Bilim ve Sağlık Haber Ajansı

Bilim ve Sağlık Haber Ajansı


Alerjik Hastalıklar İklim Değişikliği İle Yaygınlaşıyor

Posted: 21 Jul 2022 09:46 AM PDT

Alerji Mevsimi İçin Bahar Temizliği Tüyoları!

Alerjik Hastalıklar İklim Değişikliği İle Yaygınlaşıyor  Doç. Dr. Ayşe Bilge Öztürk, alerjik hastalıklar ve iklim değişikliğinin bu hastalıklara etkisi hakkında bilgi verdi.

İklim değişikliği 21. yüzyılın başından itibaren en büyük sağlık tehditlerinden biri olarak kabul ediliyor. Atmosferik sera gazlarındaki artışa bağlı olarak yerkürede ısı artışının ortalama 1,5 derece arttığı biliniyor. Küresel ısınma sonucunda alerjik rinit ve astım gibi alerjik hastalıkların sıklığında da bir artış gözleniyor. Doç. Dr. Ayşe Bilge Öztürk, alerjik hastalıklar ve iklim değişikliğinin bu hastalıklara etkisi hakkında bilgi verdi. Alerji, çevrede ve doğada bulunan ve normalde zararsız olan maddelere karşı bağışıklık sisteminin gösterdiği aşırı duyarlılık reaksiyonlarıdır. Bu reaksiyonlar hafiften şiddetliye kadar çeşitli şekillerde olabilir. Alerjiler çok küçük yaşlarda ya da sonradan ortaya çıkabilir. Alerji, alerjen türüne bağlı olarak kişide farklı reaksiyonlara neden olmaktadır. Solunum yolları, gözler, cilt, sindirim sistemi etkilenebilmektedir. Alerjik hastalıklarda alerjenlerden kaçınmak en önemli korunma yöntemlerinden birini oluşturmaktadır.

İklim değişikliği polen sezonunu uzatıyor

Küresel ısınma sonucu meydana gelen iklim değişikliği bitkilerin daha erken ve daha uzun süreli polen üretmesine neden olmaktadır. Polen mevsiminin uzaması alerjenlere daha fazla maruz kalmaya ve daha çok etkilenmeye sebep olmaktadır. Ayrıca iklim değişikliği, polen gibi alerjenlerin yapısını da değiştirerek alerjik hastalıkların sıklığını ve alevlenmesini artırmaktadır. Yapısı değişen bu alerjenler hastalık oluşturma potansiyeli daha yüksek hale gelmektedir. Örneğin hiç alerjisi olmayan bir kişide alerji gelişmesini ya da sadece alerjik riniti olan birinde astım gelişmesini sağlayabilmektedir. İklim değişikliği ile birlikte yeni bitki türleri de dünyada yayılmaktadır. Bu bitkiler daha dirençli, sürekli polen üreten, yayılmacı türlerdir. Polen alerjileri bu nedenle gelecekte mevsimsel olma özelliğini yitirebilecek ve polen sezonu uzadığı için hastaların yakınmaları yıl boyu gözlenebilecektir.

Fırtınalar ve seller sonucu alerjenler çok daha fazla yayılıyor

İklim değişikliğine bağlı gelişen fırtınalar ve kasırgalar polenlerin parçalanmasını, uzak mesafelere taşınmasını ve astımlı hastaların fırtınalı günlerde yoğun polene maruz kalmalarını sağlayabilir. Polenler parçalandıktan sonra boyutları küçülecek ve kolaylıkla hava yollarına yerleşecektir. Bu yoğun maruziyet fırtınalı günlerde astım ataklarına sebep olabilir. Yine iklim değişikliğine bağlı gelişen seller dolayısıyla evlerde ve atmosferde küf yoğunluğunun artacağı da tahmin edilmektedir. Küf miktarı fırtınalar sonrası bir yıl gibi uzun bir süre ev içinde yüksek kalabilmektedir. Ev içinde küf yoğunluğunun artması da astımlı ve alerjik rinitli hastalarda alerjik şikayetlerin artışı anlamına gelmektedir.

Toz ve kum fırtınaları astım ataklarını tetikliyor

Küresel ısınma sonucu artan kuraklığa bağlı olarak çölleşme giderek artmaktadır. Çölleşme sonucu kum ve toz fırtınalarının görülmesi beklenmektedir. Kum fırtınalarının içindeki çeşitli alerjenler ve partiküllere maruziyet astım hastalarında hastalığın daha kötü etkilenmesine sebep olacaktır. Kum fırtınalarının olduğu günlerde astıma bağlı acil başvurularının artacağı düşünülmektedir. İklim değişikliğindeki artış farklı böcek türlerinin ortaya çıkmasına ve buna bağlı sokulmalara da neden olabilir.  Bu da arı ve diğer böcek alerjilerinde bir artış olacağı sonucunu doğurmaktadır.

İklim değişikliğine karşı önlem alınması şart 

İklim değişikliği, çevre kirliliği gibi etkiler var olan hastalıkların artmasına ve daha çok insanın hastalanmasına zemin hazırlamaktadır. İklim değişikliğine bağlı olarak alerjik hastalıkların sıklığının artması ve astım salgınları beklenmektedir. İklim değişikliğini önleyici faaliyetlerin uygulanması doğa ve insan sağlığını koruyarak alerjik hastalıklar gibi çeşitli hastalıkların sıklığının azalmasını sağlayabilir. (BSHA – Bilim ve Sağlık Haber Ajansı)

 

Meme Kanserinde Erken Tedavi Hayat Kurtarıyor

Posted: 21 Jul 2022 03:34 AM PDT

Prof.-Dr.-Isil-Somali

Meme Kanserinde Erken Tedavi Hayat Kurtarıyor  Özel Egepol Hastanesi İç Hastalıkları ve Tıbbi Onkoloji Uzmanı Prof. Dr. Işıl Somalı, kadınlar arasında en çok görülen kanser türü olan Meme kanserinde erken tanı ve tedavinin hayat kurtardığını söyledi.

