Bilim ve Sağlık Haber Ajansı

Bilim ve Sağlık Haber Ajansı


Çocuklarda Romatizmal Hastalıkların 8 Önemli Belirtisi!

Posted: 15 Jul 2022 09:31 AM PDT

Çocuklarda Düşmeyen Ateş Ve Geçmeyen Yorgunluk Lösemi Olabilir mi?

Romatizmal Nedir? 8 önemli belirtisi nedir

Romatizma denilince sadece eklemlerin etkilendiği durumlar aklınıza geliyor olabilir, fakat romatizmal hastalıklar eklemler dışında; cilt, bağ dokusu, tendonlar, damarlar ve neredeyse tüm iç organlarda etkilenmelere neden olabiliyor.Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları, Çocuk Romatoloji Uzmanı Doç. Dr. Ferhat Demir, "Erişkin yaşta gördüğünüz romatizmal hastalıkların birçoğu çocukluk çağında başlangıç gösterebilmektedir. Bunun yanında çocukluk çağına özgü onlarca romatizmal hastalık, maalesef çocukları etkileyebilmektedir” dedi. Bu hastalıkların birçoğunun, bağışıklık sisteminin düzensiz ya da aşırı çalışmasından kaynaklandığını, bilinen en sık tetikleyicilerin ise stres, travma ve enfeksiyonlar olduğunu belirten Doç. Dr. Ferhat Demir "Tetikleyicilerin mümkün olduğunca azaltılması, sağlıklı beslenme ve düzenli egzersiz tedavide önemli rol oynamaktadır. Tabi ki, tüm bunların, medikal tedaviler eşliğinde bir çocuk romatoloji uzmanı tarafından hasta özelinde düzenlenmesi gerekmektedir" diyor. Tedavide erken teşhisin önemli olduğunu vurgulayan Doç. Dr. Ferhat Demir, çocuklarda romatizmal hastalıkların 8 önemli belirtisini anlattı, önemli uyarılar ve önerilerde bulundu.

Eklem şikayetleri (Ağrı, şişlik, hareket kısıtlılığı, topallama)

Çocuklarda romatizmal hastalıkların en sık bulgusu eklem şikayetleridir. Herhangi bir eklemdeki ağrı, buna eşlik eden hareket ettirmede zorluk, eklem cildi üzerinde kızarıklık-ısı artışı veya eklemde gözle görülür bir şişlik bulgusu, geçici ya da kalıcı bir romatizmal hastalığın ilk bulgusu olabilir. Özellikle bu bulguların kısa süreli olmaması ya da tekrarlaması durumunda, çocuğun vakit kaybedilmeden değerlendirilmesi gerekir.

 Tekrarlayan ateş

Doç. Dr. Ferhat Demir "Ateş, bağışıklık sisteminin farklı nedenlerle uyarılması sonrası aktifleşmesinin ve vücudumuzun korunmasına yönelik reaksiyonun bir göstergesidir. Eğer bu ateşe neden olabilecek bir enfeksiyon durumu yoksa, romatizmal ateş hastalıklarını da değerlendirmek gerekmektedir" diyor. En sık karşılaşılan romatizmal ateş nedenlerinin, 'periyodik ateş sendromları' olarak adlandırılan, tekrarlayan dirençli ateşler ile giden hastalıklar olduğunu belirten Doç. Dr. Ferhat Demir, “PFAPA sendromu (tekrarlayan ateş) ve Ailevi Akdeniz ateşi (FMF) hastalığı ülkemizdeki en sık sebeplerdir. Bu hastalıklarda, belirli periyotlar ile (1/2 hafta-3/4 ay aralığında) tekrarlayan ateş, karın ağrısı, göğüs ağrısı, boğaz enfeksiyonu, döküntü, ishal ve  lenf bezlerinde büyüme gibi bulgulardan biri veya birkaçı görülebilir” diye konuştu.

Uzamış ateş

Ateşin enfeksiyondan kaynaklanmadığı tespit edildiğinde, ateşli romatizmal hastalıkların tanıda değerlendirilmesi gerekir. 5 gün ve daha uzun süren ateş tablosunda Kawasaki hastalığı adı verilen bir damar romatizmasını, 2 hafta ve daha uzun süren ateş durumunda ise ateşli eklem romatizmasını tanıda düşünmek gerekmektedir.

Tekrarlayan boğaz enfeksiyonu

Demir "Ortalama 3-4 hafta ara ile tekrarlayan dirençli ateş, tonsillit (bademcik iltihabı), farenjit, ağızda aft-yara ve boyun lenf bezlerinde büyüme şikayetleri, PFAPA sendromunun bulgularındandır. Maalesef bu bulgular, sıklıkla boğaz enfeksiyonu ile karıştırılabilmekte ve hastalar gereksiz antibiyotik tedavisi alabilmektedir” şeklinde konuştu. (BSHA – Bilim ve Sağlık Haber Ajansı)

Kas ağrısı – kas güçsüzlüğü

Tekrarlayan ya da uzamış bir kas güçsüzlüğü-kas ağrısı durumunda, çocukların romatizmal  hastalıklar yönünden değerlendirilmesi gerekir.

Cilt döküntüleri

Doç. Dr. Ferhat Demir "Romatizmal hastalıklar, farklı tipte cilt döküntüleri ile karşımıza çıkabilmektedir. En sık görülenlerden biri ürtiker (kurdeşen) olarak adlandırılan, gün içinde solabilen, kaşıntılı cilt döküntüleridir. Bu döküntüler özellikle ateş birlikteliğinde bir romatizmal hastalık işareti olabilir. Ayrıca peteşi ya da purpura adını verdiğimiz, vücudun farklı bölgelerinde tekrarlayabilen, cilt altı farklı büyüklerde kanama odaklarının olması da vaskülit olarak adlandırdığımız romatizmal damar hastalıklarının belirtilerindendir. Livedo reticularis olarak adlandırılan cildin alacalı görünümü de, yine romatizmal bir damar hastalığının ilk bulgusu olabilir” şeklinde konuştu.

Tekrarlayan ağız yaraları (oral aft)

Tekrarlayan ağız içi yaraları-aftlar, altta yatan romatizmal bir hastalığın işareti olabileceği gibi, tamamen iyi huylu olarak da gelişebilir. Bunun yanında, kansızlık ve vitamin eksikliklerine bağlı da ağız yaraları ortaya çıkabilir. Behçet hastalığı, PFAPA sendromu, Çölyak ve Crohn hastalığı gibi romatizmal ve/veya bağırsak ilişkili hastalıklar, tekrarlayıcı ağız yaralarına neden olabilir. Yılda 3-4'den fazla ağız yarası çıkan çocuklar, bu yönlerden mutlaka değerlendirilmelidir. (BSHA – Bilim ve Sağlık Haber Ajansı)

 

Covid-19 Aşısı Hatırlatma Dozu Hakkında Görüşü

Posted: 15 Jul 2022 08:27 AM PDT

Türkiye ve dünyada Covid-19 hastalarının sayısı hızla artarken Sağlık Bakanlığı 50 yaş üstü ve risk grubundakilerin son aşılarının üzerinden altı ay geçmişse hatırlatma dozu yaptırmaları gerektiğini belirtti. Bu gruptakilere MHRS aşı randevuları açıldı.

Bizler TTB UDEK Yürütme Kurulu ve UDEK üyesi dernekler, KLİMİK tarafından hazırlanan ve ortaklaştırılan görüşlerimizi kamuoyu ile paylaşıyoruz.

