Bilim ve Sağlık Haber Ajansı

Bilim ve Sağlık Haber Ajansı


Basınçlı ve Karın İçi Sıcak Kemoterapi Nedir ?

Posted: 13 Jun 2022 01:52 AM PDT

Basınçlı ve Karın İçi Sıcak Kemoterapi

Basınçlı ve Karın İçi Sıcak Kemoterapi Nedir ?

Kolorektal kanserler artık en sık görülen kanser türleri arasında 3. ve 4. sırada yer alırken kanser nedeniyle yaşanan ölümler arasında üst sıralarda karın içi kanser türleri geliyor. Gelişen teknoloji sayesinde son yıllarda uygulanan bazı karın içi sıcak kemoterapi uygulamaları ile yaşam beklentisi olmayan hastalarda dahi zaman kazanılırken, yaşam kalitesi de yükseltiliyor.

Prof. Dr. Erhun Eyüboğlu basınçlı ve karın içi sıcak kemoterapi ile ilgili yaptığı açıklamada, “kanser evreleri sıralandırılırken tümörün pozisyonu veya büyüklüğü yani katmanlarda aldığı yol, lenf düğümleriyle ilgili tutulum seviyeleri ve uzak organ metastazları olup olmaması göz önünde bulundurulmaktadır. Örneğin kolorektal kanser dediğimiz kalın bağırsak kanserlerinde ileri evre tümörlerde ortalama %8-10 oranında (oldukça yüksek bir oran), periton adı verilen karın zarına metastazlar meydana gelmektedir. Karın zarı yaklaşık olarak baktığımızda bir kişinin vücut yüzeyiyle aynı büyüklüktedir. Normal kişide yaklaşık 1.72 metrekare vücut yüzeyi bulunmaktadır. Periton da neredeyse buna denktir. Periton, bütün organların üzerini örttüğü gibi karın duvarını da örtmektedir. Periton bir organdır. Bunun diğer organlar gibi kendine özel kan damarları yoktur. Difüzyon yoluyla komşulukta bulunduğu organlar vasıtasıyla hayatta kalır. Yaptığı fonksiyonlar bulunmaktadır. Bunlardan bir tanesi, belli oranlarda sıvı salgılamak, karın içerisinin ıslak kalmasını ve organların birbirine sürterek zarar vermemesini sağlamaktır. Aynı zamanda koruyucu bir dokudur. Örneğin kalın bağırsak ya da ince bağırsakların üzerindeki seroza diye tabir edilen kısım aslında peritondur. Periton yayılımı olduğu zaman, metastazın meydana getirdiği hayat beklentisinin kısalması ve komplikasyonların ortaya çıkması çok daha fazladır. Yani bir kalın bağırsak ya da mide kanseri bir başka organa metastaz yaptı hatta karaciğere metastaz yaptığında bile beklediğimiz yaşam süresine göre, periton metastazının çok daha ölümcül sonuçlara yol açabildiği bilinmektedir.” şeklinde açıklamalarda bulundu.

Basınçlı ve Karın İçi Sıcak Kemoterapi

İleri evre yumurtalık kanserlerinde de başarılı sonuçlar alınıyor 

Eyüboğlu, ileri evre yumurtalık kanserlerinde başarılı sonuçlar aldığını belirterek, “HIPEC adı verilen karın içi sıcak kemoterapinin ameliyat esnasında uygulanabiliyor olması bu hastalarda yaşam beklentisinin uzamasını, yaşam kalitesinin de yükselmesini sağlamaktadır. Bu işlemlerden en sıklıkla fayda gören hastalık grupları; apendiks kanserleri, psödomiksoma peritonei kanserleri, kalın bağırsak kanseri, yumurtalık kanserleridir. Örneğin yumurtalık kanseri ileri evre olsa bile iyi yapılmış bir sitoredüktif cerrahi ile bu hastalarda 5 yıllık yaşam şansı yüzde 70-80'lere kadar çıkabilmektedir ki bu grup genelde birkaç ayda hayatını kaybetmesi beklenen hastalardır. Özetle, hastanın hastalıksız yaşam süresi uzatılır, yaşam kalitesi yaşadığı süre boyunca yükselir, yani hastalığın komplikasyonlarını yaşamaz. Bunların yapılabilmesi için elbette hastaların genel durumlarının ve kanserin yaygınlığının da belli ölçülerde olması gerekmektedir. Her hastaya yapılamamaktadır. Hastaların belli parametrelerle değerlendirmeleri yapılır, çünkü bu ameliyatlar 7-8 saatlik uzun ameliyatlardır ve hastanın böyle bir ameliyatı kaldırıp kaldıramayacağı tespit edilmelidir.” ifadelerini kullandı. (BSHA- Bilim Ve Sağlık Haber Ajansı)

Bülten

Alzheimer’ı Tetikleyen Besinlere Dikkat!