Meme kanserinin Menopoz dönemindeki kadınlarda daha sık görülmekle birlikte artık 20’li yaşlarda da görülme sıklığının arttığını belirten Prof. Dr. Işıl Somalı, hastalığın genetik faktörler, çevresel etkenler ve obezite gibi nedenlerle ortaya çıktığını dile getirdi.

Hastalık hakkında bilgi veren Prof. Dr. Somalı, " Meme kanseri tüm dünyada olduğu gibi ülkemizde de kadınlar arasında en sık gözlenen kanser türüdür. Hastalık, memede şişkinlik şekil bozukluğu, kızarıklık, portakal kabuğu görünümü ağrı gibi semptomlarla kendini belli edebilir. En sık tespit edilme yöntemi ise kişinin kendi memesini elle kontrolü sonucu gerçekleşir. Genç hastaların da bilinçlenmesi sebebiyle artık daha erken tespit edilebilmektedir. Böyle bir durumda vakit kaybetmeden uzman hekime görünerek muayene olunması gerekmektedir" diye konuştu.

AİLEDE VARSA DİKKAT

Hastalıkta aile öyküsünün önemli olduğunu dile getiren Prof. Dr. Işıl Somalı "40 yaşından itibaren her kadının yılda 1 defa mamografi çekilmesi gerekmektedir. Eğer kişinin annesi kardeşi veya teyzesi gibi akrabalarında daha önceden bu hastalık görülmüşse risk daha çok artmaktadır. Bu nedenle 20’li yaşlardan itibaren elle muayene ve mamografi ile takip edilmesi gerekmektedir. Bazı gruplarda meme MR’ı çekilmesi de gerekebilir" ifadelerini kullandı.

KİŞİYE ÖZEL TEDAVİ UYGULANIYOR

Hastalığın tedavisinde kişiye özel bir süreç izlendiğini kaydeden Prof. Dr. Işıl Somalı, şöyle devam etti: "Kitlenin tanısı konulduktan sonra cerrahi müdahale ile çıkarılması, kitlenin yanındaki lenf bezlerinin de alınması gerekir. Eğer lenf bezinde tutulum gözlenirse koltuk altı lenflerinin de alınması mümkündür. Hastanın patoloji sonucunda belirlenen tümörün cinsine göre hormonal tedavi, kemoterapi ve akılcı ilaç tedavisi de uygulanabilir. Bazı tümörler daha büyük olduğu için cerrahi müdahaleden önce kemoterapi tedavisiyle tümör küçültülür. Meme kanserinin tekrarlama olasılığına karşı radyoterapi uygulaması da yapılabilir. Meme kanserinde gelişen teknolojiyle birlikte hasta 1 gün sonra hatta aynı gün taburcu edilebilir. Erken tedavi, başarı şansını artırmaktadır" (BSHA – Bilim ve Sağlık Haber Ajansı) 

 

Robotik Cerrahi Hekimlere ve Hastalara Avantaj Sağlıyor

Posted: 21 Jul 2022 03:22 AM PDT

Prof.-Dr.-Burak-Turna

Robotik Cerrahi Hekimlere ve Hastalara Avantaj Sağlıyor  Özel Sağlık Hastanesi  Robotik Cerrahi Direktörü Prof. Dr. Burak Turna, tüm dünyada gelişmiş ülkelerle birlikte ülkemizde de uygulanan Robotik cerrahinin hem hastalara hem de hekimlere bir çok avantaj sağladığını söyledi.

Robotik cerrahinin incelikli ve ameliyat başarısını da olumlu etkileyen bir tedavi yöntemi olduğunu dile getiren Prof. Dr. Turna, bu konudaki deneyimi bin vakanın üstünde olan bir ekiple birlikte toplum sağlığı için çalıştıklarını dile getirdi.

robot

Robotik cerrahinin avantajları hakkında bilgi veren Prof. Dr. Turna: "Robotik cerrahi ya da robot yardımlı cerrahi, küçük kesilerden girilerek bazı ameliyatların gerçekleştirilmesi işlemidir. Hem hasta hem de cerrah için avantajları olan robotik cerrahide, el bileğini model almış kollar yardımıyla yüksek çözünürlüklü üç boyutlu görüntülerin eşliğinde cerrahi müdahale yapılmaktadır. Geleneksel açık ve kapalı ameliyat teknolojilerinin kısıtlamaları aşılarak karmaşık ameliyatların yapılmasını sağlamaktadır. Bu yöntem genellikle küçük kesilerle robot kolların vücuda müdahalesiyle gerçekleştirilir. Geleneksel yöntemlere göre daha fazla hassasiyet, esneklik ve kontrol sağlayan bu teknoloji hekim hatasını en aza indirir. Küçük kesi ile gerçekleştirilen operasyon hastanın vücudundaki travma ve kanamayı da en aza indirger. Böylelikle hastanın iyileşme ve normal yaşamına dönme süresi de kısalır. Ameliyat sonrasında hasta ve hasta yakınları açısından avantaj sağlar" diye konuştu.

TEKNOLOJİDE SON NOKTA

Özel Sağlık Hastanesi’nin, yüksek teknolojisi ve deneyimli ekibiyle Türkiye’de örnek gösterilen sağlık kuruluşlarından birisi olmasını hedeflediklerini belirten Prof. Dr. Burak Turna,, "Sağlıkta çıtamızı daha da yükselttik. Sorumluluğumuzun da farkındayız. Buradan tüm Türkiye ve dünyada, ülkemizin sağlık alanındaki gelişimini gösteren bir iddiayı ortaya koyuyoruz. Özel Sağlık Hastanesi, teknoloji kullanımıyla dünyada az sayıda kurumun gerçekleştirebileceği zorluk derecesi yüksek tüm ameliyatlarla, diğer tanı ve tedavi hizmetlerini gerçekleştirecek bir donanım ve kapasiteye sahip" diye konuştu.