  1. Hiç aşılanmamış kişilerin bir ay arayla iki doz BioNTech olduktan en erken 3 ay sonra 3. doz BioNTech aşılarını olmaları önerilir.
  2. Hiç aşılanmamış kişilere mRNA aşısı yapıl(a)madığı durumda* Sinovac aşısı ile üç doz (0, 1 ve 4. aylarda) aşılamanın ardından en erken 3 ay sonra hatırlatma dozunu (yapılabiliyorsa BioNTech aşısı ile) olmaları önerilir.
  3. Çeşitli nedenlerle primer aşı şeması (Sinovac için 0,1, 4. aylarda 3 doz, BioNTech için bir ay arayla iki doz) yarım kalan kişilerin aşılamalarına kaldıkları yerden devam edilmesi, hatırlatma dozlarının primer şemanın tamamlanmasından en erken 3 ay sonra yapılması önerilir.
  4. İki doz BioNTech aşısı olmuş kişilerin 2. dozdan en erken 3 ay sonra hatırlatma dozunu olmaları önerilir.
  5. Üç doz Sinovac aşısı olmuş kişilerin son dozdan en erken 3 ay sonra hatırlatma dozlarını (tercihen BioNTech aşısı ile) olmaları önerilir.
  6. İki doz Sinovac ardından bir doz BioNTech aşısı olanların, son aşıdan en erken 3 ay sonra ikinci doz BioNTech aşılarını olmaları önerilir.
  7. İki doz Sinovac ardından iki doz BioNTech aşısı (toplam 4 doz aşı) olanlar içerisinde 50 yaşın üzerinde olanlar, hastalık veya ilaca bağlı bağışıklık yetersizliği olanlar, altta yatan ciddi hastalığı (diyaliz uygulananlar, kalp yetmezliği, ileri AC yetmezliği ve siroz) bulunanlar ve yüksek miktarda virusla karşılaşma riski olan kişiler (sağlık çalışanları) hatırlatma dozunu, son aşıdan en erken 3 ay sonradan itibaren olabilirler. Bu gruplar dışında kalan kişilerde aşıların ağır hastalık ve ölümden koruyucu etkisi devam ettiğinden hatırlatma dozunu olmalarına şimdiki bilgilere göre gerek yoktur. Öneriler, yeni veriler ışığında değerlendirilmelidir.
  8. Daha önce üç doz BioNTech aşısı olanlar içerisinde 50 yaşın üzerinde olanlar, hastalık veya ilaca bağlı bağışıklık yetersizliği olanlar, altta yatan ciddi hastalığı (diyaliz uygulananlar, kalp yetmezliği, ileri AC yetmezliği ve siroz) bulunanlar ve yüksek miktarda virusla karşılaşma riski olan kişiler (sağlık çalışanları) hatırlatma dozunu, son aşıdan en erken  3 ay sonradan itibaren olabilirler. Bu gruplar dışında kalan kişilerde aşıların ağır hastalık ve ölümden koruyucu etkisi devam ettiğinden hatırlatma dozunu olmalarına şimdiki bilgilere göre gerek yoktur. Öneriler, yeni veriler ışığında değerlendirilmelidir.
  9. Önceki varyantlarla (ülkemiz için 1 Ocak 2022 öncesinde) hastalık geçirdikten sonra bir doz BioNTech olmuş kişilere, Omikrona ve diğer varyantlara karşı uzun süre korundukları için, şimdiki bilgilere göre ek hatırlatma dozuna gerek yoktur. Yeni veriler ışığında değerlendirilmelidir.
  10. Önceki varyantlarla (ülkemiz için 1 Ocak 2022 öncesinde) hastalık geçirdikten sonra bir doz Sinovac olanların, son Sinovac'tan 3 ay sonra (tercihen BioNTech ile) bir hatırlatma dozu olmaları önerilir.
  11. İki doz BioNTech olmasına rağmen herhangi bir varyantla hastalık geçirmiş olan kişilerin hastalıktan 6 ay sonra bir doz BioNTech aşısı olmaları önerilir. Böylelikle aşı sonrasında Omikrona karşı en az 6 ay yeterli koruma sağlanacaktır.  Bu kişilerin yeni bir varyant çıkmadığı sürece hatırlatma dozu olmalarına şimdiki bilgilere göre gerek yoktur. Altıncı ayın sonunda yeni veriler ışığında değerlendirilmelidir.
  12. Aşı şeması tamamlanmadan veya hiç aşılanmadan önceki varyantlarla (ülkemiz için 1 Ocak 2022 öncesinde) hastalık geçirmiş olan kişilerin, hastalıktan en erken 3 ay sonra (tercihen 6. Ayda) tek doz BioNTech aşısı olmaları, mRNA aşısı yapıl(a)madığı durumda* iki doz Sinovac aşısı ile (0 ve 1. aylarda) aşılanmaları önerilir.
  13. Aşı şeması tamamlanmadan veya hiç aşılanmadan Omikron ile (ülkemiz için 1 Ocak 2022 sonrasında) hastalık geçirmiş olan kişilerin (Delta varyantına yeterli bağışıklıkları olmayacağı için) hastalıktan 3 ay sonra başlamak üzere 1 ay arayla iki doz BioNTech aşısı olmaları önerilir. mRNA aşısı yapıl(a)madığı durumda* Sinovac aşısı ile üç doz (0, 1 ve 4. aylarda) aşılanmaları önerilir.
  14. İki doz Sinovac ardından 2 doz BioNTech aşısı veya 3 doz BioNTech aşısı  veya 4 doz BioNTech aşısı uygulandıktan sonra COVID-19 geçirmiş kişilere hatırlatma dozu yapılmasına eldeki verilere göre gerek yoktur.
  15. Bağışıklık yetmezliği olan kişilerin inaktif aşı yerine mRNA aşıları ile aşılanmaları önerilir. Bu kişiler 1 ay arayla 3 dozdan (BioNTech) oluşan primer aşı şemasını tamamladıktan 3 ay sonra birinci ek dozlarını (4. aşılarını) , bundan en az 4 ay sonra da ikinci ek dozlarını (5. aşılarını) olmalıdırlar. Bundan farklı şemalar uygulanmış ise ek dozların sayısı ve zamanlamasının belirlenmesi için İnfeksiyon Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyoloji uzmanlarına başvurmaları önerilir.
  16. Özellikle >65 yaşta ve sağlık çalışanlarında,  dört doz BioNTech veya iki doz SinoVac+3 doz BioNTech aşılamasından sonra,  bağışıklık yetmezliği olmadığı sürece bir hatırlatma dozu daha yapılması  veya yapılmaması  konusunda öneri yapabilecek yeterli veri bulunmamaktadır. Bu kişilerde varyantları da içeren polivalan aşılarla ek dozların gerekliliği,   etkinliği ve güvenilirliği konusunda çalışmalar devam etmektedir, bu çalışmaların sonuçlanmasından ve yeni içerikli aşıların üretilmesinden sonra, muhtemelen sonbaharda  yeni  öneriler yapılabilecektir.  Ek olarak ülkemizde, aşılama şemalarına göre  etkililik oranlarının açıklanması da daha akılcı kararların alınmasını sağlayacaktır.
  17. Ülkemizde gerek primer aşılaması,  gerekse   hatırlatma dozu/dozları  yapılmış kişi sayısının yetersizliği göz önüne alındığında, bu grupların aşılanmasının sağlanması için kampanyalar düzenlenmesi ve Sağlık Bakanlığı'nın bu konuda özel çaba göstermesi, <12 yaş çocuklar için uygun aşıların sağlanarak aşılamanın başlanması,  ek olarak maske kullanımı gibi aşı dışı önlemlerin de uygulamaya konulması yaşamakta olduğumuz son omikron dalgasında ölümlerin azaltılmasında en etkili önlem olacaktır.
  18. Aşılama kampanyalarında aşı randevularının aksaksız yürütülmesi, aşı sürekliliğinin  ve diğer lojistik desteklerin sağlanmasının kritik önemi unutulmamalıdır.
  19. Ağır ruhsal hastalığı olanlarda kalp hastalığı, kronik akciğer hastalığı gibi ek hastalık oranlarının yüksek olması, bilişsel ve sosyal zorluklar nedeniyle aşıya erişimde dezavantajlı grup olmaları nedeniyle bu hastalarda eksik aşılamanın tamamlanması, hatırlatma dozunun yaptırılması teşvik edilmelidir.

