Bilim ve Sağlık Haber Ajansı

Bilim ve Sağlık Haber Ajansı


Sigaranın Az Bilinen Zararlarında Dikkat!

Posted: 31 May 2022 05:23 AM PDT

Sigaranın Az Bilinen Zararlarında Dikkat!

Sigara ve tütün ürünlerinin sağlık ve hastalıklar üzerine sayısız etkileri bulunuyor. Her yıl dünyada 8 milyondan fazla insanın yaşamını yitirmesine yol açan sigara ve tütün ürünleri kullanımının en bilinen zararları akciğer kanseri, KOAH hastalığı ve kalp damar hastalıklarıdır. Ancak bunun da ötesinde daha az bilinen etkilerinin olduğunu vurgulayan Göğüs Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Banu Musaffa Salepçi, akciğer kanseri dışında birçok kanser, infertilite erken veya düşük doğum hatta çevre felaketleri gibi birçok olumsuz sonucunun olduğunu da sıraladı.

 

 

Sigara ve diğer tütün ürünleri içenlerde kansere bağlı yaşam kayıpları arasında birinci sırada yer alan akciğer kanser riski 50 kat artıyor. Sigara içen her 4 kişiden birinde tüm yaşam kaybı nedenleri arasında üçüncü sırada yer alan KOAH hastalığı gelişmekte ve tüm ölüm nedenleri arasında birinci sırada yer alan kalp damar hastalıklarının da yüzde 25-30'u sigara kullanımına bağlı olarak ortaya çıkıyor. Sigara ve tütün ürünleri kullanımının kamuoyunda bilinen bu etkilerinin dışında daha az bilinen etkilerinin de önemine işaret eden Yeditepe Üniversitesi Hastaneleri Göğüs Hastalıkları uzmanı Prof. Dr. Banu Musaffa Salepçi, 31 Mayıs Dünya Tütüne Hayır Günü dolayısıyla önemli açıklamalarda bulundu.

HAMİLELİK DÖNEMİNDE SİGARA KULLANIMI GERİ DÖNÜLMEZ SONUÇLARA YOL AÇABİLİYOR!

Hamilelikte sigara kullanımının anne karnındaki bebeklere büyük zararları olduğunu söyleyen Prof. Dr. Banu Musaffa Salepçi, doğumdan sonra bebeklerde ani yaşam kaybı, bebekte zihinsel ve bedensel gelişim bozuklukları, ileride astım, KOAH ve kan kanseri, beyin tümörü risklerini arttırdığına işaret etti. Sigara içen hamilelerde düşük yapma, erken doğum, ölü doğum, dış gebelik ve düşük doğum tartısı risklerinin de çok yüksek olabileceğinin altını çizen Prof. Dr. Salepçi, "Hamile kadın sigara içmediği halde babanın sigara içmesinin bile bebekte düşük doğum tartısı ve ileride beyin tümörü riskini arttırdığı bilimsel çalışmalarda gösteriliyor" diye konuştu.

GENÇLERDE İNFERTİLETEYE NEDEN OLABİLİYOR!

On beş yaş altı gençlerde de sigara içme oranları her yıl giderek artığını dile getiren Prof. Dr. Banu Musaffa Salepçi, sözlerine şöyle devam etti: "Gençlerin sigara kullanması zihinsel ve fiziksel gelişimlerini olumsuz etkilediği gibi solunum yolu enfeksiyon riskini arttırıyor. Astımı olan gençlerde akut ataklara sebep olabiliyor. Bunun yanı sıra gençlerde sigara kullanımı infertilite (kısırlık) ye de yol açabiliyor. Kadınlarda yumurtlamayı olumsuz etkilediği gibi erkeklerde iktidarsızlığa ve sperm sayısında azalmaya yol açabiliyor."

BİRÇOK KANSER RİSKİNİ ARTIRIYOR!

Akciğer kanseri dışında çok sayıda kanserin sigara ve tütün ürünü kullanımı ile ilişkisi bulunuyor. Bunlar arasında gırtlak kanseri, yutak ve ağız içi kanserleri, yemek borusu-mide-bağırsak kanserleri, mesane (idrar torbası) kanseri, pankreas kanseri, kadınlarda meme ve rahim kanserinin sayılabileceğini dile getiren Prof. Dr. Salepçi, "Sigara kullananlarda gırtlak kanseri riskinin çok yüksek olması yanı sıra ses tellerinde bozulma ve nodül gelişimi de yaygın olup ses kısıklığına yol açabiliyor" dedi.

AKCİĞER FİBROZİSİ VE SOLUNUM YOLU ENFEKSİYONLARI DA SIKÇA GÖRÜLEBİLİYOR

Sigara kullanımı ile çeşitli hastalıklar arasında ilişki olduğuna da dikkat çeken Prof. Dr. Banu Musaffa Salepçi, halk arasında akciğer katılaşması olarak bilinen akciğer fibrozisinin de en önemli nedenleri arasında sigara ve tütün ürünlerinin kullanımı olduğunu sözlerine ekleyerek solunum yolu enfeksiyonlarının da sigara içenlerde çok sık olarak ortaya çıktığı gibi iyileşmesinin de uzun süreceğini ifade etti.

AĞIZ VE DİŞ SAĞLIĞINI DA ETKİLİYOR 

"Sigara içenlerin karşılaşabilecekleri ağız ve diş sağlığı sorunları da oldukça fazladır" diyen Prof. Dr. Salepçi, ağız ve diş sağlığına olumsuz etkilerini şöyle sıraladı: "Diş etinde çekilme, diş çürükleri, dişlerde plak oluşması, yapılan implantların başarısız olması çok yaygındır. Sigaranın tükürük salgısını azaltmasıyla oluşan ağız kuruluğu ve nikotinin ağız boşluğuna yerleşmesi, ağızda ve nefeste kötü kokuya neden olabiliyor. Sigara tat ve koku alma duyularını da baskılayabiliyor. Sigara bırakıldıktan sonra ilk olarak tat ve koku duygusu geri kazanılıyor."