Robotik cerrahinin incelikli ve ameliyat başarısını da olumlu etkileyen bir tedavi yöntemi olduğunu dile getiren Prof. Dr. Burak Turna da, bu konudaki deneyimi bin vakanın üstünde olan bir ekiple birlikte Özel Sağlık Hastanesi’nde toplum sağlığı için çalıştıklarının altını çizdi.

Turna, "Hekimlik kariyerim boyunca bir çok ilke imza attım. 2012 yılında da Ege bölgesindeki ilk başarılı robotik ürolojik cerrahi operasyonunu gerçekleştirdim. Daha sonra bu alanda Avrupa’nın çeşitli ülkelerinde konferanslar vermeye devam ettim. Buradaki çalışma ve deneyimlerimle beraber, Birleşik Krallıkta iki yıl süreyle robotik cerrahi konusunda eğitimler verdim. Bu süreç tamamlandıktan sonra ülkeme dönme kararı aldım. İzmirde Özel sağlık Hastanesinde robotik cerrahi programını kurarak hastanemizdeki robotik cerrahi operasyonlarına da imza atmış oldum" ifadesini kullandı.

BİN VAKANIN ÜZERİNDE DENEYİM

Robotik cerrahinin teknolojik açıdan avantaj sağladığını fakat önemli olanın doktorun ve ekibinin deneyimleri olduğunu kaydeden Prof. Dr. Burak Turna şunları söyledi: "Sadece teknolojik donanım yeterli değil. Teknolojiyi kullanan hekimin bu konudaki deneyimi de çok önemlidir. Biz Özel Sağlık Hastanesinde çok deneyimli cerrahları ve ekibi bir araya getirerek hastalarımıza en iyi hizmeti vereceğiz. Bu nedenle hastanemizde robotik cerrahi konusunda deneyimi 1000 vakanın üstünde olan bir ekip kurduk. Ve bu deneyim Türkiyedeki en önemli serilerden biri olarak ön plana çıkmaktadır. Literatüre göre deneyim her zaman başarılı sonuç alma konusunda belirleyici bir etkendir. Prostat tedavisinde dünyada ilk 20 merkez arasına gireceğiz"

Kaşkaloğlu Göz Hastanesi 22 Yıldır Teknoloji ve İnsan Kaynağına Yatırım Yapıyor

Posted: 21 Jul 2022 03:12 AM PDT

PROF.DR. MAHMUT KASKALOĞLU

Kaşkaloğlu Göz Hastanesi 22 Yıldır Teknoloji ve İnsan Kaynağına Yatırım Yapıyor 2000 yılından bu yana binlerce insana ışık olan Kaşkaloğlu Göz Hastanesi, sektördeki 22’nci yaşını kutluyor.

Kaşkaloğlu Göz Hastanesi kurucusu Prof. Dr. Mahmut Kaşkaloğlu, ”bugüne kadar Türkiye ve yurtdışından gelen binlerce kişiye uyguladıkları tedavilerin başarısında tecrübenin verdiği kıymetli bakış açısı ve sahip çıktıkları etik değerlerin büyük rolü olduğunu ” söyledi.

Elde ettikleri başarıda hekim deneyiminin yanısıra teknolojiyi etkin şekilde kullanmalarının da önemli paya sahip olduğunu vurgulayan Kaşkaloğlu, sektörde aranan bir marka olmanın gururunu yaşadıklarını dile getirdi.

Kalitenin sürdürülebilir olması için sürekli olarak yatırımlara devam ettikleri bilgisini veren Prof. Dr. Kaşkaloğlu, şunları söyledi: "2000 yılında hastaneyi eşim Op. Dr. Selma Kaşkaloğlu ile birlikte açtığım zaman bölgenin ilk ve tek göz hastanesiydik. O günkü hizmet kalitesi anlayışımızı geliştirerek hastalarımız için her zaman üstün standartlarda tedavi sunmayı hedefledik. Kaşkaloğlu Göz Hastanesi olarak sektörde 22 yılı geride bıraktık. Kaliteli olmak kadar onu korumak ve sürdürmek de çok önemlidir. Bu nedenle en iyi olma hedefiyle yola çıktık. Bunda da başarılı olduğumuzu düşünüyorum"

Kaşkaloğlu Göz Hastanesi Yatırımları Devam Ediyor 

Kaşkaloğlu Göz Hastanesi olarak kuruldukları 2000 yılından bu yana teknoloji ve insan kaynağına sürekli yatırım yaptıklarını kaydeden Prof. Dr. Mahmut Kaşkaloğlu, uzmanlaşmanın ve hekim kalitesinin hasta konforunu ve tedavi başarısını artırdığını vurguladı.

Prof. Dr. Kaşkaloğlu, "Gelişen teknik cihazlar kadar onu kullanan doktorların da deneyiminin belirleyicidir. Bu konuda hastanemiz bünyesindeki hekimlerimiz gerekli tüm eğitimleri sürekli alıyorlar; ayrıca uluslararası kongrelerde sunumlar yapıyor ve meslektaşlarına eğitim veriyorlar" ifadesini kullandı.