Posted: 13 Jun 2022 01:18 AM PDT

Alzheimer'ı Tetikleyen Besinlere Dikkat!

Dr. Öğretim Üyesi Mustafa Seçkin "Bilimsel çalışmalarda, beyinde sinir dokularının iltihaplanması sonucunda Alzheimer hastalığına yatkınlığın arttığı gösterilmiştir. Bu iltihaplanmaya (kronik nöroenflamasyon) neden olan ana faktörlerden biri de yanlış beslenmedir" dedi.

Ülkemizde son yıllarda Alzheimer hastalarının sayısı artarken, bu artışın bir nedeninin de sağlıklı beslenme alışkanlıklarından uzaklaşılıp endüstriyel olan işlenmiş ürünlere yönelimin ve tarım ürünlerinde pestisit (böcek ilacı) kullanımının artması olduğunu belirten Seçkin "Son yıllarda yapılan çalışmalar; beyinde sinir dokularının iltihaplanması (kronik nöroenflamasyon) sonucu Alzheimer hastalığına yatkınlığın arttığını, bunun ana nedenlerinden birinin de yanlış beslenme olduğunu, buğday, çavdar, yulaf gibi tahıllarda bulunan 'gluten' adı verilen bir proteinin kronik nörolojik enflamasyonda rol aldığını göstermiştir. Gluten özellikle genetiği değiştirilmiş buğday ile üretilmiş ve rafine edilmiş unlarda daha yoğun miktarda bulunurken, buğdayın anavatanı olan Anadolu'da üretilen Siyez, Karakılçık, Kavılca gibi buğday türlerinde daha düşük miktarda bulunmaktadır. Çölyak tanısı olmasa dahi bireylerin diyetlerinde gluten kısıtlamasına gitmeleri ve mümkünse ata tohumdan üretilmiş ve rafine edilmemiş unları tüketmeleri önerilmektedir" şeklinde konuştu.

Alzheimer'ı Tetikleyen Besinlere Dikkat!

Şeker, un, tuz üçlüsünden kaçının!

Rafine edilmiş tuz, şeker ve un tüketiminin de Alzheimer hastalığı açısından riski artıran gıdalar olarak kabul edildiğini söyleyen Seçkin "Beslenme yalnızca beynimize ve vücudumuza 'yakıt' sağlamak için yapılmamalı. Tıpkı kışın fosil yakıtları ile ısıtılan evlerde, sobadaki yanma işleminin "yan ürünlerini" içeren dumanların hava kirliliği oluşturarak bizleri zehirlemesi gibi bedenimize sunduğumuz kötü yiyeceklerin de bizleri doyurup "ısıtsalar" dahi ortaya çıkan yan ürünler aracılığı ile bedenimiz ve beynimiz için birer zehire dönüşebileceklerini unutmamak gerekir" şeklinde uyarıda bulundu.

Beyin dostu besinler

Soğuk sıkım sızma zeytinyağı başta olmak üzere, deniz ürünleri, badem, fındık, ceviz, çiya tohumu, avokado ve semiz otu gibi omega-3 içeren besinlerin ise tam tersine Alzheimer hastalığı üzerindeki iyileştirici etkileri bulunmaktadır. (BSHA- Bilim Ve Sağlık Haber Ajansı)

 

Kötü Karne Getiren Çocuklara Nasıl Davranmamalıyız

Posted: 13 Jun 2022 01:12 AM PDT

Kötü Karne Getiren Çocuklara Nasıl Davranmamalıyız

Çocuğunuzun karnesinde zayıf notlar olması, onun yeteneğinin, zekasının yetersiz olduğu anlamına gelmez. Karnenin çocuğun o yıl içinde öğrendiği bilgilerin yeterli olup olmadığını gösterdiğini söyleyen Psk. Dilşah Özcan, ebeveynlerin kötü karne getiren çocuklara nasıl davranması gerektiğine dair önemli ipuçları verdi.

Benlik değeri okuldan aldığı notlarla ilişkilendiren öğrenciler için kötü karne büyük bir yıkıma dönüşebiliyor. "Çocuk ne hisseder, düşünürse, o şekilde davranacaktır" diyen Psk. Dilşah Özcan, kötü gelen karne sonrası aile çocuğa "Zayıfsın, tembelsin, başarısızsın" gibi etiketlemeler yaptığında çocuğun doğru davranışlar göstermekte zorlanacağını, hataları tekrarlamaya devam edeceğini belirtti.