Dünya Kadınlar Günü Hediyesi Önerileri için Doğru Adres Bodo!

Posted: 14 Jul 2022 01:16 PM PDT

Birleşmiş Milletler tarafından tanınan ulusal bir gün olan 8 Mart, ülkemizde de 1921 yılında kutlanmaya başlamıştır. İstikrarlı ve resmi olarak kutlanması daha yakın bir tarihe dayanmaktadır ancak oldukça benimsenmiştir. İş yerleri, aileler, eğitim kurumları bu güne özel etkinlikler düzenlemektedir. Bizler de ailemizdeki ve çevremizdeki kadınların 8 Mart'ını elimizden geldiğince özenli bir şekilde kutlamaya devam etmekteyiz. Kimileri için nazik tebrikler ve çiçeklerle kimileri için ise gerçekten özel hissettirmesini istediğimiz sürprizlerle. Kadınların pek çoğu yapıları gereği daha duygusal ve hassas olurlar bu sebeple, onlara yapacağımız küçük jestler bile çok mutlu olmalarını sağlar. Ancak siz ablanız, anneniz, karınız ya da sevgilinizin, kız arkadaşınızın bu günü diğer günlere nazaran çok daha özel geçirmesini, 8 Mart ruhunu tam manasıyla hissetmelerini istiyor olabilirsiniz. Haklısınız da! O halde gelin, birlikte benzersiz mutluluklar yaratan bodo dünyasına ilk adımı atalım! Sıradan obje tarzında hediyelikler değil, gerçek ve sıra dışı hisler uyandıran deneyim hediyeleri, bodo.com'u en yaratıcı hediye adresiniz yapıyor!

Dünya Kadınlar Günü hediye önerileri

Hem güvenli hem de diğerlerinden daha farklı seçenek avantajı sunan bodo, tarzı gibi alışveriş deneyiminde de pek çok yenilik sağlıyor. Örneğin, burada herhangi bir hediyeye karar verememeniz durumunda bile paketi alıcıya gönderebilirsiniz. İçerisinde arasında kararsız kaldığınız seçeneklerin yer aldığı pakete, yalnızca tek deneyim ücreti ödersiniz. Alıcı her kim ise aralarından kendisi için en uygun seçimi yapabilir. Üstelik geri gönderme, kargoyla uğraşma gibi problemler yaşamaz. Hatta dilerse, seçtiğiniz ve ödediğiniz en yüksek ücretli deneyim fiyatıyla, online mağazadan farklı deneyimler bile alabilir. Tamamen ona kalmış. E-sertifika ya da hediye kartı olarak gönderilen kartını aktive etmeden önce seçimini yapması yeterli. Bu sayede en iyi memnuniyeti sağlayabilirsiniz. Kendiniz seçerken de onun hakkında bildiğiniz genel bilgiler yeterli olacaktır. Örneğin film izlemeyi çok seven yakın arkadaşınıza birlikte ilk kez yaşayacağınız, ''İki Kişi için Sinema Keyfi'' sunarak, yalnızca sizin için hazırlanan bir sinema salonunda yanında götürdüğünüz filmi izleyebilirsiniz. En yaratıcı 8 Mart hediye önerileri, https://bodo.com/tr/hediyeler/kadinlar-gunu/ bu platformda!

Dünya Kadınlar Günü hediye fikirleri

Kız kardeşiniz, kızınız ya da eşinize çevrenizdeki herkese en anlamlı Kadınlar Günü hediyeleri bodo'dan! Heyecan verici aktivitelerden hoşlanan kız arkadaşınıza, yaşamına büyük bir renk katacak ''Yamaç Paraşütü Tandem Uçuşu ve Video Çekimi''. Annenize, çok özlediğini bildiğiniz ''Geleneksel Türk Hamamı'' deneyimi. Kızınıza ilk 8 Mart hediyesi, ''Sanal Gerçeklikte Çizim''. Sevgilinize, onun kadar renkli ve tatlı bir deneyim, ''Macaron Yapım Dersi''. Korku filmlerini çok seven eşinizi gerçek gerilime davet edin, ''İki Kişi için Korku Oda Oyunu''. Sakinlik arıyorsa, ''Stand Up Paddle Turu'' terapi gibi gelecek. Hemen bodo fırsatlarıyla tanışmak için kategorileri incelemeye başlayabilirsiniz.

Mikrobiyota Nedir ?

Posted: 14 Jul 2022 01:15 PM PDT

Mikrobiyota Nedir

Mikrobiyota Nedir ? Uygulanan Diyet, Kullanılan Antibiyotik Bağırsak Mikrobiyatısını Etkiliyor Beslenmede Neden Akdeniz Diyetinin önemi nedir ?

Genetik, doğum şekli, yaş, yaşamın sürdürüldüğü coğrafya, antibiyotik kullanımı ve en önemlisi uygulanan diyet, bağırsak mikrobiyotasını değiştiren faktörler arasında yer alıyor. Doğumdan sonra bağırsak mikrobiyotası üzerindeki ilk etkinin anne sütü veya formül süt aracılığı ile gerçekleştiğini belirten uzmanlar, bebeklikten sonra bağırsak mikrobiyotasının gelişimini sürdürdüğünü ifade ediyor. Batı diyetinin bazı önemli mikrobiyal türlerin kaybına neden olabildiğine dikkat çeken uzmanlar, Akdeniz diyetinin sağlıklı yaşam standardı olarak kabul edildiğini de belirtiyor. Beslenme ve Diyetetik Bölümü Arş. Gör. Diyetisyen Ekin Çevik, besinler ve mikrobiyata arasındaki ilişki hakkında değerlendirmelerini paylaştı.

Organizma yüzeyine göre adlandırılıyorlar

Mikrobiyotanın bakteri, arke, protozoa, mantar ve virüsler gibi kommensal, simbiyotik ve patojenik mikroorganizmaların oluşturduğu ekolojik komüniteler olduğunu belirten Çevik, mikrobiyataların bulundukları organizma yüzeyine göre adlandırıldıklarını ifade etti.

Bağırsak-beyin iletişimi 3 mekanizma ile açıklanıyor

"Birincisi, bağırsak mikroorganizmaları tarafından üretilen nörotransmiterlerin vagus siniri aracılığıyla beyne sinyal gönderebileceği yönündedir. Bu sayede hipotalamus ve diğer beyin bölgesi aktivitelerinde değişiklik meydana gelebileceği ve açlık-tokluk seviyelerinin etkilenebileceği tahmin ediliyor. İkinci olası mekanizma; bağırsak mikroorganizmalarının, bazı sitokinlerin salınımı için bağışıklık hücrelerini uyarması ve dolaşıma giren bu sitokinlerin beyne giderek buradaki en önemli bağışıklık hücresi olan mikroglianın olgunlaşması ya da aktivasyonunu etkileyebileceği şeklindedir. Son olarak; bağırsak mikroorganizmalarından salınan metabolitlerin dolaşım sistemi aracılığı ile beyne gelerek burada vagus sinirini aktive edecek nörotransmiter salınımını tetikleyebileceği ve açlık modülasyonunu etkileyebileceği düşünülüyor."

Uygulanan Diyet, Kullanılan Antibiyotik Bağırsak Mikrobiyatısını Etkiliyor Beslenmede Neden Akdeniz Diyetinin önemi nedir ?

