Bilim ve Sağlık Haber Ajansı

Bilim ve Sağlık Haber Ajansı


Bacaklardaki Periyodik Titreşimlere Dikkat!

Posted: 01 Jul 2022 02:29 AM PDT

Bacaklardaki İstem Dışı Hareketler Ve Periyodik Titreşimlere Dikkat!

Huzursuz bacak sendromu, toplumda oldukça sık görülen başlangıçta özellikle akşam saatlerinde iken hastalığın ilerleyen dönemlerinde gündüz de yaşanabilen, istirahate geçme ile ortaya çıkan bacaklarda ağrı çekilme karıncalanma gibi şikayetler oluşturan bir rahatsızlıktır.

 

Kişi tipik olarak bu rahatsızlığı ortadan kaldırmak için bacaklarını oynatma, sallama bazen de kalkıp yürüme isteği duyar. Bu şekilde yakınmaları kaybolan hasta tekrar istirahate geçtiğinde veya yatağına yattığı zaman şikayetleri yeniden ortaya çıkar. Doç Dr Ülkü Figen Demir 'Huzursuz bacak sendromu' ile ilgili bilgiler verirken, bu hastalık demir eksikliğinin de habercisi olabilir dedi. Hastalığa sahip kişilerin %50 sinde aile öyküsü bulunduğu ifade ederken; özellikle böbrek yetmezliği, diyabet, anemi, demir eksikliği, Multıpl Sclerozis, Parkinson hastalığı, omurilik hasarlanması, nöropati gibi patolojilerin mevcut olduğuna da dikkatleri çekti. Toplumda görülme sıklığı yaklaşık %10 civarındadır. Kadınlarda erkeklere oranla biraz daha fazla görülür. Her ne kadar erken yaşlarda belirtiler deneyimlenebiliyor olsa da özellikle 40-50 li yaşlarda semptomlar belirgin hale gelir. Bugün için sebebi tam olarak belli değildir. Ancak vücutta dopamin denilen bir maddenin işlev bozukluğu teorisi en yaygın kabul gören teorilerden biridir. Sorgulandığı zaman hastaların önemli bir bölümü kendi şikayetlerine benzer yakınması olan akrabalarının varlığını belirtir. Yapılan çalışmalardan çıkan sonuçlara göre yaklaşık hastaların %50 kadarında aile öyküsü bulunmaktadır. Huzursuz bacaklar sendromu bazen, altta saptanabilir bir nedene bağımlı olmadan ortaya çıkar. Bir grup hasatada da özellikle böbrek yetmezliği, diyabet, anemi, demir eksikliği, Multıpl Sclerozis, Parkinson hastalığı, omurilik hasarlanması, nöropati gibi patolojıler mevcuttur. Sayılan hastalıklar dışında gebelik te hastalığın şiddetini arttıran faktörlerden sayılabilir.

Bacaklardaki İstem Dışı Hareketler Ve Periyodik Titreşimlere Dikkat!

Ağrı uyuşma karıncalanma gibi hoş olmayan duyumlar çoğunlukla diz ve ayaklar arasında görülmekle birlikte nadiren de kolda hissedilir. Başlangıçta bir süre tek taraflı hissedilebilse de zamanla ıkı yanlı hale gelir. Semptomların özellikle akşam saatlerinde artıyor olması ve hareket ettirmek, yürümekle azalması tipik özellikleri oluşturur. Bu durumdan kaynaklı sabit oturmak gereken sinema tiyatro gibi aktiviteler zorlayıcı hale gelebilmektedir.  Tüm bunların hem fiziksel, hem de psikolojik yansımaları olur ve kişinin uyku bozukluğu yaşaması ile sonuçlanır. Öyle ki bazen hastaların temel şikayeti, uykuya dalamamaktır ve doğrultuda sorgulandığı zaman asıl tanının Huzursuz Bacaklar Sendromu olduğu anlaşılır. Tedavide öncelikle altta belirlenebilir bir sebep saptanabilmiş ise hastalığın tedavisi temel oluşturur. Özellikle demir eksikliğinin tedavisi üretkenlik çağındaki kadın hastalarda önemlidir. Diyabet böbrek yetmezliği gibi kronik hastalığı olanların ise hastalığını ortadan kaldırma şansı olmasa da metabolik problemleri en az seviyeye çekmek semptomları kontrol altına alabilmek için önemlidir. Bu temel yaklaşımlar yetersiz kaldığı durumlarda ilaç tedavileri gündeme gelmektedir. En çok kullanılan ve etkınliği en yüksek ilaçlar Parkinson hastalığı veya sara hastalığı tedavisinde kullanılan bazı ajanlardır. Hastalık genel olarak ilerleme eğilimindedir kullanılan ilaçlar ise bir süre sonra etkisisz hale gelebilmektedir. Bu nedenle en etkili alternatiflerin mümkün olduğunca hastalığın ilerleyen dönemlerine saklanması, ilaç etkisiz hale geldiyse diğer ajana geçilerek o tedaviye bir süre ara verilmesi gerekebilmektedir.

İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği Nasıl Sağlanır ?

Posted: 01 Jul 2022 01:21 AM PDT

6331 Sayılı Yasa İle İlgili TTB'de Basın Toplantısı Düzenlendi!

İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği Nasıl Sağlanır ? 6331 sayılı İş Sağlığı Güvenliği Yasası'nın kamusal bir anlayışla yeniden ele alınması talebiyle TTB'de bir basın toplantısı düzenledi.

İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği Nasıl Sağlanır ?

İllerde de tabip odalarının ve emek-meslek örgütlerinin katılımıyla basın açıklamaları yapıldı. Basın toplantısında konuşan TTB Merkez Konseyi üyesi Dr. Kazım Doğan Eroğulları, işçi sağlığı ve güvenliğinin TTB'nin başlıca mücadele alanlarından olduğunu söyledi. 6331 sayılı yasanın sömürüyü artıran, işçi sağlığını hiçe sayan bir anlayışla yapıldığını ve emek-meslek örgütlerinin sürecin dışında tutulduğunu anımsatan Eroğulları, "İş cinayetleri önlenebilir ölümlerdir. 'Fıtratında var' denilerek geçiştirilemez. TTB'nin bu anlayışla da mücadelesi sürecektir" diye konuştu.

İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği – Türkiye Ölümlü İş Kazalarında Dünya Üçüncüsü !

TMMOB Genel Sekreteri Dersim Gül, 6331 sayılı yasanın işçi odağının dışında ve açıkça sermaye sınıfından taraf bir düzenleme olduğunu belirtti. Gül, "Türkiye'nin daha fazla kaybedecek canı, işçisi, emekçisi ve on yılı yok. Bu gidişe bir dur denmeli. Çalışma hayatını düzenleyen yasalar kamusal bir anlayışla değiştirilmeli" diye ifade etti. KESK Genel Sekreteri Şenol Köksal, iş cinayetlerinde mağduriyet yaşayanın suçlulaştırıldığını, 6331 sayılı yasanın bu hukuksuzluğa yol açtığını kaydetti. Pandemi döneminde artan eşitsizliklere dikkat çeken Köksal, yasanın insan ve işçi sağlığına ilişkin hiçbir içerik taşımadığını ifade etti. DİSK İç Anadolu Bölge Temsilcisi Tayfun Görgün, Türkiye'de her yıl en az 2 bin işçinin iş cinayetlerinde öldüğünü, Türkiye'nin ölümlü iş kazalarında dünya üçüncüsü ve Avrupa birinci olduğunu vurgulayarak söze başladı. Görgün, Türkiye'de çalışma rejimini düzenleyen yasaların kamu yararı gözetilerek ve emek örgütleri ile görüşülerek yapılması gerektiğini dile getirdi.

6331 Sayılı Yasa İle İlgili TTB'de Basın Toplantısı Düzenlendi!

İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği Düzenlemesinde İş Güvenliği ve İşyeri Hekimleri Görüşleri Alınmalı

Ankara Tabip Odası İSİH Komisyonu Başkanı Dr. Buket Gülhan ise 6331 sayılı yasanın işyeri hekimlerinin bağımsızlığını yok ettiğinin altını çizdi. Yasa çıktığından bu yana geçen on yılda işyeri hekimlerinin haklarını alamaz hale geldiğini de belirten Uğurlu, yasanın işyeri hekimleri ve iş güvenliği uzmanlarını da görecek bir biçimde düzenlenmesi gerektiğini sözlerine ekledi.

TTB İşçi Sağlığı ve İşyeri Hekimliği Kolu Başkanı Dr. Metehan Akbulut tarafından okunan ortak basın açıklaması şöyle: 6331 Sayılı İş Sağlığı Güvenliği Yasası 20 Haziran 2012 tarihinde kabul edildi, 30 Haziran 2012 tarihinde Resmî Gazete'de yayımlandı ve 01 Ocak 2013 tarihinde yürürlüğe girdi. AKP iktidarı yasanın hazırlanış sürecinde işçi sağlığı ile ilgili bütünlüklü-temel bir yasa hazırladıklarını yasanın ayrımsız tüm çalışanları kapsayacağını, bu yasa ile iş kazalarının en aza indirileceğini ve meslek hastalıklarının görünür kılınacağını iddia ediyordu. Hazırlanacak yasayla ilgili TTB, TMMOB, TDB, DİSK, KESK başta olmak üzere emek ve meslek örgütlerinin, alandan birçok bilim insanının uyarı ve önerilerini dikkate almadan, tartışmalar sürerken, AKP iktidarı AB çerçeve direktifini esas alarak 6331 sayılı yasayı çıkarttı. Yasanın kabulünün üzerinden tam on yıl geçti. Bu sürede iş kazaları da, iş kazaları sonucu ölümler de azalmadı, meslek hastalıkları şimdi de tespit edilemiyor, kamu işyerlerinde yasanın birçok hükmü uygulanmıyor. Geçen bu süre içinde yasanın iktidarın iddialarını yerine getirmediği tüm toplum kesimleri tarafından görülmektedir. 30 Haziran 2012 tarihinde yayımlanan 6331 sayılı yasanın hükümlerinin yayım tarihini izleyen altı ay ila iki yıl içinde yürürlüğe girmesi öngörülmüştü. Aradan geçen on yıla rağmen, 6331 sayılı yasa ve uygulamaları henüz oturmamıştır. Sürekli değişiklikler ve ertelemeler yapılmaktadır. Kabulü sırasında bile kimi maddelerinde kademeli geçiş öngörülen yasa hükümleri sonrasında birçok kez yine kademeli şekilde ötelendi ve değişikliğe uğradı. AKP iktidarı hazırlamış olduğu yasanın arkasında durmadı ve denetlemedi.