Kaşkaloğlu Göz Hastanesine Yurt Dışından Hastalar Geliyor 

Türkiye’nin hem hekim kalitesi hem de teknoloji ve maliyet avantajı nedeniyle sağlık turizmi konusunda tercih edildiğini ifade eden Prof. Dr. Mahmut Kaşkaloğlu, "Yurtdışından da önemli bir hasta potansiyeline sahibiz. Son iki yıldır pandemi nedeniyle sağlık turizminde bir azalma söz konusuydu. Bu yılın başından itibaren yabancı hasta sayısında yeniden artış gözlemliyoruz. En çok Avrupa ülkelerinden hastalar hastanemizi tercih ediyor. Burada tedavi olanlar ülkelerine döndüklerinde kendi çevrelerine de bizi tavsiye ediyor. Kurulduğumuz günden bu yana binlerce yabancı hastayı sağlık turizmi kapsamında tedavi ettik” şeklinde konuştu. (BSHA – Bilim ve Sağlık Haber Ajansı) 

Bayramda İdari İzinli Günlerde Çalışanlara Ücretlerinin Ödenmesi İçin Başvuru

Posted: 21 Jul 2022 03:07 AM PDT

İdari İzin Günlerinde Çalışanlara Nöbet Ücreti Ödenecek Mi?

Türk Sağlık-Sen  sağlık çalışanlarının 13-14 Temmuz İdari İzin Günlerinde Mesai Hesaplaması ve Nöbet Ücretleri hakkında başvuruda bulundu. 

Sendikadan yapılan açıklamada, “Birçok ilde idari izinli olunan günlerin haftalık ve aylık çalışma saatleri içerisine dâhil edilerek, bugünlerde görevlerini ifa eden sağlık çalışanlarının bu nöbetlerinin karşılığını alamamasına karşılık itiraz edilmiştir. Yapılan itirazda tüm iller bazında gerekli düzenleme ve işlemlerin tesis edilmesinin sağlanmasının zorunlu olduğu vurgulanmıştır” denildi.

İdari izin günlerinde nöbet tutan personelin tutmuş olduğu nöbetlerin karşılığını alacak mı?

Açıklamada şu ifadelere yer verildi, “İdari izin günlerinde nöbet tutan personelin tutmuş olduğu nöbetlerin karşılığının her halükarda izin yahut ücret olarak karşılanması gerektiği, diğer bir ifadeyle idari izin günlerinin haftalık ve aylık çalışma saatleri içerisinde değil, belirlenen haftalık ve aylık çalışma saatlerinden düşülmek suretiyle hesaplanmasını böylelikle idari izinli olunan günlerde aktif görev yapan personellerin çalışmalarının karşılığının verilmesi gerektiği ifade edilmiştir. Bu kapsamda, Kamu Görevlilerinin Geneline ve Hizmet Kollarına Yönelik Mali ve Sosyal Haklara İlişkin 2022 ve 2023 Yıllarını Kapsayan 6. Dönem Toplu Sözleşme'nin "Sağlık ve Sosyal Hizmet Koluna İlişkin Toplu Sözleşme" başlıklı üçüncü bölümünün "İdari İzinlerde Nöbet Ücreti" başlıklı 44. Maddesi gereği, 2022 yılı Temmuz Ayı için idari izin günlerinin haftalık ve aylık çalışma saatleri dışında değerlendirilerek hesaplama yapılmasının sağlanmasını ve idari izinli günlerde nöbet görevi ifa eden personellerin ifa ettikleri nöbetlerinin karşılığının izin yahut ücret olarak karşılanmasının tüm iller bazında sağlanması talep edilmiştir” (BSHA – Bilim ve Sağlık Haber Ajansı)

Bolu’da İçme Suyundan Zehirlenme… 14 Hasta Yoğun Bakımda !!!

Posted: 21 Jul 2022 02:50 AM PDT

Bolu'da İçme Suyundan Zehirlenme... 14 Hasta Yoğun Bakımda !!!

Bolu’da İçme Suyundan Zehirlenme… 14 Hasta Yoğun Bakımda !!! BOlu Çaldurt Yuva Köyü bölgesinde içme suyundan etkilenen 100’e yakın kişi hastanelik oldu.

Bolu’da içme suyu zehirledi

Bolu Çaydurt Yuva Köyü bölgesindeki içme suyundan etkilenen 100 kişi hastanelik oldu. Konu ile ilgili açıklama yapan Sağlık Bakanı Dr. Fahrettin Koca, “Bolu Çaydurt Yuva Köyü bölgesinde içme suyundan etkilenenlerin sayısı 45'i yetişkin, 53'ü çocuk olmak üzere 98'e ulaştı. 14'ü yoğun bakımda olan 43 hastanın tedavisi devam ediyor. 17 hasta başka şehirlerdeki hastanelere sevk edilmiş durumdadır. Şu ana dek olayda can kaybı olmadı” dedi.

HÜS Hastalığı

Bolugundem isimli haber sitesi ise yaşanan zehirlenmenin nedenini açıkladı. Haberde, “Çaydurt Yuva köyünde yaşanan esrarengiz zehirlenme vakalarının nedeni belli oldu. Hemolitik Üremik Sendrom (HÜS) adı verilen hastalık anemi ve böbrek yetmezliğine sebep oluyor” ifadeleri yer aldı.

Gülmenin Faydaları

Posted: 20 Jul 2022 10:30 PM PDT

Gülmenin Faydaları

Gülmenin Faydaları Gülmenin ve kahkaha atmanın, yüksek miktarda endorfin salgılanmasını beraberinde getirdiğini ifade eden Psikiyatrist Prof. Dr. Gökben Hızlı Sayar, güldüğümüzde üretilen endorfinin bizi iyi hissettirdiğini ve olumlu ruh haline yardımcı olduğunu belirtti.

Dünya Beyin Günü

"Mizah ve gülmenin yaşamdan alınan doyumu artırıyor" diyen Sayar'a göre,  "İnsanlar bir grup içinde birlikte güldüklerinde ve bu kimyasallar salındığında, rahatlık, beraberlik ve güvenlik duygusunu teşvik ediyor. Grubun bir üyesi gülerse, diğerlerinde endorfin salınımını tetikleyerek zincirleme reaksiyona yol açıyor. Endorfinlerin salınması, kişinin öznel mutluluğunun artmasına ve stres düzeyinin düşmesine neden oluyor."  Rahatlatan mizahı, düdüklü tencerenin emniyet supapına benzeten Sayar, mizahın önemli ve sağlıklı bir baş etme biçimi olduğunu da vurguladı. Dünya Nöroloji Federasyonu tarafından "Dünya Beyin Günü" olarak kabul edilen 22 Temmuz'da, beyin sağlığının önemine dikkat çekilmesi amaçlanıyor Sayar, psikolojik iyi oluş ve mizahın beyin sağlığına etkilerine ilişkin değerlendirmede bulundu.