Karne çocuğun zekasının göstergesi değildir

Psk. Özcan, "İyi karne, kötü karne tanımından daha çok çocuğa sorumluluk kavramının öğretilmesi, uzun vade de çocuğun hayat başarısındaki notunu arttıracaktır. Çocuğun hayat başarısı, geleceğini belirleyen belge olarak gösterilen karnenin verilme amacı, aslında o yıl içinde öğrendiği bilgilerin yeterli olup olmadığıyla ilgilidir. Karne notu, çocuğun yeteneğinin, ilgisinin, değerlerinin, zekasının bir göstergesi değildir. Aynı şekilde anne babaların ebeveynlik notu da karnede yazmaz." diyor.

Kötü Karne Getiren Çocuklara Nasıl Davranmamalıyız

Aşırı tepki, çocukta özgüven kaybı yaratabilir

Özcan, "Anne ve babaların çocuklarına gösterdikleri aşırı tepkiler çocukta kaygı, endişe yaratacağı gibi özgüven kaybına da neden olabilir. Ancak aile kötü gelen karneyi de görmezden gelmemelidir. Aile çocuğunun aldığı düşük notlarının sebeplerini araştırmalı, yaşanan problemler için önlemlerde almalıdır. Alınan notlardan ziyade dönem boyunca gösterilen çaba, yerine getirilen sorumluluklar, üzerinde durulmalı, okulda alınan sorumluluklarla ilgili olarak, çocuğun yaptıkları ve yapmadıkları hakkında farkındalıklar oluşturulmalıdır. Düşük notların telafisi için çözüm önerileri getirilmeli, bir yol haritası oluşturularak, bu durumun bedelleri tartışılmalıdır. Bunlar yapılırken çocuğa değerinin notlarla ölçülemeyecek kadar kıymetli olduğu, her koşul ve durumda ailesi tarafından sevileceği, destekleneceği de hissettirilmelidir. Çocuk için benlik değerinin notlara, sevginin koşula bağlı olmadığı bir ortam yaratılmalıdır" şeklinde ifadelerde bulundu. (BSHA- Bilim Ve Sağlık Haber Ajansı)

Bülten

Çocuk İşçiliği Sorunu Gittikçe Artıyor

Posted: 13 Jun 2022 12:44 AM PDT

Çocuk İşçi Sorunu

Uluslararası Çalışma Örgütü (ILO) ve UNICEF'in yayınladığı "Çocuk İşçiliği: Küresel 2020 Tahminleri, Eğilimler ve Gelecekteki Durum" raporundaki verilere göre, dünya genelinde 160 milyon çocuk işçi bulunmaktadır.

Dünya genelinde 160 milyon çocuk işçiliği bulunmaktadır. Üstelik 2000 ile 2016 yılları arasında çocuk işçi olarak çalıştırılan çocukların sayısı 94 milyon azalmışken, 20 yıl sonra çocuk işçi sayısının yeniden artışa geçtiği görülmektedir.

Covid-19 salgınının daha başlangıç evrelerinde yayınlanan söz konusu rapora göre, dünyada her 10 çocuktan 1'i çocuk işçi olarak çalışıyordu. Ayrıca söz konusu raporda; Sağlıklarına, güvenliklerine ve ahlaklarına zarar verebilecek tehlikeli işlerde çalışan 5-17 yaş arası çocukların sayısının 79 milyona yükseldiği, çocukların yüzde 70'inin (112 milyon) tarım sektöründe, yüzde 20'sinin hizmet (31,4 milyon) ve yüzde 10'unun sanayi (16,5 milyon) sektörlerinde çalıştırıldığı, çocuk işçi olarak çalışan 5-11 yaşları arasındaki çocukların yaklaşık yüzde 28'inin ve 12-14 yaş arasındaki çocukların yüzde 35'inin okula gitmediği, covid-19 salgınının bir sonucu olarak tüm dünyada 9 milyon çocuğun, 2022 yılının sonuna kadar çocuk işçiliğine itilme riskiyle karşı karşıya olduğu tespit edilmiştir.

Çocuk İşçiliği Sorunu Gittikçe Artıyor

Gerçeklikten Kopuluyor!