Sigara kullanan kişilerin herhangi bir operasyon geçirmeleri halinde operasyon riskini de arttırdığına değinen Prof. Dr. Banu Musaffa Salepçi, "Özellikle baş, boyun, göğüs ve üst karın operasyonlarından sonra sigara içenlerde beklenenden daha yüksek oranda komplikasyonlar ortaya çıkabiliyor. Sigara içenlerde yara iyileşmesinde de gecikme olabiliyor. Ayrıca onkoloji hastalarında da kanser tedavisinin yan etkilerini arttırdığı gibi ilaçların etkinliğini de azaltabiliyor" diye konuştu.

EKONOMİK VE ÇEVRESEL ZARARLARA DA NEDEN OLUYOR 

Prof. Dr. Banu Musaffa Salepçi, sigara ve tüm tütün ürünlerinin sağlığa olan etkilerinin yanı sıra ekonomik ve çevresel zararlarının da çok fazla olduğuna dikkat çekerek her yıl dünyada 3.5 milyon hektarlık alanın tütün ekimi için yok edildiği bilgisini verdi. Ekilen tütün büyüdükçe her yıl 200 bin hektarlık alanın ağaçsız kaldığı ve toprağın bozulmasına yol açtığını da sözlerine ekleyen Prof. Dr. Salepçi, "Tütün üretimi ayrıca dünyadaki su, fosil yakıt ve metal kaynaklarını da tüketiyor. Dünya genelinde her yıl 4.5 trilyon sigara izmariti düzgün bir şekilde yok edilemediği için yaklaşık 1.69 milyar poundluk zehirli atık birikmesine ve binlerce kimyasalın havaya, suya ve toprağa karışmasına sebep oluyor" dedi.

 Sigaranın Az Bilinen Zararlarında Dikkat!

 

BIRAKTIKTAN SONRA TEK BİR NEFES BİLE SİGARAYA TEKRAR BAŞLATABİLİYOR!

Sigara bırakıldıktan sonra asla bir nefes bile çekilmemesi gerektiğini önemle belirten Yeditepe Üniversitesi Hastanesi Göğüs Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Banu M. Salepçi, bunun nedenini şöyle açıkladı: "Sigara kullananlarda beyinde oluşan nikotin reseptörleri ömür boyu varlıklarını sürdürüyor. Bu nedenle sigarayı bırakmış olan bir kişi 10 yıl sonra bile 1 adet sigara içtiğinde nikotin reseptörleri hızla uyanıp eskisinden de daha hızlı çoğalarak eskisine göre daha fazla sigara içilmesine sebep olabiliyor. Bu nedenle sigarayı bırakma günü belirleyip o güne sadık kalmak ve bıraktıktan sonra da asla bir nefes bile çekmemek gerekiyor. "

BSHA (Bilim ve Sağlık Haber Ajansı)

Sigarayı Bırakmak Crohn Semptomlarını İyileştiriyor!

Posted: 31 May 2022 04:56 AM PDT

Sigarayı Bırakmak Crohn Semptomlarını İyileştiriyor

Vücudun tüm sistemlerini uzun süreli etkileyen "İnflamatuar Bağırsak Hastalıkları (İBH)", kişinin aktif ve hareketli dönemlerinde, yaşam kalitesini düşürüyor ve sosyal hayatta pek çok olumsuzluğa yol açıyor.

 

 

 

Sigara, bu hastalıkları tetikleyici önemli bir risk faktörü olarak öne çıkıyor. Sigaranın bırakılması, sağlıklı beslenme alışkanlıklarının kazanılması ve uygun tedaviler ile bu hastalıklar kontrol altına alınabiliyor. Memorial Şişli Hastanesi Gastroenteroloji Bölümü’nden Doç. Dr. B. Tolga Konduk, Crohn hastalığı ve ülseratif kolit hakkında bilgi verdi. İnflamatuar bağırsak hastalığı (IBH), irritabl bağırsak sendromu (huzursuz bağırsak sendromu veya IBS) ile karıştırılmaması gereken, sindirim sisteminin kronik iltihabıdır. Karın ağrısına, ishale, rektal kanamaya, ateşe ve kilo kaybına sebep olan IBH'nin iki türü vardır. Bunlar; Crohn hastalığı ve ülseratif kolit olarak adlandırılmaktadır. Dünya çapında yaklaşık 7 milyon kişi IBH'ya sahiptir. Yaygın bir hastalık olmamasına rağmen, son 20 yılda giderek artan sayıda insana bu hastalıkların teşhisi konulmuştur.

Sigarayı Bırakmak Crohn Semptomlarını İyileştiriyor

Stres ve beslenme şekli IBH'de etkili

IBH'nın tek bir nedeni olmamakla birlikte, genetik faktörler, immün sistem sorunları, beslenme şekli, stres bu hastalıkta etkili olabilmektedir. IBH'nin semptomları, inflamasyonun şiddetine ve nerede oluştuğuna göre değişir. Semptomlar bazen hafif bazen şiddetli görülür. Hem Crohn hastalığı hem de ülseratif kolit hastalığında görülen belirtiler şöyle sıralanabilir:

  • İshal
  • Karın ağrısı ve kramp
  • İstenmeyen kilo kaybı
  • Dışkıda kan görülmesi
  • İştah azalması
  • Tükenmişlik

Kolon kanseri riskini artırıyor

Sigara içmek, steroid olmayan antiinflamatuar ilaçlar, aile öyküsü IBH'deki en büyük risk faktörlerindendir. Hem ülseratif kolit hem de Crohn hastalığı bazı komplikasyonları getirebileceğinden hekim yardımı almak önemlidir. İki hastalık da kolon kanseri olma riskini artırabilir. Deri, göz ve eklem iltihabına neden olur, pıhtı sorunlarını getirebilir, karaciğer hasarına sebep olabilir. ülseratif kolite özel komplikasyonlar; zehirli megakolon, safra yollarında tutulum, kolon delinmesi, şiddetli sıvı kaybıdır. Crohn hastalığına özel komplikasyonlarsa; bağırsak tıkanıklığı, fistül denen akıntılı yapıların oluşması, yetersiz beslenme, anüs çevresi tutulum olarak sayılabilir. Sigarayı bırakanlarda Crohn hastalığının aktivitesi belirgin olarak azalmaktadır. Crohn hastaları sigara kullanmamalıdır.