6331 Sayılı Taşeronlaştırma Yasası

Öte yandan 6331 sayılı yasayı iş sağlığı güvenliği yasası diye tanımlamak yerine, "İşçi Sağlığı ve Güvenliğini Taşeronlaştırma Yasası" olarak tanımlamak daha doğru olacaktır. Yasa ile işçi sağlığı ve güvenliği alanı taşeronlaştırılmış, piyasa koşullarına terk edilmiş, işçi cinayetleri artarak devam etmiş, meslek hastalıkları görünmez bir kader olmaya devam etmiştir. 6331 sayılı yasa ile işçi sağlığı ve güvenliği alanı, Ortak Sağlık Güvenlik Birimleri (OSGB) adıyla pıtrak gibi kurulmuş irili ufaklı şirketlere bırakılmıştır. İşçi sağlığı ve güvenliği alanından kamu tamamen çekilmiş, denetleme görevini bile yürütememiş, caydırıcı cezalar uygulanmamıştır. Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı'nın işçi sağlığı ve iş güvenliğine ilgisi alana ilişkin dijital evrak ve sözleşmelerin takibini yapmakla sınırlı kalmıştır.

Emekçiler iş cinayetlerinde hayatını kaybederken ölümlerden sorumlu tutulmayan sermaye kesimi işçi sağlığı ve iş güvenliğini sağlamaktan, korumaktan ve bu alana harcama yapmaktan tamamen vazgeçmiştir. Yasa ve ikincil düzenlemeler, kolluk kuvvetleri, yargı makamları bilirkişiler, nezdinde "taşeronlaştırma yasası" adlandırmasına uygun olarak yorumlanmış, işverenler koruma altına alınmış, iş güvenliği uzmanları hukuk önünde "olağan şüpheli" olarak değerlendirilmiştir. İşyeri hekimleri, iş güvenliği uzmanları iş kazalarının asli sorumluları olarak yargılanmakta ve cezalandırılmaktadı 6331 sayılı yasa, işyeri hekimlerinin, iş güvenliği uzmanlarının meslek örgütleriyle bağlarını keserek sermayenin karşısında yalnız bırakmaya çalışmış, bağımsız mesleki faaliyetlerini yürütecek zemini ortadan kaldırmayı hedeflemiştir. İşyeri hekimleri ve iş güvenliği uzmanları taşeron işçisinden öteye kiralık işçi tanımlamasını yapacağımız bir çalışma ilişkisi içerisinde birkaç patronlu bir çalışma yürütmektedirler. OSGB çalışanlarının bugün gündemleri; çalışma koşulları, özlük hakları, ücretlerinin yetersizliği, iş güvenceleri vb. konulardır. Tüm bunlarla birlikte yasa, sendikaların ve meslek örgütlerinin alandaki gücünü kırmak için araçsallaştırılmıştır.

İşçi Cinayetleri Hız Kesmiyor, Meslek Hastalıkları Yok Sayılıyor

Aradan on yıl geçti, işçi cinayetleri hız kesmeden devam ediyor. Meslek hastalıkları yine görünmezliğini sürdürüyor. 6331 sayılı yasa iş kazası ve meslek hastalıklarını önleyemediği gibi artmasına da engel olamamıştır. 2013 yılında İSİG Meclisi'nin kayıtlarına göre; 1.235 işçimizi işçi cinayetlerinde kaybettik. Yıllar içinde işçi cinayetleri artamaya devam etti ve 2021 yılında 2.170 işçimizi işçi cinayetlerinde kaybettik. 6331 sayılı yasa, Soma, Ermenek, Torunlar AŞ, Kozlu başta olmak üzere, toplu katliamları da önleyemediği gibi, bu katliamların yargılamalarında da, sadece yakınlarını kaybeden işçi ailelerinin değil, kamu vicdanını da rahatlatabilecek bir yargılama zemini oluşturamamıştır. 6331 sayılı yasanın çıktığı 2012 yılından bu yana, mahkemeler yoluyla kayda geçenleri bir yana bırakırsak, SGK kayıtlarına geçen meslek hastalığı tanısı sayılarında değişiklik yoktur. Hatırlanacağı gibi COVID-19 nedeniyle yitirdiğimiz 556 sağlık çalışanın, ölüm nedeninin, meslek hastalığı olarak kayıtlara geçmesinin önündeki engeller, 6331 sayılı yasanın meslek hastalıklarının tanısının konulmasını nasıl engellendiğini göstermesi açısından çok önemlidir.

İşçi Sağlığı Alanının Taşeron Örgütleri OSGB'ler Kapatılmalıdır!