Mikrobiyata obezite ile yakından ilişkili

Arş. Gör. Ekin Çevik; genetik, doğum şekli, yaş, yaşamın sürdürüldüğü coğrafya, antibiyotik kullanımı ve en önemlisi diyetin bağırsak mikrobiyotasını değiştiren faktörler arasında yer aldığını söyledi ve sözlerini şöyle sürdürdü: "Öyle ki; doğumdan sonra bağırsak mikrobiyotası üzerindeki ilk etki bebek beslenmesi anne veya formül süt aracılığı ile gerçekleşiyor. Bebeklikten sonra bağırsak mikrobiyotası gelişimini sürdürüyor ve diyetin bileşimi, bağırsak mikrobiyotasının şeklini, yapısını ve çeşitliliğini tanımlamanın anahtarı olmaya devam ediyor. Örneğin, yüksek karbonhidratlı diyetler Prevotella cinsinin; yüksek yağlı ya da yüksek proteinli diyetler ise Bacteroidetes mikrobiyal türlerinin bağırsakta gelişimini destekliyor. Diyet bileşiminin bu etkisi karbonhidrat, protein, yağ gibi bileşenlerin metabolitleri ile ilgilidir ve bağırsak mikrobiyotası tarafından üretilen kısa zincirli yağ asitleri olan asetat, bütirat ve propiyonatın konağın sağlığı üzerinde fizyolojik etkilere sahip olduğu bulunmuştur."

Bu diyetler mikrobiyatayı etkiliyor

Arş. Gör. Ekin Çevik, mikrobiyatayı etkileyen diyet türlerini şöyle paylaştı:

  • Yüksek proteinli diyetler: Protein yıkımının normal son ürünleri amino asitler, amonyak, aminler ve kısa zincirli yağ asitleridir. Yüksek amonyak konsantrasyonlarının malign tümör gelişimi ile ilişkili olduğu bulundu.
  • Diyet posası: Diyet posası, bitkilerden elde edilen önemli bir besin bileşenidir ve işlenmiş gıdalardaki konsantrasyonu çiğ sebzelere göre daha düşüktür. Diyet posası, ince bağırsaktan kolona geçerek burada bakteri türleri tarafından kısmen metabolize edilir ve metabolize olmayan diyet posası daha sonra dışkı yoluyla atılır. İnsülin, nişasta ve oligosakaritler gibi bazı polisakkaritler, bakteriler tarafından parçalanabilen diyet posasının tipik örnekleridir. Bununla birlikte, selüloz gibi bazı formlar kolondan geçerken bakteriler tarafından tamamen parçalanamaz. Kompleks karbonhidratlar normalde mikrobiyal büyüme için önemli bir enerji kaynağı görevi görür ve proteolitik enzimler tarafından kısa zincirli yağ asitlerine ve çeşitli gazlara parçalanabilir. Bu karbonhidratlar, mikrobiyotanın büyümesini uyararak konakçıya fayda sağlayan sindirilemeyen besin bileşeni olarak tanımlanan prebiyotikler olarak da adlandırılıyor. Prebiyotikler, bağırsak mikrobiyal popülasyonlarının bileşimindeki değişiklikleri indüklemek ve konakçı sağlığına birçok fayda sağlamak için çok önemlidir. Son çalışmalar, prebiyotik tüketiminin bağırsak mikrobiyal popülasyonunu modüle edebileceğini ve konakçının sağlığını iyileştirebileceğini gösteriyor.
  • Batı diyetleri: Daha az diyet posası ve sebze içeren modern Batı diyetlerinin tüketimi, kırsal topluluklara kıyasla batı (kent) topluluklarında bazı önemli mikrobiyal türlerin kaybına neden olma eğilimindedir.
  • Akdeniz Diyeti: Dengeli bir meyve, tahıl, tekli doymamış yağ, sebze ve çoklu doymamış yağ alımına dayanan Akdeniz diyeti, sağlıklı bir yaşam tarzı için standart olarak kabul ediliyor. Akdeniz diyeti ile beslenen bireylerde Bacillaceae, Proteobacteria sayısı ile akut faz C-reaktif protein seviyesi daha düşükken; Clostridium ve Bacteroidetes popülasyonlarının yüksek olduğu bilinmektedir. Dolayısı ile bu tür diyetlerin anti-inflamatuar özelliklere sahip olduğu ve hastalıklarda inflamasyonu azaltmak için kullanılabileceği belirtiliyor.
  • Vejetaryen diyetler, konağı çeşitli kronik, metabolik ve inflamatuar bozukluklardan koruyabildikleri için sağlıklı ve faydalı diyetler olarak da kabul ediliyor. Bitki bazlı polisakkarit, lif ve nişasta açısından zengin vejetaryen diyetlerle beslenme, inflamatuar hastalıklara karşı koruma sağlayabilir. (BSHA)

 

Doğal Ağrı Kesici Olarak Kullanılan 14 Besin

Posted: 14 Jul 2022 05:53 AM PDT

Doğal Ağrı Kesici Olarak Kullanılan 14 Besin. Beslenme ve Diyet Bölümü'nden Dyt. Betül Merd, doğal ağrı kesici besinlerle ilgili bilgi verdi.

Merd, "Bazı bitki ve meyveler binlerce yıldır doğal ağrı kesici olarak kullanılıyor. Hayatlarının belli dönemlerinde çeşitli ağrı şikayetleri nedeniyle yaşam kalitesi düşen çok sayıda kişi, ilaçların yerine daha az yan etkisi olduğunu düşündüğü doğal ağrı kesicileri tercih ediyor. Vücudu gevşeterek bazı ağrıları hafifleten bu bitki ve meyveleri tüketirken aşırıya kaçılmaması gerekiyor” diye konuştu. Merd, şu bilgileri verdi,

Kırmızı üzüm

Bu meyvenin koyu renkli olanı, doku dejenerasyonuna katkıda bulunan enzimleri bloke eden güçlü bir bileşik olan resveratrol içermektedir. Yapılan araştırmalarda resveratrolun, sırt ağrısına neden olan kıkırdak hasarına karşı koruma sağlayabildiği belirlenmiştir.

Zencefil

2000 yıldır sindirim sistemine rahatlattığı bilinen zencefil aynı zamanda etkili bir ağrı kesicidir. Mide bulantısını önleyen zencefil aynı zamanda mide yatıştırma özelliğiyle de bilinmektedir. Zencefil, artrit kaynaklı ağrıyan eklemler ve adet krampları da dahil olmak üzere ağrıyla savaşan doğal bir bitkidir. Yapılan çalışmalarda, zencefil kapsüllerinin antiinflamatuar ilaçlar gibi, ağrıları hafifletmede işe yaradığı belirlenmiştir. Miami Üniversitesi'nde 6 hafta süren bir araştırma sonucunda, kronik diz ağrısı olan hastaların neredeyse 3'te 2'sinin zencefil özü kullanarak ayağa kalktıktan sonra daha az ağrı hissettiği bildirilmiştir. Araştırmalar, zencefilin egzersiz sonrası ağrının üstesinden gelmeye yardımcı olabileceği yönündedir.

Papatya

Papatya da ağrı kesici maddeler bulunmaktadır. Özellikle sinir sistemi ile ilgili ağrılar için yüzyıllardır insanlar tarafından kullanılır. İyi bir kas gevşetici özelliği olan papatya çayının ağrıları azalttığı kabul edilmektedir.

Soya

Soyanın osteoartrit diz ağrısını % 30 ve üzeri oranda kestiği tespit edilmiştir. Oklahoma Eyalet Üniversitesi'nde yapılan araştırmada, üç ay boyunca günde 40 gram soya proteini tüketmenin hastaların ağrı kesici ilaç kullanımını yarı yarıya azalttığı belirlenmiştir. Soyanın içerindeki izoflavonların anti-inflamatuar özelliği sayesinde ağrı kesici etkiye sahip olduğu bilinmektedir.