İlaçlara yanıt alınmazsa cerrahi düşünülebilir

İnflamatuar bağırsak hastalığının teşhisi için kan sayımı, inflamasyon testleri, dışkı incelemeleri ile başlanır. Bağırsak tutulumunun yaygınlığı ve ek semptom veya bulgularına göre bağırsaklar ve iç organlara yönelik MR enterogrefi veya BT enterografi gibi kesitsel görüntülemeler de istenebilir. Sonrasında kolonoskopi incelemesi yapılır. Bazen balon yardımlı enteroskopi gibi yöntemler uygulanabilir. Tüm bu testlerin sonunda tedavi sürecine geçilir. Tedavide amaç belirti ve bulgulara neden olan inflamasyonu azaltmaktır. Tedavide lokal veya tüm vücuda etkili olabilecek ve yangıyı azaltacak ilaçlar (bağışıklığı baskılayan ilaçlar) verilmektedir. Hangi ilacın kullanılacağı da bağırsakların etkilenen bölgesine göre değişmektedir. Eğer ilaç tedavisinden bir sonuç alınamazsa cerrahi tedaviler uygulanabilir.

 

Süt ve süt ürünleri semptomları kötüleştirebilir

İnflamatuvar bağırsak hastalıkları bulaşıcı değildir. Hasta, hastalığını çevresindeki insanlara bulaştırmaz. Süt ve süt ürünleri, yağlı besinler, baharatlı besinler, kafein ve alkol ve hatta yoğun lif içeren besinler semptomları kötüleştirebilmektedir. Sindirimi kolay besinler tüketmek, tüketilen besinlerin kaydını tutmak İBH hastaları için oldukça önemlidir. Ayrıca alınan ilaçların, tüketilen besinlerle birlikte kaydının tutulup takip edilmesi, ilaç-besin etkileşiminin gözlemlenmesi açısından faydalı olacaktır.

Dengeli bir diyet uygulanmalı

İnflamatuar bağırsak hastalığı ile yaşamak, hastanın ne yediğine özellikle dikkat etmesi anlamına gelir. Bazı yiyecekleri yemek semptomları hafifletmeye yardımcı olabilirken, bazıları da semptomları daha da kötüleştirebilir. Bu hasta grubu proteine ihtiyaç duyar. Kırmızı et, balık, yumurta, kümes hayvanları tüketilebilir. Hastalığın tanısı konduktan sonra yangıyı yani inflamasyonu artırmasa da semptomlara neden olan gıdaların saptanması gerekir. Örneğin bazı yiyeceklerden sonra dışkı sayısı artarsa, karında şişlik ya da ağrı olursa o yiyecekler beslenmeden çıkarılabilir. Ekmek, yağsız beyaz peynir, bal, iyi pişmiş et, balık, tavuk, pirinç pilavı, haşlanmış patates, haşlanmış sebze, açık çay başlangıç için iyi besinler olabilir. Örneğin bu besinlere yumurta eklenirse ve rahatsızlık yaşanırsa bu besin listeden çıkarılabilir. Kurubaklagiller, koyu kahve, limon, soğan, yağlı ve kızarmış besinler, baharatlar ise hastalık aktivitesini artırmasa da bazı hastalarda rahatsızlık yapabileceği için, bu gıdalarla semptomu olan hastaların yememesi önerilir.

BSHA (Bilim ve Sağlık Haber Ajansı)

SGK, Özel Hastanelerin Hastalara Hizmet Vermedeki Sınırını Kaldırdı

Posted: 31 May 2022 03:58 AM PDT

Sosyal Güvenlik Kurumu (SGK) aldığı kararla bazı özel hastanelerin kısmi branşlardaki hasta kabulü anlaşması yerine bütün branşlarda hasta kabul edilmesi şartını getirdi. SGK, 27 Mayıs'ta yayımladığı

Sosyal Güvenlik Kurumu (SGK) aldığı kararla bazı özel hastanelerin kısmi branşlardaki hasta kabulü anlaşması yerine bütün branşlarda hasta kabul edilmesi şartını getirdi.

 

SGK, 27 Mayıs'ta yayımladığı "Özel Sağlık Hizmeti Sunucularından Sağlık Hizmeti Satın Alım Sözleşmesi" ile bazı özel hastanelerin hastalara hizmet vermede sınır getiren uygulamasına son verdi.

Sosyal Güvenlik Kurumu (SGK) aldığı kararla bazı özel hastanelerin kısmi branşlardaki hasta kabulü anlaşması yerine bütün branşlarda hasta kabul edilmesi şartını getirdi. SGK, 27 Mayıs'ta yayımladığı Kısmi branş anlaşması bulunan hastanelerde sadece kardiyoloji, kardiyovasküler cerrahi, tıbbi onkoloji, radyasyon onkolojisi, doku organ nakli, acil ve hiperbarik oksijen tedavisi branşlarında sunulan tedaviler SGK tarafından karşılanıyordu. SGK'nın yeni uygulamasıyla özel hastaneler, tüm branşlarında vatandaşların her türlü sağlık hizmeti talebine cevap verecek. Böylece hastalara hizmet vermede sınır getiren kısmi branşlardaki hasta kabulü uygulaması sona erecek ve tedavilere kapsamlı cevap verilmesi mümkün hale gelecek.

BSHA (Bilim ve Sağlık Haber Ajansı)

Hamilelikte Tetanoz Aşısı Yaptırılmalı Mı?

Posted: 31 May 2022 02:57 AM PDT

Hamilelikte Tetanoz Aşısı Yaptırılmalı Mı?

Hamilelik sürecinde anne adayları, "Aşı olmalı mıyım?" sorusu ile karşı karşıya kalıyor. Birçok kişi, aşıların canlı mikroorganizma içermesi sebebiyle aşıları sakıncalı bulurken bazı aşılar ise anne adayları için hayati önem taşıyor.