Onuncu yılına gelindiğinde bu yasanın, kamu yararına olmadığı, işçinin sağlığını ve güvenliğini sağlayamadığı artık bütün yönleriyle ortaya çıkmıştır. 6331 sayılı yasadan vazgeçilmeli, işçi sağlığı alanını taşeronlaştırarak piyasaya açan OSGB'ler kapatılmalıdır! İşyeri hekimleri, iş güvenliği uzmanları ve diğer sağlık çalışanlarının özlük hakları, ücretleri, iş güvenceleri kamu tarafından güvence ve koruma altına alınmalıdır. Sendikalaşmanın ve sendikal hakların kullanımının önündeki tüm engeller kaldırılmalıdır. Sendikaların örgütlü olduğu alanların dışında da işçi sağlığı ve güvenliği alanında çalışmaları takip edebilecek, inceleme yapabilmesinin yasal düzenlemesi yapılmalıdır. İşçilerin sağlığı ve güvenliği kamusal bir sorumluktur. Emek ve meslek örgütleri, üniversitelerin katılımı ile idari ve mali yönden bağımsız, ulusal bir işçi sağlığı güvenliği enstitüsü oluşturulmalıdır. Enstitü; politikaların oluşturulması, kararların alınması ve işyerlerinde denetim görevlerini yerine getirmelidir. Esnek ve kuralsız çalışmayı, geçici iş ilişkisini, taşeronlaştırmayı yasal hale getiren, kıdem tazminatlarını, sendikal hak ve yetkileri budayan işçi sağlığı ve iş güvenliğini işveren yükümlülüğü olarak görmeyen, örgütlülük önüne engeller koyan yasa ve diğer düzenlemeler iptal edilmelidir. İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği Enstitüsü'nün oluşumundan sonra, konunun taraflarının katılımı ile İş Yasası ile İş Sağlığı ve Güvenliği Yasası başta olmak üzere, tüm mevzuat ve denetim mekanizması insanı eksen alan anlayışla yeniden düzenlenmelidir. (BSHA – Bilim ve Sağlık Haber Ajansı) Kaynak : TTB

“2022 Engelsiz Üniversiteler Ödülleri” Sahiplerini Buldu!

Posted: 01 Jul 2022 01:08 AM PDT

YÖK tarafından düzenlenen "2022 Engelsiz Üniversiteler Ödülleri" sahiplerini buldu. Üniversitelerde engelsiz bir ekosistemin oluşturulmasını teşvik etmek amacıyla gerçekleştirilen 2022 Yılı Engelsiz Üniversiteler Ödüllerini kazananlar YÖK'te düzenlenen törenle YÖK Başkanı Erol Özvar tarafından açıklandı.

 

"2022 Engelsiz Üniversiteler Ödülleri" sahiplerini buldu. Özvar, Engelsiz Üniversite Bayrakları kategorisinde Aksaray Üniversitesinin 29 bayrak ile birinci, Sakarya Üniversitesi 27 bayrak ile ikinci, Mersin Üniversitesinin 21 bayrak ile üçüncü olduğunu, Engelsiz Program Nişanı kategorisinde ise Ege Üniversitesinin 8 nişan ile birinci, Dokuz Eylül Üniversitesinin 7 nişan ile ikinci olduğunu, üçüncülüğü ise 5'er nişan kazanan Başkent ve Sakarya Üniversitelerinin paylaştığını duyurdu.

YÖK Başkanı Erol Özvar ödül töreninde yaptığı konuşmada, "Herkesin, istediği her yere ve her hizmete, bağımsız ve güvenli olarak ulaşabilmesi ve bunları kullanabilmesi" olarak tanımlandığını belirterek, "Yükseköğretim Kurulu olarak önem verdiğimiz konuların başında yükseköğretime girişte ve eğitim sürecinde yaşanan engelleri ortadan kaldırmak için 'engelsiz erişim' ve 'engelsiz eğitim' başlığı adı altında yürüttüğümüz çalışmalar gelmektedir. Bu sayı yükseköğretim sistemimizdeki öğrencilerin yaklaşık binde 6'sını teşkil etmektedir. Yükseköğretimin her kademesinde farklı engel gruplarına dahil toplam 50 bin öğrencimizin bulunduğu göz önüne alındığında YÖK olarak bu alanda yürüttüğümüz çalışmaların ne kadar önemli olduğu daha iyi anlaşılacaktır. Üniversitelerimizdeki engelleri kaldırabilmek için yükseköğretim sistemimizdeki engelli öğrenci sayısını ve engel durumlarını bilmek, buna göre önlemler almak, bu öğrencilerimize ulaşmak üniversitelerimizin önemli görevlerindendir. YÖK olarak tüm öğrencilerimizin yükseköğretime erişimini önemsiyor, engelli öğrencilere engelsiz bir eğitim ve öğretim ortamı sunmak, sosyal ve kültürel faaliyetlere daha fazla katılımlarını sağlamak için teşvik edici çalışmalar ve projeler geliştirmeye çalışıyoruz. Üniversitelerimiz bünyelerinde koordinatörlükler kurarak yıl içerisinde erişilebilirliğe önem veren çalışmalar yürütüyorlar. Geldiğimiz noktada mekan erişilebilirliği konusunda pek çok üniversitede önemli gelişmeler kaydedilmiş olmakla birlikte eğitimin ve program içeriklerinin farklı engel grubundaki öğrenciler için erişilebilir olması için daha fazla gayret göstermemiz gerekiyor." diye konuştu.