Zerdeçal

Zerdeçalın içindeki bileşik, iltihaplanma dahil olmak üzere vücuttaki çeşitli süreçleri etkileyebilmektedir. Kurkumin takviyesi alanların romatoid artrit ve osteoartrit sorunları ile baş edebildiği ortaya çıkmıştır. Zencefilin demlenmesi ve içine bal konulmasıyla hazırlanan çaya karabiber eklenmesi etkisini artırmaktadır. Hint gıdalarında yaygın olarak kullanılan baharatın, romatoid artrit ağrısına ibuprofen kadar etkili olduğu belirlenmiştir. Sıçanlar üzerinde yapılan araştırmalarda, zerdeçalın eklemlerin artritten tahribatını da engellediği gözlenmiştir.

Kiraz

Kirazın içeriğindeki antosiyaninler adı verilen yüksek miktarda antioksidanlar, kirazın ağrıyla mücadele gücünün anahtarıdır. Yapılan araştırmalarda, kiraz suyunun egzersiz yapan erkeklerde kas hasarı semptomlarını azalttığı belirlenmiştir. Ağrı kesici antosiyaninler ayrıca böğürtlen, vişne, ahududu ve çilekte de bulunmaktadır.

Kahve (kafein)

Reçetesiz satılan birçok soğuk algınlığı ve baş ağrısı ilacında kafein bulunmaktadır. Yapılan araştırmalarda, bilinen ağrı kesicilerle birlikte tüketildiğinde ağrı kesicilerin etkilerini arttırdığı belirlenmiştir. Son yıllarda ise kafeinin kendine özgü ağrı azaltıcı güce sahip olduğu da ortaya çıkmıştır. Ancak kafein alımında aşırıya kaçmamak gerekmektedir.

Balık

Balıktaki omega-3 yağ asitleri, romatoid artrit, migren ve Crohn hastalığı da dahil olmak üzere bazı otoimmün hastalıklardan kaynaklanan ağrı veya iltihaplanmayı azaltabilmektedir. Düzenli balık tüketen, kronik boyun ve sırt ağrısı olan hastalarda etkili olduğu bilinmektedir. Yapılan bir araştırmada ağrısı olan hastaların yüzde 60'nın üç ay boyunca balık yağı tükettikten sonra rahatlama yaşadığı ve neredeyse çoğu ağrı kesici ilaçları tamamen bıraktığı bildirilmektedir. Kronik ağrıları olanların somon, uskumru, sardalye veya alabalık gibi yağlı balıklardan haftada 2-3 öğün yemesi önerilmektedir. Hepsi de omega-3 kaynağı olan bu balıklar düzenli tüketildiğinde ağrıyı baskılamaktadır. Ancak kan sulandırıcı alınıyorsa, önce uzman hekime danışılmalıdır. Çünkü omega-3’ler bu ilaçların etkisini artırabilmektedir.

Yaban mersini

Yaban mersini, iltihapla savaşabilecek ve ağrıyı azaltabilecek çok sayıda bitkisel öğeler içermektedir. Meyvenin mevsimi değilse, donmuş yaban mersini taze ile benzer şekilde besin içeriğine sahiptir. Çilek ve portakal da dahil olmak üzere antioksidan ve polifenol içeren diğer meyvelerin de yatıştırıcı etkileri vardır.

Kabak çekirdeği

Kabak çekirdeği, migren ataklarını azaltmasıyla bilinen bir mineral olan müthiş bir magnezyum kaynağıdır. Ayrıca osteoporozun önlenmesine ve tedavisine yardımcı olmaktadır. Daha fazla magnezyum için badem ve kaju fıstığı, koyu yeşil yapraklı sebzeler (ıspanak ve lahana gibi), fasulye ve mercimek düzenli olarak tüketilmelidir.

Nane

Nane yağı, irritabl bağırsak sendromunun ayırt edici özellikleri olan ağrılı kramplarını, gazı ve şişkinliği gidermektedir. Aşırıya kaçmamak şartıyla nane çayı tüketenler, mide rahatsızlığına bağlı ağrılarının yatıştığını belirtmektedir.

Ceviz

İçeriğindeki yüksek miktarda omega-3 yağ asitleri ile beyin ve kalp sağlığının yanı sıra ağrılara da iyi gelmektedir. Düzenli olarak ceviz tüketmek, kas ve eklem ağrılarına karşı etkilidir. Özellikle kahvaltılarda ve ara öğünlerde tüketilmesi önerilmektedir.

Sarımsak

Diş ve baş ağrısına iyi gelen sarımsak, doğal antibiyotik olarak bilinmektedir. Özel sağlık durumları haricinde genellikle günde 2-3 diş sarımsak kas ve kemik ağrılarına iyi gelmektedir.

Sızma zeytinyağı

İçeriğinde oleokantal enzimi olan sızma zeytinyağının, doğal bir anti-inflamatuar yani iltihap giderici etkisi vardır. Ayrıca bu enzimin ağrıyı azalttığı belirtilmiştir. Ancak bu enzimin etkili olabilmesi için zeytinyağının natürel olması ve eski usullere göre sıkılarak tüketime hazır hale getirilmesi önemlidir.   Tüm bu besinler kişide kronik hastalıklar ya da beslenme ile farklı sorunlar varsa dikkatli tüketilmeli, gerekli hallerde doktora danışılmalıdır. (BSHA – Bilim ve Sağlık Haber Ajansı)

Güneşin Zararları ve Korunma Yolları

Posted: 14 Jul 2022 04:12 AM PDT

Güneşin Zararları ve Korunma Yolları

Güneşin etkilerinden korunmak için mutlaka güneş gözlüğü ve şapka kullanılmalı.

Güneşin Zararları

Güneşin D vitamini sentezi vücudun biyolojik ritmi ve bağışıklık sistemi üzerinde olumlu bir etkiye sahip iken ultraviyole ışınları ise göz ve göz sağlığını olumsuz etkiliyor. Özellikle yaz döneminde güneş ışınlarının daha etkili olduğunu ve gözde hasara yol açabildiğini belirten Göz Hastalıkları Uzmanı Op. Dr. Burcu Usta Uslu, "Bu zararlı ışınlardan iyi korunmaz ve uzun süre maruz kalırsak gözdeki dokularda bazı hasarlar görülebilir. Güneşin bu zararlı etkilerinden korunmak için önlem alınmalı. Hava kapalı da olsa güneş gözlüğü takılmalı" diye konuştu.

Ultraviyole Işınlarının Zararları

Ultraviyole ışınlarının göz ve göz çevresindeki olumsuz etkileri, en az deri üzerinde etkileri kadar ciddi olabiliyor. Güneşe uzun süre maruz kalmak gözdeki farklı mekanizma ve dokulara zarar verdiğini hatırlatan Anadolu Sağlık Merkezi Göz Hastalıkları Uzmanı Op. Dr. Burcu Usta Uslu, "Güneşe uzun süre maruz kalmak gözün ön yüzeyinde konjonktiva ve kornea tabakasında yanıklara, gözün beyaz kısmında kabarık sarı beyaz görünümlü kabarcıklara, gözde et büyümesine, katarakt oluşumunun hızlanmasına, yaşa bağlı sarı nokta hastalığına, göz kapağı ve çevresinde kanser gibi sağlık sorunlarına yol açabilir" dedi.

Güneş Gözlüğü Seçimi Nasıl Yapılmalı

Op. Dr. Burcu Usta Uslu, güneşin zararlı etkilerinden korunmak ve doğru güneş gözlüğü seçimi için ipuçları verdi.