Eğitim Sen çocuk işçiler ile ilgili yaptığı açıklamada, “Aynı sorun Türkiye için de geçerlidir. Mülteci ve göçmen çocukların çalıştırılmasını ve sayıları 1,5 milyona ulaşan stajyer-çırak-kursiyer gerçekliğini yok sayan Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK), 'Çocuk İşgücü Anketi Sonuçları 2019' çalışmasında 5-17 yaş grubunda ekonomik faaliyette çalışan çocuk sayısının 720 bin olduğunu belirtmektedir. Gerçeklikten böylesine kopuk bir istatistik çalışması yürüten TÜİK "İstatistiklerle Çocuk, 2021" raporunda da "Hanehalkı İşgücü Araştırması 2021 yılı sonuçlarına göre; 15-17 yaş grubundaki çocukların iş gücüne katılma oranı %16,4 oldu. İş gücüne katılma oranı cinsiyete göre incelendiğinde, bu oranın erkek çocuklar için %22,9 kız çocuklar için %9,5 olduğu görüldü.” ifadelerini kullandı.

Eğitim Sen Ne Öneriyor?

Eğitim Sen çocuk işçilerin artışı ve okula giden çocuk sayısının azalması ile ilgili öneri olarak şunları sundu;

  • Çocuk işçiliğinin birinci nedeni kapitalizmin yoksullaştırıcı politikalarıdır.  Bu yoksulluğu ortadan kaldırıcı, ailelerin ve toplumun ekonomik sorunlarına çözüm üreten politikalar oluşturulmalı ve uygulanmalıdır.
  • Çocuk işçiliği ile mücadelede, yoksul ailelerin çocuklarını çalışma hayatından alıkoyup okula gönderilebilmesi için, bu ailelere yönelik ekonomik ve sosyal destek politikaları hayata geçirilmelidir.
  • Çocuk işçiliği ile mücadelede yapılması gereken ilk iş, çocuk işçiliğini acil çözülmesi gereken bir sorun olarak kabul etmek ve somut bir eylem planı hazırlamaktır.
  • ILO'nun da tavsiye ettiği gibi önce kısa dönemde, kabul edilemez istihdam biçimlerinde çalışan çocuklara (kölelik, uyuşturucu ticareti vs.), ağır ve tehlikeli işlerde çalışanlara (maden ve taş ocakları vs.) ve en korumasız gruplara (12 yaşın altındakiler ve kız çocukları) ulaşılmalıdır. Ayrıca bu dönemde, çalışan çocuk işçilerin çalışmaktan alıkonulana kadar iş yerinde korunması da sağlanmalıdır.
  • Eğitim ve okulun çocuk işçiliğini sona erdirmek açısından en etkili araç olduğu açıktır. Eğitim çağındaki çocukların çalıştırılması yasaklanmalı, çocukları çalışmaya iten nedenler ortadan kaldırılmalıdır.
  • Orta ve uzun dönemde ise çocuk işçiliğinin tüm boyutları ile sona ermesi konusunda somut politikalar oluşturulmalı ve bu politikalar mümkün olan en kısa süre içinde uygulanmalıdır.  (BSHA- Bilim ve Sağlık Haber Ajansı)  Kaynak : Eğitim Sen

 

 

Tüp Bebek Merkezleri S.O.S Veriyor !

Posted: 13 Jun 2022 12:37 AM PDT

tüp bebek tedavisi

Tüp Bebek Merkezleri S.O.S Veriyor !  Tüp Bebek Merkezleri Derneği Başkanı Prof. Dr. Kubilay Vicdan, maliyet artışı, ilaç bulma sorunu nedeniyle tüp bebek tedavilerinde kaliteli sağlık hizmet sunumunun riske girdiğini açıkladı !

Tüp Bebek Tedavisi İlaç Sorunu

Ekonomideki kötüye gidiş tüp bebek merkezlerini de vurdu. "Maliyetlerde oluşan artış ve ücretlerde görülen düşüşün tüp bebek merkezlerinin sürdürülebilirliği ve kaliteli sağlık hizmeti sunumu açısından sorun yaratacağı ve gelecekte ilaç bulma konusunda yaşanabilecek sıkıntılar nedeniyle tüp bebek tedavilerinde aksaklıkların ortaya çıkabileceğine dikkat çekiyoruz" diyen Dr. Vicdan, çarpıcı açıklaması ile gündeme geldi. D  Prof. Dr. Vicdan, çocuk sahibi olamayan çiftlerin tedavisinde giderek artan oranda kullanılan tüp bebek tedavisinin, tartışmasız olarak tıbbın en önemli gelişmelerinden birisi olduğunu belirterek, "Tüp bebek tedavisi, üreme problemi yaşayan birçok çiftin çocuk sahibi olmasını sağlamaktadır. Ancak gerek tedavide kullanılan ilaçlar, gerek tedavi maliyetinin yüksek olması gibi nedenlerle birçok çiftin bu tedaviye ulaşabilmesi mümkün olamamaktadır. Ayrıca başarının sınırlı olması nedeniyle tekrarlayan denemelere ihtiyaç duyulması tüp bebek tedavilerinde maliyeti artırmaktadır." diye konuştu.