Amacımız Engelli Bireylerin Yükseköğretime Tam, Etkin Ve Eşit Katılımını Sağlamak

Erol Özvar, engelli öğrencilerin eğitim ve öğretimin yanında ayrıca sosyal ve kültürel faaliyetlere de katılımına destek olmak, gerekli uyarlamaların, alt yapının ve donanımların sağlanması ve üniversitelerde engelsiz bir ekosistemin oluşturulmasını teşvik etmek üzere 2018 yılından bu yana Engelsiz Üniversite Ödülleri verdiklerini hatırlatarak, "Bu ödüller vesilesi ile engelli bireylerin yükseköğretime tam, etkin ve eşit katılımını sağlamak amacıyla yükseköğretim kurumlarımız tarafından gerçekleştirilen çalışmalar da ayrıca bizleri mutlu ediyor. ” dedi.

Ödül Kategorileri

Özvar, Engelsiz Üniversite Ödüllerinin, Engelsiz Üniversite Bayrakları ve Engelsiz Program Nişanları olmak üzere iki alanda verildiğini, Engelsiz Üniversite Bayraklarının "mekanda erişilebilirlik (turuncu bayrak)", "eğitimde erişilebilirlik (yeşil bayrak)" ve "sosyo-kültürel faaliyetlerde erişilebilirlik (mavi bayrak)" olmak üzere üç kategoride değerlendirildiğini, programlarını farklı engelli gruplarına erişilebilir kılan üniversitelerin ilgili programlarına ise "Engelsiz Program Nişanı" verildiğini anlattı. Engelsiz Üniversite Ödülleri için başvuru yapan tüm üniversiteleri duyarlılıkları ve gayretlerinden dolayı tebrik eden Özvar, "Engelsiz üniversite bayraklarının ve nişanlarının alınmasına katkı sağlayan üniversitelerimizdeki görevli tüm akademik ve idari personele teşekkür ediyorum. Verilecek tüm ödüllerin nice güzel diğer çalışmaları, iş birliklerini teşvik etmesini canı gönülden diliyorum. Ayrıca engelsiz eğitim ortamının oluşturulmasında tüm süreçlere sağladıkları katkılar için YÖK Engelli Öğrenci Çalışma Grubumuzun değerli üyelerine, panellerimizdeki değerlendirmelere destek veren değerli panelistlerimize de Yükseköğretim Kurulumuz adına teşekkür ediyorum." diye konuştu.

“Toplam 114 Üniversiteden 1074 Başvuru Yapıldı"

Özvar, ödül başvurularına ve değerlendirme sonuçlarına ilişkin şöyle konuştu: "Bu yıl Engelsiz üniversite ödülleri için 114 Üniversitemizden toplam 1074 başvuru yapılmıştır. 34 panelist tarafından yapılan değerlendirme sonuçlarına göre; 84 üniversite toplam 384 bayrak almaya hak kazanmıştır. Bu bayraklardan 226'sı 'mekanda erişilebirliğe' verilen 'turuncu bayrak', 105'i 'eğitimde erişilebilirliğe' verilen 'yeşil bayrak' ve 53'ü de 'sosyo-kültürel faaliyetlerde erişilebilirliğe' verilen 'mavi bayrak' olmuştur. 12 üniversiteye toplam 43 program nişanı verilmiştir.'

Ödülleri YÖK Başkan Özvar Takdim Etti

Dereceye giren üniversitelere ödülleri YÖK Başkanı Erol Özvar tarafından takdim edildi. Törende ödül alan Aksaray Üniversitesi Rektörü Yusuf Şahin, Sakarya Üniversitesi Rektörü Fatih Savaşan, Mersin Üniversitesi Rektörü Ahmet Çamsarı, Ege Üniversitesi Rektörü Necdet Budak, Dokuz Eylül Üniversitesi Rektörü Fatma Seniha Nükhet Hotar ve Başkent Üniversitesi Rektör Yardımcısı Abdulkadir Varoğlu’na da teşekkür etti.

Çocuklarda Yaz Hastalıklarına Karşı 10 Etkili Önlem!

Posted: 01 Jul 2022 12:45 AM PDT

Çocuklarda Yaz Hastalıklarına Karşı 10 Etkili Önlem!

Yaz aylarıyla birlikte çocukların açık havada daha fazla zaman geçirmesi, özellikle aşırı sıcak havalarda bazı hastalıklarla daha fazla karşılaşmalarına neden olabiliyor.

 

Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Aziz Polat yaz sıcaklarında yolculuk, güneşin altında uzun süre kalma, mekan ve iklim değişikliği, beslenme değişikliği gibi etkenlerin çocukların sağlığını olumsuz etkilediğini belirterek "Yaz aylarında çocuklarda güneş yanığı ve sıcak çarpması, bulantı, kusma, ishal, kulak ve göz enfeksiyonları, idrar yolu enfeksiyonu, yaz gribi ve klima çarpması gibi sorunlarla çok sık karşılaşıyoruz. Ancak çocukların ve ailelerinin yaz keyfinin kabusa dönüşmemesi, hastalıklardan uzak bir tatil geçirmeleri alınacak bazı önlemlerle mümkün olabilir" diye ifade etti. Prof. Dr. Aziz Polat, yaz hastalıklardan korunmak için alınabilecek 10 etkili önlemi anlattı, önemli uyarılar ve önerilerde bulundu.