Psikolojik sağlamlıkla ilgili birçok özellik bulunuyor

Psikolojik sağlamlığı "zorlu yaşam koşullarının etkisine rağmen psikolojik iyilik halini koruma ve bu hale geri dönebilme kabiliyeti" olarak tanımlayan Prof. Dr. Gökben Hızlı Sayar, "Psikolojik sağlamlık, bireyin olumsuz ve kötü koşullarla nasıl üstesinden geldiği ve travmayı nasıl atlattığı ile ilgidir. Psikolojik sağlamlıkla ilişkili birçok özellik tanımlanmıştır. Özgüven, özsaygı, zeka seviyesinin normalin üstünde olması, sosyal beceriler, yumuşak başlılık, sağlıklı biyolojik yapıya sahip olma, yetenekli kabul edilme, otokontrol becerisi, akademik başarı, iyimserlik gibi etmenlerin yanı sıra, mizah becerisi ve gülebilmek de psikolojik sağlamlıkla ilişkilidir." dedi.

Rahatlatan mizah, "emniyet supabı" gibidir

Gülme ve mizahı birbirinden ayırmak gerektiğini vurgulayan Prof. Dr. Gökben Hızlı Sayar, rahatlatan mizahın emniyet supabı işlevini gördüğünü belirterek  "Gülmek iyi iken; mizah, bazen karşıdakini küçük düşürmeye yönelik bir araç olarak da kullanılabilmektedir. Direkt düşmanlık veya aktif agresyon göstermek yerine birey karşıdaki kişiye olan düşmanlık ve negatif duygularını mizah yoluyla iletebilmektedir. Bu belki kişide rahatlama yaratsa da çevresinde gerilim yaratabilmektedir. Fakat rahatlatan mizah, tıpkı bir düdüklü tencerenin emniyet supabı gibidir. Gerilim ve sinir patlaması yaşayacak olan sinir sisteminde, sistemin rahatlamasını sağlar." diye konuştu.

Mizah önemli ve sağlıklı bir baş etme biçimidir

"Gülerek rahatlamak, kişinin daha önceki deneyimlerden biriktirdiği sinirsel enerjisini boşaltmasına ve ortaya çıkarmasına yardım eder" diyen Prof. Dr. Gökben Hızlı Sayar, "Mizah ve mizah sonucu oluşan espriler, bastırılmış duyguların ifadesine izin verir. Bu önemli ve sağlıklı bir baş etme biçimidir. Mizah içinde olmak istemediğimiz ve hoşlanmadığımız durumlar için bir kendini koruma mekanizmasıdır." dedi.

Mizah ve gülme, yaşamdan alınan doyumu artırıyor

Prof. Dr. Gökben Hızlı Sayar, bilimsel araştırmaların mizah ve gülmenin kan basıncı, kalp atışı, solunum, gibi sistemleri düzenlediğini, acı hissini azalttığını gösterdiğini vurgulayarak "Bunun yanı sıra diğer insanlarla ilişki kurma, akıl ve duygusal sağlık içinde mizahın yüksek önemi vardır. Yaşamdan alınan doyumu artırır, daha iyi ilişkiler kurabilmemizi sağlar." dedi.

Gülmek neden iyi hissettiriyor?

Gülmek ve kahkaha atmanın, yüksek miktarda endorfin salgılanmasına neden olduğunu ifade eden Prof. Dr. Gökben Hızlı Sayar, sözlerini şöyle tamamladı:

"Endorfinler,  beyin ve sinir sistemi içinde salgılanan ve vücut üzerinde psikolojik etkileri olan bir grup hormondur. Güldüğünüzde vücudunuz doğal olarak endorfin üretir bu doğal kimyasallar bizi iyi hissettirir ve olumlu bir ruh haline yardımcı olur. İnsanlar bir grup içinde birlikte güldüklerinde ve bu kimyasallar salındığında, rahatlık, beraberlik ve güvenlik duygusunu teşvik eder. Grubun bir üyesi gülerse, diğerlerinde endorfin salınımını tetikleyerek zincirleme reaksiyona yol açabilir. Endorfinlerin salınması, kişinin öznel mutluluğunun artmasına ve stres düzeyinin düşmesine neden olur. Gülme ile kaslar gevşer, vücutta gerginlik azalır, zihin kaygılı düşüncelerden uzaklaşır."  (BSHA)

“2022 YKS Sonuçları Cinsiyetçi Eğitim Sisteminin Yansımasıdır”

Posted: 20 Jul 2022 01:09 PM PDT

2022 YKS Sonuçları Cinsiyetçi Eğitim Sisteminin Yansımasıdır!  Eğitim Sen YKS Sınav Sonuçları Hakkında Açıklama yaptı

3 milyonu aşkın adayın katıldığı 2022 Yükseköğretim Kurumları Sınavı (YKS) sonuçları Ölçme, Seçme ve Yerleştirme Merkezi (ÖSYM) tarafından açıklandı.