  • Gözlerimizi güneş ışınlarının zararlı etkilerinden korumada kuşkusuz en etkili iki yöntem şapka takmak ve kaliteli bir güneş gözlüğü kullanmaktır. İyi bir güneş gözlüğü görünen ışığı gözü rahatsız etmeyecek bir seviyeye indirirken zararlı ultraviyole ışınları da süzebilmelidir.
  • Ultraviyole koruyucu özelliği olması için bir gözlüğün mutlaka pahalı olması gerekmediği gibi gözlük camlarının renginin koyuluğu ile ultraviyole ışınları süzme yeteneği arasında da hiçbir ilişki yoktur. Numaralı saydam gözlük camlarının çoğu ultraviyole ışınları süzme özelliğine de sahiptir.
  • Gözlük satın alırken en önemli nokta üretici firmanın ürün için belirttiği ultraviyole ışınlara karşı koruyuculuk değerleridir. İyi kalitede güneş gözlüklerinin çoğu ultraviyole ışınların yüzde 95'inden fazlasını süzerken bu oran yüzde 99 ve daha yüksek de olabilir.
  • Gökyüzünden doğrudan gözümüze ulaşan ultraviyole ışınlar kadar çevremizden de büyük miktarda ışın yansır. Bu nedenle yanları kapalı ve yüzü saran şekilli güneş gözlükleri yandan göze ulaşan ışınları da engellediklerinden daha sağlıklıdır.
  • Polarize camlı güneş gözlükleri ise ultraviyole ışınları süzmenin yanı sıra araba ön kaputu ve yol yüzeyi gibi düz yüzeylerde oluşan ışık parlamalarını süzerek daha kaliteli bir görüş sağlama özelliğine sahiptir. Ancak polarize camlarla LCD ekranlara belli bir açıdan bakıldığında ekran görüntüsünün kaybolabileceği, araçlarında bu tür göstergeleri olan sürücüler tarafından akılda tutulmalıdır.
  • Kontakt lenslerin çoğunluğu da ultraviyoleyi süzme yeteneğine sahiptir ancak lensler sadece kapladıkları kornea tabakası ve gözün iç yapılarını korurken, konjonktiva ve göz kapaklarının ışınlardan etkilenmesine engel olamazlar. Bu nedenle kontakt lens kullanıcılarının ayrıca güneş gözlüğü de takması gereklidir. (BSHA – Bilim ve Sağlık Haber Ajansı)

 

 

Maymun Çiçeği Pandemi Yapacak Mı ?

Posted: 14 Jul 2022 03:55 AM PDT

Maymun Çiçeği Hastalığı PCR Testi İle Tespit Edilebilir Mi ?

Maymun Çiçeği Pandemi Yapacak Mı ? Enfeksiyon Hastalıkları Uzmanı Prof.Dr. Alpay Azap, Maymun Çiçeği virüsünün COVID-19 hastalığında olduğu gibi bir pandemi yapmayacağını açıkladı.

Maymun Çiçeği Virüsü Nedir

Dünyada yayınlaşan Maymun Çiçeği (monkeypox) hastalığının çıkış şekli ve seyri hakkında Türkiye Solunum Araştırmaları Derneği (TÜSAD) Solunum TV yayınına katılarak bilgi veren Prof.Dr. Alpay Azap, “Türkçe tabiri ile maymun çiçeği çiçek virüsüne benzer bir virüs bu virüs ilk defa 1958 yılında Hollanda’da labratuvar çalışmaları içinde tutulan maymunlarda görüldüğü için onlarda hastalık yaptığı için bu isim verilmiş. Ama daha çok kemirgenlerden kaynaklandığı düşünüyoruz. Doğada endemik olarak Afrika kıtasında bulunuyor. Afrika’nın yağmur ormanları kesiminde sahra çölünün Güney’in deki bölgelerde muhtemelen maymunlar ve kemirgenlerde bulunan virüs zaman zaman bunlardan insanla ve insanlar arasında da bulaşarak Afrika da yaklaşık bir kaç bin ile ifade edilen sayıları uğraşan kişiyi enfeksiyon yapıyor. Afrika kıtası dışında çok az sayıda vaka bildiriliyor ve bunların hemen tamamı Afrika ile ilişkili” dedi.

Maymun Çiçeği Virüsü İnsan İnsana Nasıl Bulaşıyor

Virüsün seyri hakkında bilgi veren Azap, “Afrika dışına taşınan kemirgenler hayvanlar dan kaynaklanan küçük çaplı olgu birikimleri olgu bildirimleri yada buraya seyahat eden kişilerde görülen enfeksiyonlardı. Ancak Mayıs ayının 2. Yarısından itibaren bu zamana kadar Afrika dışında görülen bu uzun yıllar içerisindeki toplam vaka sayısından çok daha fazla sayıda Afrika dışında görülmeye başladı.  Afrika ile hiç bağlantısı olmayan kişilerde de ortaya çıkması bunun Afrika dışındaki ülkelerde artık virüsün insandan insana bulaşmaya başladı.  Bu durum insanları endişelendirmeye başladı” diye konuştu.

Çiçek Aşısı Maymun Çiçeğinden Korur Mu ?

Çiçek aşısı olanların Maymun Çiçeği Virüsüne karşı bağışıklığı konusunda bilgi veren Azap, şunları söyledi, !Bu doğru. Maymun çiçeği virüsü çiçek virüsüne çok benzediği için çiçek aşısı olan kişilerin maymun çiçeğine karşı bağışık olduğunu biliyoruz. Buradaki bilgimiz daha çok Afrika’dan kaynaklanıyor. Afrika’da aynı evde maymun çiçeğine yakalanmış kişilerin temasları arasında çiçek aşısı olmuş olanlar hastalıktan %80-85 olasılık ile korumuyor görünüyor. Tabi aradan geçen uzun yıllar içerisinde bu koruyucuğnun azalıp azalmadığı bir araştırma konusudur.  Çünkü biliyorsunuz çiçek aşısı çok uzun yıllardır 1970’lerin sonundan itibaren en azından uygulanmıyor.  Ülkemizde en son 1980 yılında uygulanmıştı ama bir miktar koruyuculuk sağladığı bunun %80’e kadar çıkabileceğini söyleyebiliriz”

Maymun Çiçeği Türkiye’de Kaç Kişide Var ?

Maymun çiçeği virüsü her yaş grubuna görülebileceğinin altını çizen Azap, “Tabi 1 Haziran 2022 itibariyle dünya genelinde Afrika dışında görülen 550 den fazla maymun çiçeği vakası daha çok genç erişkin yaşta ortaya çıkıyor. Bu biraz hastalığın bulaşma yolu ile ilişkili aslında. Çünkü bu hastalık yakın temas ile bulaşıyor. Hasta kisideki virüs taşıyan salgıların sağlıklı kişinin cildindeki mikroskobik çatlaklardan göz ile görülemeyecek küçük çatlaklardan vücuda girmesi ile ya da mukozalardan ağız göz burun mukozasından vücuda girmesi ile bulaşıyor. Bu yüzden de daha çok hastaların yakın temasları aynı evde birlikte yaşadığı kişiler risk altındalar. Onlara bulaşabiliyor” diye konuştu.

Maymun Çiçeği Cinsel İlişki İle Bulaşır Mı ?

Maymun Çiçeği hastalığının cinsel ilişki ile bulaşması konusuna açıklık getiren Azap, “Hastalığın cinsel ilişki ile bulaşması çok bilmiyor olmak ile beraber sonuçta cinsel ilişki de de bir yakın temas söz konusu olduğu için cinsel ilişki sırasında da bulaşabiliyor. Bu güne kadarki vakaların önemli bir kısmı aslında erkekler ile seks yapan erkeklerde tespit edildi. O yüzden hani genç erişkinlerde çoğu erkek olmak üzere görülen bir enfeksiyon şu an. Avrupa’da ve Avrupa dışında, Afrika dışında ülkelerde görülen vakaların gene özellikleri bu yönde” dedi.

Maymun Çiçeği Virüsü Öldürür Mü ?