  • Bol su içirin

Sıcak ve nemden dolayı vücudun su kaybı ve su ihtiyacı artar. Bu nedenle bebeğinizi daha sık emzirin, çocukların da yaşına ve kilosuna göre her gün 1,3-2 litre su içmelerine özen gösterin

  • İlaç çantası yapın

Tatilde ihtiyaç duyabileceğiniz çocuk ilaçlarını mutlaka yanınıza alın. Ağrı kesici ve ateş düşürücü şuruplar, güneş kremleri, sinek kovucular, cilde sürülen pişik, yanık ve alerji kremleri, ateş ölçer, yara bandı, buz torbası mutlaka yanınızda olmalı.

  • Güneşten koruyun

Yazın çocuklarda güneş çarpmasına çok sık rastlandığından çocuklarınızın güneşte kalma süresi ve saatlerine dikkat edin. Güneşteki zararlı ultraviyole ışınları da kısa dönemde ciltte yanıklara, uzun dönemde cilt kanserine yol açabiliyor. Bu nedenle güneşe çıkmadan yarım saat önce güneş kremini mutlaka sürün. Güneş gözlüğü, şapka ve giysilerle güneşin zararlı ışınlarından korunması için önlem alın.

Çocuklarda Yaz Hastalıklarına Karşı 10 Etkili Önlem!

  • Temizliğe özen gösterin

Sebze ve meyveleri iyice yıkamadan yememesine dikkat edin. Suyun temizliğinden emin olun. Tesislerde özellikle tuvalet hijyeni çok önemli. Yeterince klorlanmış ve kalabalık olmayan havuzları kullanın, temiz denizde yüzdürün. El, ayak, cilt ve vücut temizliğine dikkat edin. Çocuklara sık sık duş aldırın. Bunlar sayesinde birçok mikrobik hastalık önlenmiş olacaktır.

  • Sağlıklı beslenin

Çocuk beslenmesinde kahvaltı vazgeçilmez olmalı. Süt, yumurta, peynir, bal, tereyağ, domates, salatalık, yeşillik, kepekli veya tam buğday ekmek, taze meyve suyu tercih edin. Çay içecekse açık olmalı. Yağlı, kızartılmış ağır yemekler veya fastfood yerine, sebze ağırlıklı, zeytinyağlı, sindirimi kolay yemekler yedirin. Yemekler günlük olmalı ve uzun süre dışarıda bekletilmemeli. Özellikle tavuk, sütlü ve kremalı pastalar sıcakta kolayca bozulup besin zehirlenmesine yol açabilir. Ara öğünlerde yoğurt, cacık, meyve tüketilebilir. Dondurma günde 1-2 top yenebilir. Şeker, çikolata, cips, abur cubur gıdalar sağlığa zararlı olduğu gibi, özellikle yaz aylarında ishale de yol açabileceğinden uzak tutun.

  • Klimaya dikkat edin

Prof. Dr. Aziz Polat "Çocuklar ani ısı değişikliklerine uyum sağlayamazlar. Oda çok serin olmamalı, sıcaklık 18-21 dereceye ayarlanmalı. Çocuklar odada iken uzun süre klima çalıştırılmamalı. Klimanın karşısında durulmamalı. Klima etkisiyle nezle benzeri semptomlar, burun akıntısı, burun tıkanıklığı, boğazda kuruluk, ağrı, öksürük olabilir. Temizliği iyi yapılmamış klimalardan bazı mikroplar bulaşıp akciğer enfeksiyonu yapabilir" diyor.

  • Mayo ya da bikinisini değiştirin

Özellikle kız çocukları idrar yolu enfeksiyonuna daha yatkın olduklarından; havuz ve denizin temiz olması, suda uzun süre kalmaması, ıslak kıyafetlerin hemen değiştirilmesi, sık sık duş alınması, tuvalet temizliğinin iyi yapılması, idrarını uzun süre tutmaması, kabızlık varsa tedavi edilmesi çok önemli. İdrar yaparken ağrı, sık idrara gitme, idrardan kan gelmesi, ateş, karın ağrısı, kusma durumunda hastaneye başvurun.

  • Yakından takip edin

Kaza ve boğulmalara karşı çocukları yakından izleyin ve acil müdahale için yakınlarında bulunun. Küçük çocukları tek başına kesinlikle bırakmayın. Acil yardım için hemen 112'yi arayın.

  • Haşerelere karşı tedbir alın

Sivrisinek ısırmasına karşı oda içinde kullanılan sinek kovucu aparatlar veya cibinlik kullanılabilir. Arı, böcek, akrep gibi haşeratın çocuklara yaklaşmaması için tedbir alın.

  • Uyku düzenini sağlayın

Çocukların tatilde uyku düzenleri değişiyor. Ancak çocukların büyümeleri ve dinlenmeleri için yeterli süre (10-12 saat) uyumaları gerekiyor. Düzenli uyku için oda sıcaklığı çok soğuk veya çok sıcak olmamalı, akşam yemekleri geciktirilmemeli ve ağır olmamalı, oda sessiz ve loş olmalı, yatmaya yakın hiçbir şey yenmemeli. Telefon ve tabletin de yatmadan iki saat önce kapatılmasına dikkat edin.

Limonlu Su Faydaları!

Posted: 30 Jun 2022 08:00 AM PDT

Limonlu Su Faydaları!

Dünya genelinde bir insanın hayatı boyunca böbreğinde taş oluşma riski yüzde 12'yken, Türkiye'de bu oran Ankara, İzmir ve İstanbul'da yüzde 11, Güneydoğu Anadolu'da ise yüzde 30 olarak gözlemleniyor.