 

Bunların başında tetanoz aşısının geldiğini, kızamık veya kabakulak aşısı gibi canlı organizma içermediği için gebelikte mutlaka yaptırılması gerektiğini ifade eden Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Doç. Dr. Mustafa Behram, gebeliğin 28. haftasında tek doz tetanoz aşısı yaptırılmasını öneriyor. Mikrobu doğada yaygın bulunan ve önlenebilir bir hastalık olan tetanoz, yapılacak aşılar sayesinde önemli bir risk olmaktan çıkıyor. Özellikle de hamilelikte yapılan tetanoz aşısı, anne adaylarında oluşan antikorların bebeğe geçmesini sağlayarak güçlü bir koruma mekanizması yaratıyor. Bu noktada gebelerin tetanoz aşısı yaptırmakla ilgili soru işaretleri yaşamaması gerektiğinin altını çizen Doç. Dr. Mustafa Behram, gebelerin 28. haftada tetanoz ile birlikte difteri ve boğmaca aşılarının da yaptırılması gerektiğini vurguluyor.

Hamilelikte Tetanoz Aşısı Yaptırılmalı Mı?

Yenidoğan tetanozu bebek için ölümcül olabilir!

Geçmişte hiç tetanoz aşısı hiç yapılmamış veya üzerinden 10 yıldan fazla süre geçmiş olan gebelere tetanoz aşısını önerdiklerini söyleyen Doç. Dr. Mustafa Behram; "Tetanoz aşısı anne adaylarının korunması adına çok önemli olmakla birlikte bebekler için de hayati önem taşır. Çünkü doğumun gerçekleşmesinden hemen sonra göbek kordonunun steril ve temiz olmayan maddeler ile temas etmesi bu mikrobun bebeğe bulaşmasını doğurur. Bu noktada meydana gelebilecek yenidoğan tetanozu, bebek için öldürücü etkiye sahiptir. Böylesine riskli bir durumu önlemek içinse gebeliğin 3. ayın bitiminde aşı uygulaması yapılmalıdır. Gebe hiç aşılanmamışsa üç aydan sonra 4-8 hafta arayla 2 doz aşı yaptırılması önerilir" dedi.

Üçlü aşı, bebeği boğmacaya karşı da koruyor

Doç. Dr. Mustafa Behram; "Bizim TDAP olarak tanımladığımız üçlü aşı boğmacanın ölümcül olması veya önemli morbiditeye sahip olabilmesi sebebiyle bebeğe bulaşma riskini azaltmak için verilir. Maternal antikorların plasental transferi, bebeğin boğmacaya karşı pasif korunmasını için gereklidir. Kritik olan ilk iki ay boyunca antikorlar, bebeği boğmacaya karşı koruyacaktır" diye belirtti.

BSHA (Bilim ve Sağlık Haber Ajansı)

Türk TORAKS Derneği, 31 Mayıs Dünya Tütünsüz Günü Bildirisi!

Posted: 31 May 2022 02:52 AM PDT

Türk TORAKS Derneği

Dünya çapında tüketilen yıllık 6 trilyon sigaranın, tahmini 4,5 trilyonu her yıl izmarit olarak çevreye bırakılıyor. Her yıl tütün yetiştirmek için ise 600 milyon ağaç kesilerek, yaklaşık 3,5 milyon hektar alan yok oluyor. Tütün yetiştirmek ve üretmek için ise ortaya çıkan kimyasallar, zehirli atıklar ve mikroplastikler toprağımızı, suyumuzu, havamızı yani kısacası tüm dünyayı zehirliyor. 

 

Dünya Sağlık Örgütü, Dünya Tütünsüz Günü için 2022 küresel kampanyasını "Tütün: Çevremize Tehdit" olarak duyururken Türk TORAKS Derneği de bu konuda çarpıcı eriler paylaştı.

 

İZMARİTLERDEN SIZAN BİLEŞİKLER "TOKSİK"

Dünyada içilen tüm sigaraların ne yazık ki üçte ikisinin doğaya bırakıldığı belirtilen açıklamada şu sözlere yer verildi: "Sigara izmaritleri ve diğer tütün ürünü atıkları (TÜA), dünya çapında kentlerde ve plajlarda en yaygın olarak toplanan çöp maddeleridir. TÜA, tütün ürünlerinde bulunan tüm toksinleri, nikotinleri ve kanserojenleri, ayrıca plastik filtreyi içermektedir. Toksisite çalışmaları, sigara izmaritlerinden sızan bileşiklerin tuzlu ve tatlı suda yaşayan mikroorganizmalar ve balıklar için toksik olduğunu göstermektedir. Her yıl içilen tüm sigaraların ne yazık ki üçte ikisinin çevreye atıldığı görüldüğünden, bu atık ürünlerin potansiyel toksisitesinin bilinmesi ve bu durumun önlenmesi kritik öneme sahiptir. Dünya çapında tüketilen yıllık 6 trilyon sigaranın, tahmini 4,5 trilyonu her yıl izmarit olarak çevreye bırakılmaktadır. 2011 yılında Amerika Bileşik Devletleri'nde sigara tüketiminden kaynaklanan atığın yaklaşık 49,8 milyon kilogram ağırlığında olduğu ve bunun kalan tütünün, atılan paketlerin, çakmakların, kibritlerin, puro, e-sigara ve dumansız tütün gibi diğer tütün ürünlerinin ağırlığını içermediği bildirilmiştir.

3,5 MİLYON HEKTAR ALAN VE 600 MİLYON AĞAÇ YOK OLUYOR

600 MİLYON AĞAÇ, 3,5 MİLYON HEKTAR ALAN YOK OLUYOR

Tütün endüstrisi nedeniyle salınan karbondioksit miktarının tütün endüstrisine verdiği zararlara da vurgu yapılan açıklamada: "Her yıl tütün yetiştirmek için 600 milyon ağaç kesilmekte, yaklaşık 3,5 milyon hektar alan yok olmaktadır. Büyüyen tütün üretimi, özellikle gelişmekte olan ülkelerde ormansızlaşmaya yol açmaktadır. Tütün endüstrisi yıllık 84 megaton karbondioksit eşdeğeri sera gazı katkısı ile iklim krizini körükler, kaynakları israf eder ve ekosistemlere zarar verir. Tütün tüketiminin azaltılması, yalnızca doğrudan sağlıkla ilgili kazançlar değil, tüm sürdürülebilir kalkınma hedeflerine ulaşmak için kilit nokta olarak tanımlanmalıdır. Bu nedenlerle Dünya Sağlık Örgütü, Dünya Tütünsüz Günü için 2022 küresel kampanyasını "Tütün: Çevremize Tehdit" olarak duyurmuştur. Kampanya ile tütünün ekim, üretim, dağıtım ve atık gibi çevresel etkileri hakkında farkındalık yaratmak ve tütün kullanıcılarına bırakmaları için fazladan bir sebep daha vermek amaçlanmıştır" denildi. 