Virüsün her yaşı etkileyecebileceğine dikkat çeken Azap, “Maymun Çiçeği virüsü her yaşı etkileyebilir, her yaştaki insanı hasta edebilir. Özellikle de küçük çocuklar gebeler ve bağışıklığı baskılanmış kişiler de ağır ve ölümcül  seyredebiliyor. Yeri gelmişken hemen onu söyleyeyim. Bu virüsün ölüm oranı yine Afrika’dan edindiğimiz veriler ışığında yüzde 1-3 arasında değişiyor. Şu an Afrika dışındaki ülkelerde görülen virüs batı Afrika alt genetik tipi ile hastalık yapan virüs birde bunun Orta Afrika tipi var orta Afrika alt tipinde ölüm oranı yüzde 13 ‘e kadar çıkabiliyor. Bu tabi bir şans. Batı Afrika tipinin şu an dolaşıyor olması Avrupa kıtasında ve diğer ülkelerde bu bir şans aslında ölüm oranı düşük. Ama yine şunu eklemek lazım bu söylediğimiz ölüm oranları Afrika kıtası için geçerli yani ordaki kişilerin insanların yaşam koşulları ve beslenme durumları sağlık durumları doğrudan etkili olabiliyor ölüm oranında.  Dolayısı ile şu ana kadar da zaten Afrika dışında kıtalar arasında ölüm bildirilmedi ve yüzde 1-6 arasında olduğunu söyleyebiliriz” şeklinde konuştu.

Maymun Çiçeği (Monkeybox) Hastalığı Aşısı Var Mı ?

Maymun Çiçeği aşısı konusunda bilgi veren Azap, şunları söyledi, “Maymun çiçeği hastalığı için kullanılmak üzere 2019 yılında FDA tarafından onaylanmış aşılar  hem çiçek hemde maymun çiçeğine karşı etkili içerisinde.  Refik Saydam Aşı Laboratuvarında at çiçeği seri pasajları ile çiçek aşısı olarak önce geliştiriyor. Vaskiniye Ankara suşu ismi veriliyor. Daha sonra bunu Alman araştırmacılar Münih Üniversitesi’ne götürüyorlar. Orada daha güvenilir bir aşı sağlamak amacıyla tavuk firabulast kültürlerinde seri pasajlar yapıyorlar ve yaklaşık 10-15 yıllık bir emeğin sonunda adı modifiye vaksini Ankara suşu olan ve çiçek aşılamasında kullanılan suşu elde ediyorlar.  Bu aşı var dünyada çok yaygın bir şekilde elbette üretilmiyor. Çicek hastalığı dünya üzerinde tamamen yok edildi. Ama bazı ülkeler biyoterör saldırısına karşı stoklarında aşı tutuyor. Bu aşı daha çok temas sonrası ilk 4 günde verilerek temas eden kişiden diğerlerine bulaşmasını engellemek amacı güdüilerek uygulanacak bir aşı.  Birde çok riskli gruplar örneğin sağlık çalışanları, laboratuvar çalışanları gibi kişilere yapıla bilir.  Bu yüzden de çok yoğun bir miktarda üretilmesine gerek yok”

Maymun Çiçeği (Monkeybox) Hastalığı Tedavisi Var Mı ?

Azap, hastalığın tedavisi konusunda şunları söyledi, “Tedavi kısmına gelirsek burada da daha şanslıyız. Sidofobir gibi ilaçların yanı sıra hem Eva Avrupa ilaç ajansı hem de Amerika İlaç Ajansı  tarafından onaylanmış tekavirumad ismi ile bir ilaç var. oradan bu virüse karşı etkili henüz aslında bu vakalarda kullanılmadı şuan Avrupa’da ki vaklar için ağır seyirli vakalar çok görülmediği için henüz kullanılmadığı bu ilaçlar ama kullanabilecek ilaçlar elimizde var. Herkesin cevabını endişe ile beklediği soru bu aslında ; ‘maymun çiçeği pandemi yapacak mı’ Teknik açıdan bakacak olursak daha önceden görülmemiş olduğu farklı kıtalar da daha çok sayıdaki ülkede yine çok sayıdaki insanı etkileyen bir enfeksiyon olacağı için buna pandemi demek gerekebilir. Ama bu asla Covid 19’un sebep olduğu gibi hatta enfluencer virüslerinin zaman zaman her 15-30 yılda bir yaptıkları gibi bir pandemi olmayacaktır. Az sayıda kişi etkilenecektir. Çünkü bu virüs solunum yolu virüsleri kolay bulaşabilen bir virüs değil. Bu virüs yakın temas ile bulaşabiliyor o yüzden genellikle aynı evde yaşayan uzun süre o kişi ile aynı ortamda bulunan kişilere bulaşabiliyor çoğunlukla temas ile bulaşıyor. Solunum yolu ile bulaşabilse de bu çok yakın uzun süreli ve maskesiz temas gerektiriyor.  O yüzden de bu virüs ün covid 19 a benzer bir pandemi yapmasını kesinlikle beklemiyoruz” (BSHA – Bilim ve Sağlık Haber Ajansı) – Özel Haber

Yaşlılarda Yalnızlık ve Sosyal İzolasyon Sorunları Derinleşti !

Posted: 14 Jul 2022 01:35 AM PDT

yaşlanmayı durdurmak

Yaşlılarda Yalnızlık ve Sosyal İzolasyon Sorunları Derinleşti ! Aile fertleri yaşlı bireyleri programlarına dahil etmeli

 

Gelişmiş ülkelerde nüfusun çoğunluğunu yaşlılar oluştururken nüfus tahminlerine göre ülkemizde yaşlı nüfus oranının da 2025 yılında %11,0 ve 2030 yılında %12,9 olması bekleniyor. Asıl odak noktasının yaşlının memnuniyetini ve yaşam kalitesini artırmak olması gerektiğini belirten Uzman Klinik Psikolog Merve Umay Candaş Demir, gerekli koşullar sağlanmadığında depresyon, uyku bozuklukları, majör depresyon gibi psikiyatrik hastalıkların ortaya çıkabildiğini ifade ediyor. Psikolog Demir, günümüz modern toplumunda yaşlıların yalnızlık ve sosyal izolasyon sorunlarının derinleştiğine dikkat çekerek aile fertlerine yaşlı bireyleri sık sık programlarına dahil etmelerini ve onlarla sohbet etmelerini tavsiye ediyor.

Uzman Klinik Psikolog Merve Umay Candaş Demir, yaşlıların psikolojik sağlığı ile ilgili değerlendirmelerde bulundu ve tavsiyelerini paylaştı.

Gelişmiş ülkelerde yaşlı nüfusu ağırlıkta

Genel anlamda kavramsal olarak bakıldığında yaşlılığın yaşam sürecinin son evresi olarak görüldüğünü belirten Demir, "Yaşlanma ise doğumdan ölüme kadar devam eden bir süreçtir. Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ) tarafından yaşlılık 'kişinin çevreye uyum sağlama yeteneğinin yavaş yavaş azalması' olarak tanımlarken 80 ve üstü yaş aralığını ise yaşlı olarak belirlendi. Günümüzde yaşlı nüfusun gittikçe arttığını görüyoruz. Özellikle gelişmiş ülkelere baktığımızda nüfusun çoğunluğunu yaşlılar oluşturuyor. Bu durum ülkenin yaşlılar için ayrıca sosyal, psikolojik, ekonomik anlamda stratejiler geliştirmesini gerektiriyor. Ülkemizde toplam nüfus içinde 60 yaş ve üstü nüfus 1950 yılında %5.9 iken, 2016'da yaklaşık 6,5 milyon ile nüfusun %8,3'ünü oluşturuyor. Bu oran 2021 yılında %9,7’ye yükseldi. Nüfus tahminlerine göre yaşlı nüfus oranının 2025 yılında %11,0, 2030 yılında %12,9 olması bekleniyor." dedi

Yaşlılarda en sık majör depresyon görülüyor

Demir, yaşlılık döneminin önemine vurgu yaptı sözlerini şöyle sürdürdü:

"Asıl odak noktası, yaşlının yaşam memnuniyetini ve yaşam kalitesini arttırmak olmalı. Yaşlının yaşam kalitesini ve memnuniyetini yüksek tutmadığımızda karşımıza pek çok problem çıkabiliyor. Yaşlılarda görülen psikiyatrik hastalıklara baktığımızda; depresyon, çeşitli demans tipleri, uyku bozuklukları, anksiyete bozukluklarının görüldüğünü söyleyebiliriz. Yaşlılık döneminde herhangi bir organik hastalığa bağlı ya da tamamen tek başına en sık rastladığımız psikiyatrik hastalık majör depresyondur. Halk arasında sıklıkla depresyon olarak tariflenen bu tabloda yaşlı yaşam enerjisi kaybeder, yaşamak artık onun için anlamsız hale gelir, alınganlıklar artabilir, yakınlarının kendisiyle yeterince ilgilenmediğini düşünebilir, ilgi ihtiyacı artabilir, uyku ve iştah problemleri görülebilir, hatta daha da ileri gittiğimizde intihar isteği ile karşılaşabiliriz. Bu intihar etme isteğini genelde pasif bir şekilde 'artık yaşamın anlamı kalmadı, ölsem de kurtulsam' ya da "artık Allah'ın canımı almasını bekliyorum' ifadeleriyle duyabiliriz."