Böbrek taşının yaz mevsiminde daha sık görüldüğünü belirten Anadolu Sağlık Merkezi Üroloji Uzmanı Prof. Dr. Cüneyt Adayener, "Günde en az iki litre su içmek, taş oluşumunu tekrar etme riskini önlemenin ilk adımı. Ancak böbrek ya da kalp yetmezliği, bacaklarda venöz yetmezliği gibi durumlar varsa, hastanın vücudunda su birikmemesi için günlük su ihtiyacı doktor kontrolünde belirlenmeli. Portakal suyu, limonata, limonlu su gibi içeceklerde bulunan sitrat, kalsiyum okzalat ve ürik asit taşlarının oluşmasını engelleyebilir" açıklamasında bulundu. Toplumda sık görülen üriner taş hastalığı, erkeklerde kadınlara göre 3 kat daha fazla görülüyor. Böbrek taşının yıllar içinde tekrarlama olasılığının yüksek olduğunu söyleyen Anadolu Sağlık Merkezi Üroloji Uzmanı Prof. Dr. Cüneyt Adayener, "Ailesinde taş öyküsü olanlarda da daha sık görülüyor. İlk taş atağından sonra tekrarlama yüzdeleri birinci yıl yüzde 14, ikinci yıl yüzde 35 ve üçüncü yıl ise yüzde 52 oluyor. Buna göre taş hastalığı olan bir hastada 10 yıl içinde tekrar taş oluşumu ise yüzde 50 ihtimalle görülüyor" dedi.

Limonlu Su Faydaları!

Ağrı En Büyük Şikâyet

Üriner taş hastalığında taşın yerine göre şikayetlerin de farklı olabildiğinin altını çizen Üroloji Uzmanı Prof. Dr. Cüneyt Adayener, "Bazen taş böbrekteyken ya da mesanedeyken hastada herhangi bir şikâyet gözlenmiyor. Ancak taş idrar kanalına düştüğünde, idrar akışına engel olarak idrarın birikmesine ve bu nedenle baskı şeklinde genital ve kasık bölgelerinde ağrıya sebep oluyor. Bu ağrı genellikle böbreğin olduğu tarafta kalça ile kaburgalar arasında hissedilirken; aşağıya ve öne doğru yayılarak karın ile kasık bölgesine vuruyor. Ayrıca idrardan kan gelmesi, bulantı ve kusma gibi şikayetler de görülebiliyor. İdrar kanallarının tıkanıklığı nedeniyle akamayan idrar, böbrekte şişme ve böbrek fonksiyonun durmasına kadar giden tablolara neden olabiliyor" şeklinde konuştu.

7 Mm'den Büyük Taşlar İçin Tıbbi Müdahaleye İhtiyaç Olabilir

Hastanın şikayetleri üzerine yapılan idrar tahlili ve görüntüleme yöntemleriyle taş hastalığı için tanı konabildiğini söyleyen Prof. Dr. Cüneyt Adayener, "Ultrasona bakılarak böbrekte bir genişlemenin olup olmadığı değerlendiriliyor ancak en doğru ve güvenilir bilgi üriner sistem tomografisiyle elde ediliyor. Bu sayede taşın yeri, büyüklüğü, anatomisi hatta sertliği ve içeriğiyle ilgili kapsamlı bilgilere ulaşmak mümkün" dedi. Taşın kendiliğinden düşmesinde taşın şekli, boyutu ve kişinin idrar yollarının yapısal özelliklerinin önemli olduğuna değinen Prof. Dr. Cüneyt Adayener, "Genellikle boyutu 4 mm’den küçük olan taşlar fazla belirti vermeden idrar ile birlikte atılabiliyor. Ancak 7 mm’den daha geniş çaplı taşlar için çoğunlukla tıbbi müdahaleye ihtiyaç var" diye konuştu.

Taşın Cinsine Göre Beslenme Önemli

"Üriner taş hastalığı tedavisinde öncelikli olarak iyi bir planlama yapılması gerektiğinin altını çizen Prof. Dr. Cüneyt Adayener, "Seçilecek tedavi yönteminin başarısı kadar daha sonrasında yeni taşların oluşumunun önlenmesi için yapılacaklar da önemli. Taş hastalığında, taşın sertlik derecesi önemli bir nokta; çünkü sertliği düşük olan taşlar daha çok ürik asit taşlar ve bu da fazla protein tüketiminden kaynaklanıyor. O yüzden taşın cinsine göre uygun diyet yapmak, bu sorundan korunmada yarar sağlıyor. Görülen 5-6 tür taşın beslenme kuralları farklı. Ürik asit taşlarında beslenme düzeninde protein kısıtlamasına gidilse de; örneğin sistin taşlarında diyetin bir etkisi yok" dedi.

Fiziksel Aktivite Taş Oluşumunu Azaltıyor

Türkiye'de en sık görülen kalsiyum oksalat taşlarında ise sanılanın aksine kalsiyumu azaltmanın değil, sağlıklı bir insan kadar kalsiyum alıp, oksalat alımını azaltmanın önemli olduğunu dile getiren Prof. Adayener, "Oksalat ise en çok çay, kahve, kakao, baklagiller ile yeşil yapraklı sebzeler, domates ve çilekte mevcut. Bir diğer tür olan kalsiyum fosfat taşlarında ise eğer kan ölçümlerinde kalsiyum miktarı yüksek çıkıyorsa, diyette kalsiyumu kısıtlamak ve nedenini araştırmak yarar sağlayabiliyor. İdrar yolu enfeksiyonu ile ilgili olan magnezyum amonyum fosfat taşında ise enfeksiyonları kontrol etmek önemli. Beslenmenin yanı sıra ayrıca fiziksel aktivitede bulunmak da taş oluşumunu azaltan bir faktör" diye konuştu.