YKS sonuçları hakkında değerlendirme yapan sendika, şu bilgileri verdi;

”ÖSYM tarafından açıklanan verilere göre, kız öğrencilerin üniversite sınavına girme oranı, erkek öğrencilere göre çok daha yüksek. Ancak net ortalamaları ile ilgili veriler incelendiğinde, kız öğrencilerin belirgin bir biçimde sadece Türkçede erkeklerden daha yüksek net ortalamasına sahip olduğu görülmektedir. Sınava giren tüm adaylar içerisinde Türkçedeki net oranı kız öğrencilerde yüzde 19,195 erkek öğrencilerde yüzde 16,366 olarak gerçekleşmiştir. Diğer derslerde net ortalamasının erkek öğrencilere göre düşük olması, yaşamın her alanında yeniden üretilen cinsiyet eşitsizliğinin eğitimdeki yansımasını ortaya koymaktadır”

”Kız öğrencilerin sözel ağırlıklı derslerde kısmen başarı oranı yüksekken, sayısal ağırlıklı derslerde başarısının düşük olması kız öğrencilerin eğitime erişimi açısından da eşitsizliği ortaya koymaktadır” diyen sendika yetkilileri, şunları söyledi;

Okulların Kapanması

”Kadınların yaşamda eşit fırsatlara erişmesi, cinsiyetçi kalıp yargılardan kurtulması ve yasal haklarını kullanabilmesi için eğitime erişmeye ve cinsiyetçi öğelerden arındırılmış, bilgi ve becerilerini geliştirerek onları güçlendiren eğitim politikalarına ihtiyaçları vardır. Ancak sınıfsal ve cinsiyet eşitsizliklerini derinleştiren siyasal iktidarın politikaları sonucunda kız öğrencilerin eğitime erişimi önündeki engeller daha da artmıştır. Ekonomik kriz ve pandemi süreci bu durumu daha da derinleştirmiştir. Pandemi sürecinde, kentlerin yoksul bölgelerinde ve kırsal kesimlerde teknik altyapının yetersiz olması nedeniyle yoksul ailelerin çocukları uzaktan eğitime erişememiş, bu dönemde okul terkleri ve çocuk işçiliği artmış, kız çocukları eğitimden koparılarak geleneksel cinsiyet rollerine hapsedilmiştir. Kız çocuklarının okulu bırakma ve okula dönmeme riski bu dönemde daha da artmıştır. Okulların kapanmasıyla, ev içi işler ve kardeşlere bakma sorumluluğu çoğunlukla kız çocuklarına yüklenmiştir. Bu durum kız ve erkek öğrencilerin eğitime erişimindeki eşitsizlikleri arttırmış ve üniversite sınav sonuçlarında da bu durumun sonuçları görülmüştür”

4+4+4 Eğitim Sistemi

İktidarın kesintisiz eğitim yerine hayata geçirdiği 4+4+4 eğitim sistemi, köy okullarının kapatılması ile taşımalı eğitimin yaygınlaştırılması, ekonomik krizin derinleştirdiği yoksulluk,  pandemi koşulları ve iktidarın cinsiyetçi politikaları nedeniyle ilk ve orta öğretimde kız çocuklarının okullaşma oranları her geçen yıl düştüğünü kaydeden sendika yetkilileri, ”Milli Eğitim Bakanlığı'nın verilerine göre, 2012-2013 eğitim öğretim yılında yüzde 98,9 olan kız çocuklarının okullaşma oranı, 2020-2021 eğitim öğretim yılında gerileyerek yüzde 93.1 olarak gerçekleşmiştir. Kız çocukları evde, sokakta, okulda yani toplumsal yaşamın her alanında ciddi boyutlarda şiddet riski altında bulunmakta, cinsiyetleri nedeniyle daha fazla ayrımcılığa maruz kalmakta, karar alma süreçlerinde dikkate alınmamakta ve eğitimden koparılmaktadır. Kız öğrencilerin, tüm bu dezavantajlı durumlara rağmen 2022 YKS sonuçlarının da gösterdiği gibi, karşılarına çıkan tüm engelleri ve cinsiyetçi eğitim politikalarına rağmen sınavlara katılım oranı ve kısmen başarı göstermiş olmaları önemlidir. Eğitimin bütün kademelerinde eşitsizliği yeniden üreten her türlü ayrımcı ve cinsiyetçi politikalara son verilmeli, kız çocuklarının nitelikli eğitime erişimini sağlayan eğitim politikaları üretilmelidir” (BSHA)

Hatırlatma Dozları Hangi Aşı ?

Posted: 20 Jul 2022 12:16 PM PDT

Hatırlatma Dozları Hangi Aşı ?

Hatırlatma Dozları Hangi Aşı ? Türkiye’de Covid 19 vaka sayılarının artışa geçmesiyle hatırlatma dozu aşıları ve maske takılması yeniden gündeme geldi. 

Hatırlatma Dozu Hangi Aşı Olmalı Tartışması

Sağlık Bakanlığı verilerine göre 4-10 Temmuz haftasında vaka sayıları 117 bin 95'e ulaştı. Türk TORAKS Derneği, vaka sayılarının hızla yükselmesine neden olan Omicron'un BA. 4 ve BA. 5 alt varyantlarına karşı ikinci hatırlatma dozlarının yapılması gerektiğini bildirdi. Türk Toraks Derneği Genel Başkanı Prof. Dr. Oya İtil "İlk iki doz için Sinovac aşısı uygulanan bireylerde, hatırlatma dozlarının mRNA aşısı ile sürdürülmesi önemli" şeklinde açıklama yaparak, mRNA aşısını önerdiklerinin altını çizdi.

Hatırlatma Dozları Hangi Aşı ?
Hatırlatma Dozları Hangi Aşı ?