DUMANA MARUZ KALMAK HER YIL 1,2 MİLYON İNSANIN ÖLÜM NEDENİ

Türk TORAKS Derneği, tütün kullanımının her yıl dünya genelinde 8 milyon insanın ölümüne neden olurken maruz kalanların da gördüğü zararlara dikkat çeken şu verileri paylaştı: "Tütün, sigara içmeyen ancak pasif içici olanlarda da birçok hastalığa ve ölüme neden olmaktadır. İkinci el duman maruziyeti (pasif içicilik) yılda 1,2 milyon insanın ölümüne yol açmaktadır. Tüm çocukların yaklaşık yarısı tütün dumanıyla kirlenmiş hava solumakta ve her yıl 65 bin çocuk pasif içiciliğe bağlı hastalıklar nedeniyle hayatını kaybetmektedir. Hamileyken sigara içmek, bebekler için yaşam boyu çeşitli sağlık sorunlarına yol açabilmektedir. Sadece sigara değil, ısıtılmış tütün ürünleri ve elektronik sigaralar da tütün içerir ve kullanıcılarını kanser yapıcı ve sağlığa zararlı toksik gazlara maruz bırakır. Tütüne bağlı ölümlerin çoğu, tütün endüstrisinin yoğun reklam ve pazarlama taktiklerinin hedefi olan düşük ve orta gelirli ülkelerde meydana gelmektedir. Tütün kullanımı, dünyamızın zaten kıt olan kaynaklarını tüketmekte ve kırılgan ekosistemler üzerinde olumsuz etki göstermektedir. Tütün üretiminin çoğu gelişmekte olan ülkelerde olduğundan, bu ülkelerin ekosistemleri daha fazla tehlike altındadır. Ne yazık ki çevresel yük, bununla en az başa çıkabilen ülkelere düşmekteyken; ekonomik kârlar ise yüksek gelirli ülkelerde bulunan ulus ötesi tütün şirketlerine kalmaktadır." Tütün kullanımı hava kirliliği nedeniyle de halk sağlığı sorunu olurken Türk TORAKS Derneği Tütün Kontrol Çalışma Grubu ve Çevre Sorunları ve Akciğer Sağlığı Çalışma Grubu olarak yapılan açıklama şu sözler ile sonlandırıldı: "Hava kirliliğinin yanı sıra, tütün kullanımı düşük ve orta gelirli ülkelerde çok büyük halk sağlığı yüküne neden olan bir diğer önemli risk faktörüdür. Hem hava kirliliğinin hem de sigara içmenin bireysel etkileri geniş çapta çalışılmış olmasına rağmen, bunların ortak etkilerine ilişkin literatür azdır. Tütün kontrolü savunuculuğu ile birleştirilmiş çevre savunuculuğu, sigara izmaritleri ve diğer tütün ürünü atıkları sorunlarına etkili bir yaklaşım olabilir. Nasıl ikinci el dumana maruz kalmanın çevresel sağlık tehlikesini önlemeye yönelik kamuoyu harekete geçirilerek sayısız düzenlemeler yapıldıysa, tütün ürünü atıklarının çevresel yükünü önlemeye yönelik etkili politikaların uygulanması amacıyla çevre gruplarıyla birlikte benzer bir savunuculuk da gerekli olacaktır. Tütün kontrol savunucuları, çevre sağlığı savunucularıyla birlikte sağlıklı bir dünya için tütün ve tütün ürünlerine karşı mücadele etmelidirler. TTD Tütün Kontrol Çalışma Grubu ile TTD Çevre Sorunları ve Akciğer Sağlığı Çalışma Grubu olarak "Sürdürülebilir bir gelecek için dumansız, tütünsüz bir dünya diliyoruz".

BSHA (Bilim ve Sağlık Haber Ajansı)

Kapak Sorunları Kalp Yetmezliğine Sebep Olmasın!

Posted: 31 May 2022 02:45 AM PDT

Kapak Sorunları Kalp Yetmezliğine Sebep Olmasın!

Kapak darlığında kas büyümesi olurken, kapak yetmezliğinde kalp genişlemesi olur. Kapak darlığı biraz daha şikayet veren bir hastalıktır. Ama kapak yetmezliği çoğu zaman hiç şikayet vermeyen çok ileri boyutta kalp büyümesine yol açabilir. Aort kapak hastalıklarını Kalp ve Damar Cerrahisi Uzmanı Prof. Dr. Barış Çaynak anlattı.

 

Aort kapak, kalp ile aort damarı arasındaki tek yönlü açılan bir kapaktır. Kalp kan pompaladığında, kasıldığında bütün kanı aort damarına verir. Sonra bu kan önce başa, kollara, oradan dönerek bütün iç organlara, bacaklara kadar gider. Aort kapak kalp kasıldığında, yukarıya doğru kan pompalandığında açılır; bütün kanın aorta gitmesini sağlar. Daha sonra kalp gevşediğinde yani tekrar kanla dolması gerektiği noktada kapanması gerekir ki kalbin içerisi tekrar kan dolsun sonra tekrar kasıldığında bütün vücuda versin. O yüzden burada tek yönlü açılan bir kapak mekanizması vardır. Bu mekanizma bozulduğunda kalple ilgili ciddi problemler ortaya çıkar.

KİREÇLENMİŞSE KAN POMPALAMAKTA ZORLANIR 

Aort kapakta iki türlü bozukluk ortaya çıkabilir. Birincisi, kapak özellikle yaşla beraber kireçlenebilir ve kireçlendikten sonra da kapakta bir darlık oluşur. Normalde bu kapak açıldığında 4-6 santimetre arası bir çapa ulaşması gerekir ki kalp kasıldığında rahatça bütün kanı aort damarına verebilsin, oradan da vücuda gidebilsin. Ama aort kapağı artık yaprakçıkları açılmayacak duruma geldiyse, ileri derecede kireçlenmişse ve kapağın çapı özellikle bir santimin altına düşmüşse kalp bu aralıktan kan pompalamakta çok zorlanır. Çünkü kalp kastan yapılmış bir organdır. Buna tanı EKO dediğimiz kalbin ultrasonu ile konulur. Ultrasonda aort damarıyla kalp arasında basınç farkı ölçülür ve bu bize kapağın açılmadığını bildirir. Belli bir noktaya geldiğinde de kapağın ameliyatına karar verilir.