Sosyal ve psikolojik sorunlarla karşılaşıyorlar

Yaşlıların, yaşlılık döneminde karşılaşmış oldukları önemli sorunlar arasında ekonomik sorunların da olduğunu belirten Demir, "Yaşlılar, yaşlılık döneminde kötü ekonomik koşullardan dolayı sosyal ve psikolojik sorunla karşılaşıyorlar. Yaşanılan ülkenin ekonomik düzenine bağlı olarak hayatın giderek pahalılaştığı, emeklilik ya da ailede para sağlayan kişinin ölümü gibi durumlarda gelirin azalması nedeniyle yaşlıların kendi geçimlerini sağlamaları zorlaşıyor." ifadelerini kullandı.

Emeklilikte kuruntu ve sıkıntı içine girebiliyorlar

Uzman Klinik Psikolog Merve Umay Candaş Demir, emeklilik sonrası ekonomik hayata katılımı azalan yaşlıların ekonomik güçlükler yaşamanın yanında kendilerini gittikçe işlevsiz ve yetersiz hissedebildiklerini söyledi ve sözlerine şöyle devam etti:

"Bununla beraber yaşlıların yalnızlık ve sosyal izolasyon sorunu günümüzün modern toplumunda derinleşiyor. Ekonomik olarak güçlük yaşayan yaşlı birey aynı zamanda yaşıtlarından da uzaklaşıyor ve çoğu zaman yaşıtlarının vefat etmesi ile beraber zorunlu bir yalnızlaşma sürecine giriyor. Emeklilik dönemi ile çalışmanın sona ermesi ve boş zaman döneminin başlaması, boş zamanın değerlendirilememesi sorununu ortaya çıkarıyor. Bu dönemin başarı ile geçirilmemesi, yaşlı birey üzerinde olumsuz birtakım davranışlara kaynaklık edebiliyor. Örneğin, kendi kendilerini düşünerek kuruntu ve sıkıntı içine girebiliyorlar. Bu durum da klinikte depresyon dediğimiz tablonun oluşumuna zemin hazırlıyor. Boş kalan yaşlı, geçmiş muhasebesine başlıyor ve işlevsel olan ya da olmayan pek çok düşünce ile baş başa kalıyor."

İlk yaşlı istismar vakası 1975'te görüldü

Yaşlının aile üyelerine görevler düştüğünü ifade eden Uzman Klinik Psikolog Merve Umay Candaş Demir, "Literatüre baktığımızda 'yaşlı istismarı' olarak bilinen kavram, ilk olarak 1975'te İngiltere'de bilimsel alanda bakıma muhtaç bir yaşlının kendisine bakan bir aile üyesi tarafından fiziksel istismara uğramasını tanımlayan bir vakayla ortaya çıkmış. İzleyen yıllarda ise bu tanım, yaşlıyla güvenilir bir ilişki içinde olan bir akrabanın ya da kişinin, yaşlı üzerinde zararla sonuçlanan fiziksel, psikolojik ve ekonomik istismarından/ihmalinden kaynaklanan konuları da içerecek şekilde genişletilmiştir." dedi.

Yaşlılar kendilerini yeterince ifade edemiyor

Demir, yaşlı ihmalinin pasif ve aktif ihmal olarak ikiye ayrıldığını belirtti ve sözlerini şöyle sürdürdü: "Aktif ihmal; yiyecek, su barınma, giyinme tıbbi ve duygusal destek gibi temel yaşama ihtiyaçlarının karşılanmasındaki eksiklik ve yetersizliktir. Yaşlıya bilinçli olarak, bilerek ve isteyerek fiziksel ve duygusal acı vermeyi de içerdiğini söyleyebiliriz. Bu davranışlar bilinçli ihmal olarak tanımlanıyor. Pasif ihmal ise zarar verme niyeti olmadan bakıcı kişinin, yaşlı bireyin temel ihtiyaçlarını karşılamada yanlış davranışıdır. Yaşlının ihmal edilmesi; aile fertleri arasında çatışma olması ya da aile fertlerinin yanlış davranışlarını yaşlıya yansıtmaları, ihtiyaçlarına karşı umursamaz davranmaları şeklinde görüldüğü gibi, aile üyelerinin yaşlıyı kendilerine bir engellemiş gibi görmeleri, kızgınlık belirtmeleri de kasıt olmayan ihmal olarak biliniyor. Yaşlılıkta aile bireylerinin yaşlıya tutumları önemlidir ve konuşulmalıdır. Ülkemizde yaşlılar kendilerini yeterince ifade etme yeteneğini bulamıyorlar. Yapılan çoğu reklam, plan ve programlar daha ziyade gençlere hitap ediyor. Bu da yaşlıların kendilerini izole hissetmelerine neden oluyor."

Sosyal yaşam içinde olmaları teşvik edilmeli

Yaşlıların psikolojik sağlamlığını arttırmak için mümkün olduğunca sosyal yaşamın içinde olmalarını teşvik etmenin, özel becerileri ile hobilerini ortaya çıkarmanın ve bu çerçevede çeşitli kurslara katılımlarını desteklemenin önemli olduğunu vurgulayan Uzman Klinik Psikolog Merve Umay Candaş Demir, "Sabah uyandığında günü planlamak, düzenli olarak hareket etmek, yaşlılık dönemine özel hedefler belirlemek de yaşam anlamını sürdürmek açısından işlevseldir. Çünkü belirli becerilerimiz yaşlılık süreci ile beraber azalır. Bu becerilerimizi kısmen korumak için "kullan ya da kaybet" teorisini hatırlamak önemli olabilir. Bu teoriye göre beyin hücrelerimiz kullanılmadığında kaybedilir. Düzenli bilişsel aktivitede bulunmak; ilerleyen yaşlarda dikkat, algı, bellek ve yönetsel işlevler gibi temel bilişsel işlevler üzerine olumlu etki gösteriyor." diye konuştu.

Aile fertleri yaşlı bireyi programlarına dahil etmeli

Beyin, son dönem araştırma sonuçlarına göre, yaşlı olsa bile kendini yenileme becerisine sahiptir ve yeni nöronların üretimi söz konusudur. Yaşlanma ile doğal olarak yıpranan ve özellikle prefrontal korteksteki işlev bozukluğuna giden bir süreç varsa da kişi daha sık sosyal aktivite ve günü planlama, organize etme, gündemi takip etme, okuma yapma davranışları ile bu süreci yavaşlatabilir. 85 yaşında olan bir kişi 65 yaşında olan kişiden daha işlevseli, aktif olabilir. Yaşlı bu çerçevede kendini yenilerken aile bireyleri de sıklıkla yaşlıyı programlarına dahil etmeli, onlarla sohbet etmeli, bazı unutkanlıklarını, inatçılıklarını, katı düşünce sistemlerini anlayışla karşılamalıdır" dedi. (BSHA9 

Post a Comment

Previous Post Next Post