Hatırlatma Dozları MRNA Aşıları Olmalı Görüşü

Aşıların düzenli yaptırılmış olmasının ağır hastalık geçirme, hastaneye yatış ve ölüm riskini belirgin düzeyde azalttığına dikkat çeken Prof. İtil "Covid enfeksiyonu geçirme ve çevreye bulaştırma riskini daha az olarak engellemektedir. Bu nedenle, tüm çocukların, ergenlerin ve erişkinlerin Bakanlıkça izin çıkan aşılarını yaptırmaları gerekmektedir. Ayrıca daha önce yaptığımız açıklamalarla dile getirdiğimiz gibi yukarıda saydığımız sebeplerle 5-12 yaş arası çocukların da aşılanması gerekmektedir" dedi. İtil, aşıların Omicron varyantına karşı etkililiğine ilişkin ise özetle şu bilgileri paylaştı:
"Vatandaşlarımızın büyük bölümü başlangıçta iki doz inaktif aşı olan Sinovac (Coronavac) olmuştur. Bu aşı pandeminin ilk döneminde etkili olmuştur. Ancak, yapılan sınırlı çalışmalarda bu aşının Omicron varyantına karşı etkili olmadığı gösterilmiştir. Maalesef, Sağlık Bakanlığı'nın gerçek yaşamda inaktif aşının etkililiğine ilişkin hiçbir değerlendirme yapmamış ve yayınlanmamış olması ülkemiz açısından büyük bir eksikliktir ve bu tür önerilerin çok sınırlı verilerden çıkarımlarla yapılmasına neden olmaktadır. Var olan bilimsel veriler ışığında, günümüzde Omicron varyantının BA.4 ve BA.5 adlı alt varyantlarının egemen etken olduğu dikkate
alındığında, başlangıçta olunan inaktif aşıların koruyuculuk açısından hesaba katılıp katılmayacağı ya da nasıl hesaba katılacağı bilinmemektedir. Bu bağlamda, iki doz Sinovac yanında 3 doz mRNA aşısı uygulanan bireylerle, yalnızca üç doz mRNA aşısı yapılan bireylerdeki enfeksiyon/hastalık risklerinin karşılaştırmalı analizinin yapılması çok yararlı olacaktır. Ancak böyle bir veri bulunmamaktadır. Omicron döneminde, iki doz Sinovac sonrası üçüncü doz olarak mRNA aşısı uygulanması, üç doz Sinovac aşısı
uygulanmasına göre çok daha etkili bir bağışıklık sağlamaktadır. Bu nedenle, ilk iki doz için Sinovac uygulanan bireylerde, hatırlatma dozlarının mRNA aşısı ile sürdürülmesi önerilmektedir."

Hatırlatma Dozu Aşıları
Hatırlatma Dozu

Hatırlatma Dozu Ne Zaman Yapılmalı

Türk TORAKS Derneği Solunum Sistemi Enfeksiyonları Çalışma Grubu Yürütme Kurulu üyesi Prof. Dr. Abdullah Sayıner ise hatırlatma dozlarının ne zaman yapılması gerektiğine ilişkin "İki doz mRNA aşısından sonra hatırlatma dozu (üçüncü doz) uygulaması gereklidir ve ikinci dozu izleyen 4. aydan itibaren önerilmektedir" dedi. Sayıner, hatırlatma dozlarının önemine dikkat çekerek, "Omicron döneminde bakımevi sakinlerinde yapılan bir çalışmada, üçüncü (hatırlatma) mRNA aşı dozu yapılmasının enfeksiyon riskini önleme etkinliği, yalnızca iki doz mRNA aşılaması tamamlanan bireylere göre yüzde 46.9 daha fazladır. Üçüncü doz aşı etkinliği, hiç aşılanmamış bireylere göre yüzde 80-90 düzeyindedir. Benzer şekilde, bir başka çalışmada Omicron döneminde, üç doz mRNA aşısı olanlarda semptomatik enfeksiyon riski, iki doz olanlara göre yüzde 67 daha düşük bulunmuş, enfeksiyon gelişenlerde virüs yükü de
daha düşük bulunmuştur" şeklinde konuştu.

Çocuk ve Ergenlerde Hatırlatma Dozları

Çocuk ve ergenlerde hatırlatma dozlarına ilişkin ise Sayıner, şu bilgileri paylaştı: "Omicron döneminde, çocuk ve ergenlerde ilk iki doz mRNA aşı etkinliği ikinci ayda belirgin azalmaktadır. 150. günde etkinlik kalmamaktadır. Üçüncü doz yapıldığında, etkinlik üçüncü dozdan 6.5 hafta (1.5 ay) sonra yüzde 71 bulunmuştur. İki doz aşının ergenlerde hastaneye yatış gerektiren ağır hastalığa karşı etkinliği görece daha iyidir. Henüz çocuk ve ergenlerde üçüncü dozun ağır hastalığa karşı uzun vadeli etkinliğine
ilişkin yeterli veri yoktur."

Risk Gruplarında 2-5 Ay İçinde Aşı Etkisi Zayıflıyor

Risk gruplarında aşı koruyuculuğunun 2 ila 5 ay içinde zayıfladığına dikkat çeken
Prof. Sayıner, şöyle devam etti:
"Üçüncü doz aşıların risk gruplarında enfeksiyon gelişmesine ve ağır enfeksiyona karşı koruyuculuğu Omicron döneminde 2-5 ay içinde zayıflamaktadır. Bu nedenle dördüncü dozun uygulanması gündeme gelmiştir. Dördüncü doz (ikinci hatırlatma dozu) mRNA aşısı uygulaması, ABD verilerine göre, 50 yaş üstü bireylerde ölüm riskini hiç aşılanmayanlara göre 42 kat, üçüncü doz uygulanmış olanlara göre 4 kat azaltmaktadır. Aynı yaş grubunda enfeksiyon riskini hiç aşılanmayanlara göre yüzde  73, üçüncü doz uygulanmış olanlara göre yüzde 18 azaltmaktadır. İsrail verilerine göre, 60 yaş üstü bireylerde üçüncü dozdan en az 4 ay sonra dördüncü doz uygulanması ağır hastalık riskini, üç doz uygulanmasına göre yüzde 64, ölüm riskini yüzde 78 azaltmaktadır. Bu bulgularla, özellikle 60 yaş üstü bireylerin üçüncü dozdan en az 4 ay sonra dördüncü doz aşılarını olmaları önerilmektedir. 60 yaşından genç ama tam kontrol altında olmayan kronik hastalığı olan ve bağışıklığı zayıf bireylerinde, ağır enfeksiyon ve ölüm riskinin yüksek olması nedeniyle, dördüncü doz olmaları gereklidir. Bu nedenlerle, tanımlanan risk gruplarının dördüncü dozu olmaları kesinlikle gerekli iken, görece genç, kronik hastalığı olmayan, bağışıklığı etkileyen bir durumu olmayan bireyler için üç doz muhtemelen yeterli olacaktır. Benzer şekilde, üçüncü dozdan sonra, özellikle Omicron'un baskın varyant olduğu son altı ay içinde Covid-19 geçirenlerde dördüncü dozun etkisinin sınırlı olması beklenmektedir” (BSHA – Bilim ve Sağlık Haber Ajansı)  Kaynak TORAKS Derneği