İLERİ BOYUTTA KALP BÜYÜMESİNE YOL AÇABİLİR

Bir de kapak yetmezliği vardır. Bunda kapak açılır, yukarıya doğru kan pompalanır fakat kapanmaz. Bu sefer kan, aorttan geri içerisine dolar. Bu durumda da kalbin içerisine kan gelir, pompalar ve gönderir. Ondan sonra tekrar akciğerlerden gelen kan dolarken aort'dan gelen kan da dolar. Bu sefer kalp genişlemesi olur. Kapak darlığında kas büyümesi olurken kapak yetmezliğinde kalp genişlemesi olur. Kapak darlığı biraz daha şikayet veren bir hastalıktır. Ama kapak yetmezliği çoğu zaman hiç şikayet de vermeyen çok ileri boyutta kalp büyümesine yol açabilir.

Kapak Sorunları Kalp Yetmezliğine Sebep Olmasın!

BAYILMA ÖNEMLİ BİR BELİRTİDİR 

Aort kapak darlıkları ve yetmezlikleri sinsi hastalıklardır. Çoğu zaman hiç belirti vermezler. Hasta rastlantısal olarak öğrenir. Örneğin bir muayeneye gidip de doktor herhangi bir sebepten dolayı kalbi dinlediğinde oradaki basınç farkından doğan sesleri duyar ve o zaman bir kalp doktoruna yönlendirir. Yapılacak ilk iş bir kalp ultrasonu yapmak ve buradaki darlıkların durumunu tespit etmektir. Çoğu zaman hastalar ameliyatlık durumdayken bize gelirler. Ve hiç şikayetleri yokken bu kadar ilerlemiş bir kalp hastası olmalarına şaşırırlar. İleri derecede kapak daralmasında özellikle bayılma olur. Çünkü kalp daha fazla kan pompalaması gereken bir noktada yeteri kadar kan pompalamayınca beyin şalteri indirir ve kişi bayılır.

HASTA DÜZ YATAMAYACAK HALE GELİR 

İkinci olarak göğüs ağrısı yapabilir. Kalp damarları normal olduğu halde kişi göğüs ağrısı hisseder. Bunun sebebi kas kitlesinin çok fazla büyümesi ve artık kalbin yeterince o damarları, o kas kitlesini besleyemeyecek duruma gelmesidir. Kalp yetmezliği de nefes darlığı, akciğerlerde sıvı birikmesi, bacak ve karın şişliği gibi şikayetler yapabilir. Ama bunlar hep çok geç belirtilerdir. Ciddi aort darlığı olan kişilerde bu belirtilerin olması beklenmez. Eğer ultrasonla tanısı koyulduysa gerekiyorsa ameliyat kapak değişmek üzere planlanır. Aort kapak yetmezliği daha da sinsi giden bir hastalıktır. Bu tür belirtileri de yoktur. Ancak kalp o kadar büyümüştür ki; artık o büyümeyi de kaldıramayacak duruma gelir. Bu sefer de kasılması bozulur ve kalp yetmezliği durumuna gelir. O zaman ilk belirtiler genelde çabuk yorulma veya nefes darlığı olur. Hasta düz yatamadığını, gece nefes açlığıyla kalktığını söyler. O noktalarda yapılan ultrasonla tanı koymak mümkün olur.

KAPAĞI DEĞİŞTİRMEK GEREKİR 

Aort kapak darlığı genelde kireçlenmeye bağlı olduğundan kapağı mutlaka değiştirmek gerekir. Kireçlenmiş kapak tamamen temizlenerek oraya bir protez kapak yerleştirilir. Kendiliğinden rahat açılıp kapanacak ve o kapak açıklığını iyi sağlayabilecek bir kapak takılır. Bazen aort kapak kaçakları aort damarının genişlemesine bağlı olabilir. Yani kalbe bağlı bir damar olan aort damarı genişledikçe bu sefer o yaprakçıklar uç uca gelmez ve burada bir kaçak oluşur. O noktada aortu değiştirirken kapağını tamir ederek de değiştirmek mümkündür.

MEKANİK VE BİYOLOJİK KAPAKLAR ARASINDAKİ FARK NEDİR?

"İki tür kapak vardır" diyen Kalp ve Damar Cerrahisi Uzmanı Prof. Dr. Barış Çaynak, "Mekanik kapaklar, titanyumdan yapılmıştır. Bir de biyolojik kapaklar vardır.  Hayvan dokularından alınıp insan vücuduna uyumlu hale getirilmiş biyolojik materyallerden yapılmış kapaklardır. Mekanik metal bir kapak, ömür boyu kan sulandırıcı kullanmayı gerektirir. Bu kan sulandırıcının da dozu yüksek olursa kanama riski, az olursa pıhtı atma riski yapar. Onun dozunu ayarlamak gerekir. Ama ömürlük bir kapak olma avantajı vardır. Biyolojik kapakların avantajı ise kan sulandırıcı ilaç kullanma ihtiyacının olmamasıdır. Ancak vücutta biyolojik bir materyal olduğu için yaklaşık 10-15 yıl içerisinde tekrar bozulup ikinci bir ameliyat gerektirebilir. Genelde biyolojik kapaklar 65 yaş ve üzerinde kullanılır. Çünkü vücuttaki kalsiyum mekanizması yaşla beraber düşer ve bu kapakların bozulma ihtimali ileri yaşta çok düşük olur. Ama genç yaşta takıldığında bu kapaklar 15 yıl içerisinde bozulabilir. O yüzden genç hastalarda mekanik kapak, daha ileri yaşlarda biyolojik kapak önerilir. Ancak kan sulandırıcı ilaç kullanmasının uygun olmadığı hasta grubuna erken yaşta biyolojik kapak kullanılabilir." diye konuştu.