Tedavide Farklı Yöntemler Uygulanabiliyor

Böbrek taşı tedavisinde dışarıdan şok ses dalgalarıyla taşın kırılması ve cerrahi yöntemlerden söz edilebildiğini belirten Prof. Dr. Cüneyt Adayener, "İlaç tedavilerinde ise ağrı kesiciler, taş geçişini kolaylaştıracak bazı kas gevşeticiler ve bulantı önleyici ilaçlar kullanılabiliyor. Böbrekte ya da böbrek ile idrar kesesi arasında kalan, üreter denilen kanalın böbreğe yakın üst kısmındaysa şok dalgaları ile kırılabiliyor. Yine cerrahisiz bir yöntem olarak, örneğin taş üreter dediğimiz idrar borusunda ise uç kısmında kamerası olan ince ve fleksible bir boru ile idrar yolundan girilerek lazerle de kırılması mümkün. Lazer, taşın boyutundan bağımsız olarak her türlü taşa uygulanabiliyor" şeklinde konuştu. (BSHA – Bilim ve Sağlık Haber Ajansı)

Sürekli Baş Ağrısı Çekiyorsanız Dikkat!

Posted: 30 Jun 2022 07:00 AM PDT

Sürekli Baş Ağrısı Çekiyorsanız Dikkat!

 Prof. Dr. Derya Uludüz, hastalığın doğru yönetimi için baş ağrısı konusunda uzman hekime başvurmanın önemine vurgu yaptı.

Son yıllarda sıklığı artış gösteren kronik migren; kişinin fiziksel ve mental performansını büyük oranda etkileyen, günlük yaşam aktivitelerini kısıtlayan ciddi bir tablo. Türkiye'de yaklaşık 1 milyon hastanın yaşamı kronik migren nedeniyle olumsuz etkileniyor. Kişilerin sosyal hayatında çok ciddi sıkıntılara yol açabilen hastalık, iş hayatlarını da son derece olumsuz etkileyebiliyor. Araştırmalara göre, migrene bağlı baş ağrısı önemli ölçüde iş gücü kaybına da sebep oluyor. Toplumda yüzde 1,4 – 2,2 oranında görülen kronik migrenin tanısının, kişinin bir ay içinde baş ağrısı yaşadığı gün sayısı ile ilişkili olduğunu anlatan, Prof. Dr. Derya Uludüz, "Kronik migrende hasta en az 3 ay boyunca ayda 15 gün ve üzerinde baş ağrısı ile karşı karşıya kalır ve bu baş ağrılarının en az 8'i migren belirtilerini içerir. Ağrı dönemlerine sıklıkla depresyon, anksiyete ve farklı kronik ağrı tipleri de eşlik eder. Bütün bu semptomlar, kişinin hayatını son derece olumsuz etkiler." diye konuştu.

"Migren, hele ki kronik migren üretkenlik dönemindeki nüfusta en fazla engelliliğe yol açan hastalık"

Prof. Dr. Saime Füsun Mayda Domaç ise, migren hastalığının ekonomik boyutlarına dikkat çekti. Domaç, "Türkiye'de migrenin hasta başı doğrudan tıbbi maliyeti 3 bin TL'nin üzerinde, toplam ekonomik yükü ise yaklaşık 27,9 milyar TL. Ülkemizde migrene yönelik toplumsal farkındalığın ve yenilikçi tedavilere erişimin artmasıyla birlikte migrenin gerek ülke ekonomimiz gerekse sosyal güvenlik sistemimiz üzerindeki ekonomik yükü azaltılabilir." dedi.

Sürekli Baş Ağrısı Çekiyorsanız Dikkat!

"Hastalığın doğru yönetimi için baş ağrısı uzmanına başvurmak önemli"

Prof. Dr. Derya Uludüz ve Prof. Dr. Saime Füsun Mayda Domaç'ın verdiği bilgilere göre, kişilerin migrenin günlük yaşamlarını ne sıklıkta etkilediği ve ayda kaç gün baş ağrısı yaşadıklarıyla ilgili kayıt tutmaları önem taşıyor. Uludüz, hastalıkla mücadele için uzman hekime başvurmanın önemine de değindi. "Bir ayın yarısını ya da yarısından fazlasını baş ağrısı ile geçiriyorsanız, kronik migreniniz olabilir. Ağrı ile mücadelenin etkin bir şekilde yönetilebilmesi için, kronik migrene doğru ve zamanında tanı koyulması büyük önem taşıyor. Araştırmalara göre, kronik migrende her 10 hastanın 7'si yanlış tanı almakta ve çoğu hasta uygun tedaviyi alamamaktadır. Baş ağrısının karakterine ve süresine göre en doğru tanıyı baş ağrısı alanındaki uzman bir hekim koyabilir." dedi. (BSHA – Bilim ve Sağlık Haber Ajansı)

Post a Comment

Previous Post Next Post