arasında yer alıyor.

 

 

Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Dr. Ece Sınacı "Bazen saatlerce süren kasılmalar ve aslında iyi ilerlediğini gördüğümüz süreçlere rağmen bebek bir türlü vajinal yolla gelmez. Anne adaylarının bu durumda sezaryene yönelmeleri kendilerini başarısız hissetmelerine yol açmamalı. Zorunlu durumlarda başvurulan sezaryeni bir başarısızlık, vajinal doğumu bir başarı olarak görmemek gerekir" diyor. Son yıllarda gerek eğitimler, gerekse sosyal medya kullanımı sayesinde anne adaylarının birbirleriyle çok daha fazla tecrübe paylaşımında bulunmasıyla doğal doğuma ilginin arttığını söyleyen Sınacı şöyle konuşuyor: "Bizim amacımız mümkün olduğunca az müdahale ile gebenin kendini evinde hissedeceği bir doğum deneyimine eşlik etmektir. Bu doğum şekline ilgi arttı çünkü insanlar artık daha cesur ve duydukları kötü deneyimlerle hareket etmek yerine kendileri deneyimlemeyi tercih ediyorlar. Doktorlar ve ebeler de onların elinden tutup yanlarında oluyor." Sınacı, doğal doğum hakkında en sık sorulan 7 soruyu sıraladı, önemli uyarılar ve önerilerde bulundu.

Doğal Doğum Hakkında En Sık Sorulan 7 Soru!

  • Suni sancıdan korkmalı mıyız?

Bütün ek müdahaleler iyi ki var. Doğru noktalarda kullanıldığında hayat kurtarıyor. Suni sancı bize başlamayan doğumu başlatma imkanı sunuyor, yeterli kasılmaları olmayan gebelerde kasılmaların gücünü artırarak doğumun ilerlemesini sağlıyor. Elbette kasılma yokken bir anda kasılma başlayınca gebe adapte olmakta zorlanabilir ama öncesinde gebelik süreci ve doğumla ilgili eğitim alan anne adaylarıyla, bu süreci daha iyi yönetebiliyoruz.

  • Doğal doğumda hiç müdahale edilmiyor mu?

Öncelikle ‘doğal’ doğumdan anlaşılan; ninelerimizin tarlada, bahçede kendi başlarına yaptıkları doğumsa bunu yapmamız mümkün değil. Kadınlar zamanında kimsenin desteği olmadan bu deneyimi yaşamak zorunda kalmışlardır. Bizim amacımız mümkün olduğunca az müdahale ile gebenin kendini evinde hissedeceği bir doğum deneyimine eşlik etmektir. Elbette damar yolu açılmalı, belirli aralıklarla NST (anne karnında bebeğin kalp atışları ve annenin doğum kasılmalarını gösteren test) çekilmeli, bunların olması bizi sağlıklı ve minimum müdahaleli vajinal doğum deneyiminden uzaklaştırmaz.

  • Doğal doğumda günümüzde eskiye göre ne değişti?

Sınacı "Günümüzde doğal doğum deyince; gebenin kendi kasılmalarının başlattığı, her saat ilerlemesi gereken hızda ilerleyen, su kesesinin kendiliğinden açıldığı, gebenin kasılmaları karşılarken istediği gibi hareket edebildiği, mahremiyete önem verilen, suyun-aromatik yağların-müziğin terapötik etkisinden faydalandığımız, ev konforunda ama hastane güvenliğinde ve sürecin sağlıklı anne-bebek ile sonuçlandığı bir doğum anlayabiliriz" diyor.

  • Nasıl bir ortamda doğum oluyor?

Aslında istediğimiz; gebenin kasılmaların bir kısmını evde karşılaması. Hastane ne kadar konforlu olursa olsun gebeye yabancı bir ortam. Evde kasılmalar belli bir noktaya gelip hastanede geçirilen sürenin kısalmasını arzu ederiz. Kasılmaların başında gebe serviste oluyor, bebeğin gelişi yaklaşınca doğumhaneye alıyoruz. Eğer anne ve baba isterse, baba da doğumda olabiliyor. Doğum, şeklinden bağımsız olarak yeni bir bireyin hayata gelmesinin yanında yeni bir ailenin de hayata gelmesi demek. Bebek, ten tene teması sadece anneyle değil baba ile de kurmalıdır.Doğal Doğum Hakkında En Sık Sorulan 7 Soru!

 

  • Üstten bastırılıyor mu?

Üstten bastırmak bebeğin çıkması gerektiği zamanda çıkmadığı ve annenin de ıkınacak gücünün kalmadığı durumda bebeğin bir zarar görmeden çıkabilmesine yardım etmek için kullandığımız bir yöntem. Dışardan bakan biri için çok kaba görünebilir, her gebeye rutin yapılmaz ama gerektiğinde yapılınca hayat kurtarır.

  • Epidural anestezi hangi durumlarda gerekli?

Her gebenin kasılmaları karşılama şekli ve kasılmalara verdiği tepki farklıdır. Eğer gebe vajinal doğumu deneyimlemek istiyorsa, ultrasonografide ve fizyolojik açıdan hiçbir engel yoksa, fakat kasılmalar çok ağır geliyorsa epidural anestezi gebeye konforlu bir vajinal doğum imkanı sağlıyor.

  • Gebeler doğum sürecinde hareket edebiliyor mu?

Dr. Ece Sınacı "Mümkünse hiç oturmasınlar. NST çekilirken bile ayakta dursunlar, yürüsünler isteriz. Ebeler her alanda olduğu gibi yürürken de gebelere destek oluyorlar, gebenin koluna girip hastanenin merdivenlerini inip çıkmasına eşlik ediyorlar, bu bariz bir şekilde doğum süresini kısaltıyor. Doğum bir ekip işidir ve doğuma doktorun yanı sıra ebe, psikolog ve doula da (doğum süreciyle ilgili eğitimini tamamlamış doğum destekçisi) girebiliyor" diyor.

 

Post a Comment

Previous Post Next Post