DÖRT SANTİMLİK KESİDEN KAPALI AMELİYAT 

Bütün kalp ameliyatları, by-pass, mitral kapak ve aort kapak ameliyatı dahil, artık göğüs kemiği açılmadan yapılmaktadır. Göğüs kemiği açılarak yapılan ameliyatlarda bütün kalbe ulaşıldığı için tüm ameliyatlar oradan yapılabilir. Ama bu ameliyatları kapalı yapmanın başka bir yerleşim yeri vardır. Aort kapağı ameliyatı kapalı yapıldığında sağdan, kaburgalar arasından, üst taraftan yaklaşık 4 santimlik bir yerden aort damarına ulaşılır ve buradan kapalı yapılır. Böylece göğüs kemiği hiçbir şekilde açılmamış olur. Kimi zaman aort kapağına ulaşmak yapısal olarak daha zor olur veya aort damarını değiştireceğimiz işler olur; yani aort anevrizması olan hastalar olur. Onları da göğüs kemiğinin üstteki 2 santimi açılarak ama yine 4 santimlik bir yerden, göğüs kemiğini açmadan daha küçük kesilerle yapmak mümkündür.

BSHA (Bilim ve Sağlık Haber Ajansı)

Baş-Boyun Kanserlerinin En Önemli Sorumlusu “Tütün”

Posted: 31 May 2022 02:32 AM PDT

Türk TORAKS Derneği

Daha çok erkeklerde görülen baş boyun kanserlerinin ilk nedeni tütün kullanımı olarak belirtiliyor. Dünya Tütünsüz Günü kapsamında açıklamalarda bulunan Anadolu Sağlık Merkezi Kulak Burun Boğaz Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Bülent Evren Erkul, "Baş boyun kanserleri erkeklerde daha sık görülse de genetik mirasın ve sonradan gelişen bazı genetik bozuklukların da etkisi var" açıklamasında bulundu.  

 

 

Dünyada en sık görülen kanserler listesinin 6'ncı sırasında baş boyun kanserleri yer alıyor. Boynun alt sınırı olan köprücük kemikleri ile üst sınırı olan kafa tabanına kadar olan bölgede beyin ve omuriliğin dışındaki geniş bir bölümü kapsayan baş-boyun kanserlerinin en önemli tetikleyicisinin ise tütün kullanımı olduğu biliniyor. Dünya Tütünsüz Günü'nde konuya dikkat çeken Anadolu Sağlık Merkezi Kulak Burun Boğaz Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Bülent Evren Erkul, baş boyun kanserlerinin genel itibariyle 50 yaş üzeri yaşlarda görüldüğünü vurgulayarak, "Daha erken yaşlarda da boynunda şişlik ya da kitle gibi şikayetlerle gelen hastalar da mutlaka baş boyun kanserleri açısından değerlendirilmeli ve kesin tanı için detayı incelenmeli" dedi. Prof. Dr. Erkul, çocuklarda da nadiren genetik yatkınlık, genetik mutasyonlar ve küçük yaşlarda alınan radyoterapilerin tetikleyici etkileriyle sarkomlar, farklı tümörler ve lenfomaların görülebildiğini de sözlerine ekledi.

Belirtiler tümörün yerine göre değişiklik gösterebiliyor

Baş ve boyun kanserlerinde tümörün yerleştiği yere göre belirtilerin farklılık gösterebildiğine dikkat çeken Prof. Dr. Bülent Evren Erkul, "Örneğin en sık karşılaşılan gırtlak ve ağız içi kanserlerinde ses kısıklığı ve ağız içinde geçmeyen yaralar görülüyor. Ya da daha nadir görülen burun içindeki tümörlerde burun kanamaları, burun tıkanıklığı, yüz ve ağızda yaralar gibi şikayetler ortaya çıkabiliyor. Bunlara ek olarak baş ve boyun bölgesinde şişlik ve kitleler şeklinde kendini belli edebiliyor" şeklinde konuştu.

 Baş-Boyun Kanserlerinin En Önemli Sorumlusu "Tütün"

Sigaradan uzak durmak şart

Tüm kanser türlerinde olduğu gibi baş boyun kanserlerinde de erken tanının önemini vurgulayan Prof. Dr. Bülent Evren Erkul, "Bu tümörler bazen net belli olmayan ve geç şikayetler ile karşımıza çıkabiliyor. Erken fark edilmediğinde tanıda da geç kalınmış oluyor. Baş boyun kanserlerinde erken tanı için özel, geçerli bir tarama prosedürü yok. Bu yüzden hastanın kendi öz farkındalığı, erken tanı için kritik önem taşıyor. Hastalar kendilerini dinlemeli; özellikle inatçı ses kısıklığı, inatçı burun kanamaları, iyileşmeyen yaraları, büyüyen ve yeni çıkan baş boyun kitleleri ve geçmeyen nefes darlığı gibi şikayetlerde mutlaka bir kulak burun boğaz hastalıkları uzmanına başvurmalılar. Korunmak ve riski düşürmek için sigara ve tüm tütün ürünlerinden uzak durmak da son derece önemli" diye konuştu.

Baş boyun kanserlerinin tedavisinde multidisipliner yaklaşım önemli

Baş boyun kanserlerinde cerrahinin de aralarında yer aldığı farklı tedavi modellerinin olduğunu söyleyen Prof. Dr. Bülent Evren Erkul, "Özellikle son 15-20 yıldır cerrahi dışındaki tedavilerin etkinliğinde de önemli başarılar elde ediliyor. Örneğin ağız içi tümörlerinde ilk müdahale cerrahiyken, gırtlak ya da yutaktaki tümörlerde, hastanın ve tümörün özelliklerine göre cerrahiye radyoterapi ve kemoterapi de eklenebiliyor veya cerrahi dışı tedavi yöntemleri olan radyoterapi kullanılabiliyor. Tedavi multidisipliner bir yaklaşımla gerçekleştiriliyor" dedi.

BSHA (Bilim ve Sağlık Haber Ajansı)

Ankara Eğitim ve Araştırma Hastanesi’ nden Müjdeli haber

Posted: 31 May 2022 01:40 AM PDT

Ankara Eğitim ve Araştırma Hastanesi' nden Müjdeli haber

Türkiye’nin ilk karantina ve pandemi hastanesi olan Ankara Eğitim ve Araştırma Hastanesindeki Covid-19 servis ve yoğun bakım alanları Covid vaka sayılarının düşmesi ve yoğun bakımda olan Covid hastalarının azalması sebebi ile kapatıldı.