Tüp Bebek Merkezleri S.O.S Veriyor !

Tüp Bebek Tedavisi Fiyatları

Prof.Dr. Vicdan, Türkiye’deki tüp bebek fiyatlarını Avrupa ve ABD ile karşılaştırdı. Bu tedavinin Amerika Birleşik Devletleri'nde yaklaşık 10-15 bin dolar düzeyinde iken bu oran çeşitli Avrupa ülkelerinde 3-5 bin Euro düzeyinde bir ücretle yapıldığına dikkat çeken Vicdan, şunları söyledi,
“Ülkemizde 1990'lı yılların başında 4-5 bin dolar seviyesinde olan tüp bebek tedavisi ücretleri, günümüzde ilaçlarla birlikte yaklaşık 1200-1500 dolar seviyesine kadar gerilemiştir. Bunda artan merkez sayısının yarattığı rekabet, döviz artışı ile gelen alım gücünün zayıflaması gibi birçok faktör rol oynamaktadır. Dövizdeki hızlı artışın yaşandığı bu günlerde, özellikle sağlık turizmindeki artışla birlikte, tüp bebek tedavisi için ülkemize gelen yabancı sayısında (özellikle İstanbul başta olmak üzere) görülen belirgin artış tüp bebek merkezlerine bir anlamda destek olmaktadır. Ancak tüp bebek uygulamalarında kullanılan ekipman ve sarf giderlerinin hemen tamamının yurtdışından döviz bazında gelmesi ve ülkemizdeki diğer tüm maliyet artışları göz önüne alındığında ücretlerdeki bu düşüşün- her ne kadar çekici gibi görünse de- kalitede azalma ve başarı oranları da düşmeye neden olabileceği gerçeği unutulmamalıdır”

Tüp Bebek Merkezleri Derneği

24 Mayıs 2022 tarihinde, infertilite ve tüp bebek alanında yer alan Tüp Bebek Merkezleri Derneği (TBMD), Üreme Tıbbı ve İnfertilite Derneği (TSRM), Üreme Tıbbı ve Cerrahisi Derneği (UTCD), Tüp Bebek ve İnfertilite Derneği (TUBİT) ve Klinik Embriyoloji Derneği (KED) dernek başkanlarının katılımı ile online bir toplantıda bir araya gelerek sektörün içinde bulunduğu sorunları tartıştıklarını belirten Prof. Dr. Kubilay Vicdan, "Bu toplantıda tüp bebek uygulamaları ile ilgili yasal düzenlemeler, SGK geri ödemeleri ve rapor çıkarma konusu, demirbaş, teknik destek, sarf malzemeleri ve sabit giderlerdeki artan maliyetler nedeniyle ortaya çıkan merkezlerin ticari olarak sürdürülebilirliği konusundaki endişeler, ilaçların bulunmasındaki güçlükler ve gelecekte ilaç bulma konusunda yaşanabilecek ve yaşanmakta olan sorunlar dernek yöneticileri tarafından tartışıldı. Sonuç olarak maliyetlerde oluşan artış ve ücretlerde görülen düşüşün tüp bebek merkezlerinin sürdürülebilirliği ve kaliteli sağlık hizmeti sunumu açısından sorun yaratacağı ve gelecekte ilaç bulma konusunda yaşanabilecek sıkıntılar nedeniyle tüp bebek tedavilerinde aksaklıkların ortaya çıkabileceğine dikkat çekilerek mevcut yönetmeliklerin çağdaş hale getirilmesi, geri ödemler konusunda tedaviye gereksinim duyan çiftlere verilen desteğin yaygınlaştırılması, sarf giderleri ve sabit giderleri azaltmanın zorunlu olduğu ve derneklerin yapıcı çözümler ve kamuoyunun bilgilendirilmesi için işbirliği yapması konularına vurgu yapıldı” diye konuştu. (BSHA – Bilim ve Sağlık Haber Ajansı)

Kaynak : Bülten

Post a Comment

Previous Post Next Post