Ankara Eğitim ve Araştırma Hastanesi ile ilgili Fahrettin Koca müjdeli haberi duyurdu. Koca yaptığı Twitter paylaşımında hastanedeki Covid yoğun bakım alanları ve Covid servislerinin vaka düşüklüğü sebebi ile ihtiyaç kalmadığı gerekçesi ile kapatıldığını açıkladı.

Koca Twitter üzerinden yaptığı açıklamada, “Türkiye’nin ilk karantina ve pandemi hastanesi olan Ankara Eğitim ve Araştırma Hastanesindeki Covid-19 servis ve yoğun bakım alanları ARTIK İHTİYAÇ KALMADIĞI İÇİN KAPATILDI. Hastanede 2 yılı aşkın sürede 11 bin Koronavirüs hastası tedavi edilmişti.” dedi.

Ankara Eğitim ve Araştırma Hastanesi' nden Müjdeli haber

“11 Bin Kişi Tedavi Edilmişti”

Covid’in başladığı günlerden bu yana büyük bir özveri ve güçle çalışan Türkiye’nin ilk pandemi hastanesi olan Ankara Eğitim ve Araştırma Hastanesi’ndeki sağlık çalışanları pandemiden bu yana toplam 11 bin kişiyi sağlığına kavuşturdu. (BSHA- Bilim Ve Sağlık Haber Ajansı)

Binlerce Hekim Beyaz Miting’de

Posted: 31 May 2022 12:57 AM PDT

Binlerce Hekim Beyaz Miting' de

"Emek Bizim Söz Bizim, Sağlık Hepimizin" başlıklı Beyaz Miting, 29 Mayıs 2022 günü Ankara Anıtpark'ta gerçekleşti. Miting’ de sağlık çalışanları hep bir ağızdan haklarını aramak için haykırdı.

Sağlığın farklı alanlarından binlerce çalışan, Beyaz Miting için Anıtpark’ı doldurarak hak arama eylemi gerçekleştirdiler . Alanlarda genç hekimler ve genç sağlık çalışanlarının yoğun bir katılım sağlaması gözden kaçmadı. Emek ve meslek örgütleri, demokratik kitle örgütleri ve siyasi partiler ile CHP ve HDP milletvekilleri de mitinge destek verdi.

Miting, COVID-19 ile mücadele ve sağlıkta şiddet sonucu yaşamını yitiren sağlık çalışanları için bir dakikalık saygı duruşunda bulunulmasıyla başladı. Ankara Valiliği'nin Beyaz Miting 'in örgütlenme sürecindeki yasakçı ve engelleyici tavrı da masaya yatırıldı.

Binlerce Hekim Beyaz Miting' de

“DİRENCİMİZİ BİRBİRİNE KATIYORUZ”

TTB Merkez Konseyi Başkanı Prof. Dr. Şebnem Korur Fincancı, "Emeğimizi değersizleştirenlere karşı, bizi küçücük poliklinik odalarına sıkıştırıp birbirimizden ayıranlara, performansa mecbur edip yoksullaştıranlara, sağlıkta dönüşümün tahrip ettiği sağlığımızın günah keçisi yapanlara, bitmeyen günlere hapsedip tüketerek kamyon altına sürenlere inat değerimizin farkındayız. Biz sağlığımızı korumak için, nitelikli, etik değerlerimizle bütünleştirdiğimiz bir hekimliği sürdürebilmek için mücadele ederken, bugün Ankara'da hep birlikte 'Emek Bizim, Söz Bizim, Sağlık Hepimizin' diye bir kez daha seslerimizi, direncimizi birbirine katıyoruz." dedi.

 

Konuşmaların ardından sağlık çalışanları hep bir ağızdan "Emek Bizim Söz Bizim, Sağlık Hepimizin" diyerek sağlık sektöründe yaşanan ve göz ardı edilen tüm sorunların çözülmesi gerektiğini, “kahramanlarımız” denilerek alkışlanan sağlıkçıların maddi ve manevi haklarının verilmesi gerektiği gerçeği vurgulandı. (BSHA- Bilim Ve Sağlık Haber Ajansı)

 

 

 

Balıkadam Kök Hücre Bağışıyla Örnek Oldu (Özel Haber)

Posted: 30 May 2022 04:21 AM PDT

Balıkadam Davut Karcıoğlu (34), İzmir'de kök hücre bağışında bulunarak tüm Türkiye’ye örnek oldu. 

Evrensel bir insan olduğunu anlatan Karcıoğlu, İzmir Bozyaka Eğitim ve Araştırma Hastanesi Kemik İliği ve Kök Hücre Transplant Merkezi'nde kök hücre bağışında bulundu. Bağış işleminden kök hücre çoğaltmak amacıyla iki defa aşı olduğunu anlatan Karcıoğlu, "İzmir Bozyaka Eğitim ve Araştırma Hastanesinde 3-4 saat süren bir işlemin ardından kök hücre bağışında bulundum. Bu süre zarfında hiç acı duymadım. Herkesi kök hücre bağışında bulunmaya davet ediyorum" dedi. 

Bozyaka Hastanesi Yönetimi ve Çalışanları Çok İyi Davrandı 

Sağlık Bakanlığı'nın kök hücre bağışında bulunacak kişiye her türlü kolaylığı sağladığını anlatan Karcıoğlu, "Eğer sigortalı bir işte çalışıyorsanız, bağışta bulunduğunuz süreç boyunca izinli sayılıyorsunuz. Yol masrafınızı da bakanlık karşılıyor. İzmir Bozyaka Eğitim ve Araştırma Hastanesi yönetimi, çalışanları ve Kemik İliği ve Kök Hücre Transplant Merkezi yöneticileri ve çalışanları bana çok iyi davrandı. Hepsine ayrı ayrı teşekkür ediyorum" diye konuştu. (BSHA – Bilim ve Sağlık Haber Ajansı) 

 

Post a Comment

Previous Post Next Post