Akut Gastroenterit- Barsak Enfeksiyonu (AGE)

Posted: 20 Jul 2022 11:46 AM PDT

Akut gastroenterit- barsak enfeksiyonu (AGE) Prof. Dr. Özgür Karcıoğlu Açıklıyor

AGE nedir?

Sıklıkla gıdalarla birlikte alınan mikrobiyal içeriğin oluşturduğu, barsak hücrelerini tutan, ishal ile seyreden enfeksiyon. Virüslerden amiplere kadar değişik mikroorganizmalar bu enfeksiyona ve ishale yol açabilir. Daha sık olarak viral AGE görülür. Rotavirus, norovirus, adenovirusler en sık etkenlerdir, ancak pratikte mikroskopik tanıya hem gerek yok hem de çok pahalıdır, bu nedenle yapılmaz.

Acillere başvurular artıyor mu?

Evet, ülkemizde normal zamanlarda poliklinik randevuları ve hekim sayısı yetersiz olduğundan küçük salgınlarda bile talep artışı acil servisler üzerinden çözülmektedir. İstirahat raporu, işin hızlı bitmesi, serum tedavisi gereksinimi de en kolay acil servisten çözüldüğü için sağlık sisteminin eksikleri acil servisler üzerinden kapatılmakta, bu da aşırı iş yüküne yol açmaktadır. Personel sayısı, sedye gibi fizik olanaklar özellikle akşam saatlerinde yeterli olmayabilmekte, bu da aşırı gerginliğe, yanıtlanmayan sağlık talebi sonucunda sağlıkçılara karşı şiddete dönüşebilmektedir.

Çoğu zaman evde sıvı tedavisi, dinlenme ile çözülebilecekken yeterli bilgi sahibi olmama nedeniyle de acil başvurular sık görülmektedir. Kitle iletişim araçları, sosyal medya, YouTube videolarının etkin kullanımı ile bu konunun kısmen çözülebileceğini düşünüyoruz.

Norovirusler: İshal nedeniyle hekime başvuran erişkinlerin yaklaşık %20'sinden norovirusler sorumludur. Norovirusler virüslerden kaynaklanan ishal salgınlarının %60-95'ini oluşturmaktadır.

Nasıl Bulaşır?

Esas bulaş ağız-dışkı yoluyla (fekal-oral) olur. Kreş ve yuvalarda, göçmen kamplarında, tatil yapılan kamplarda, hastanelerde, okullarda, restorantlarda, gemilerde, askeri birliklerde ve aile içi bulaş sıktır. Norovirus salgınları genellikle, kişiden kişiye temas (%35), kontamine su (içme suyu, havuz suları, göl suları, buz küpleri) ve gıda (midye, istiridye gibi kabuklu deniz hayvanları, salatalar, dondurma, soğuk yiyecekler, sandviç, taze sebze ve meyveler) ile oluşmaktadır. Virüsün ısı ve klorlamaya nispeten dirençli olması su ve gıdayla bulaşmasını kolaylaştırmaktadır. Virüsün dışkıyla atılımı uzun süre (>3 hafta) devam etmekte olup ilk 24- 48 saatte atılımı en üst düzeydedir.

AGE yakınma ve bulguları nelerdir?

Gelip geçici karın ağrısı atakları, kramplar, sık ve sulu dışkılama (günde 3 kereden fazla), kusma iştahsızlık, halsizlik görülür. Bazı olgularda bakteriyel içeriğin etkisiyle ateş de görülebilir. İleri olgularda su kaybı bulguları görülebilir ve acil tedavi gerektirir. Sayılan bulguların tümü her olguda görülmez. Aynı gün içinde başlayıp biten sulu dışkılama ve bulantı olabileceği gibi günlerce süren, hastaneye yatırılan ve ağır seyreden olgular da vardır.

-Şiddetli olgularda görülen bulgular hangileridir?

  • İshal ve kusma sonucu su kaybına (dehidratasyon) bağlı kan basıncı düşmesi, nabız hızlanması, ağız kuruması, göz kürelerinin içe çökmesi
  • Kanlı dışkılama
  • İnatçı kusmalar
  • Bir şey yememe-oral alım azlığı
  • Yüksek ve inatçı ateş
  • Genel durum bozukluğu
  • Bilinç değişikliği
  • Baygınlık, ileri derecede halsizlik

Tanı nasıl konur?

Ateşsiz seyreden, ciddi su kaybı (dehidratasyon) görülmeyen, hastanın genel durumunun anlamlı şekilde bozulmadığı, günde birkaç kez sulu dışkılama ile seyreden olgularda ileri inceleme gerekmeyebilir. Hekim kararıyla bu olgular istirahat önerisiyle ayaktan izlenebilir. Daha şiddetli olgularda (inatçı kusmaların eşlik ettiği, su kaybına bağlı bulguların görüldüğü olgular) kan sayımı, böbrek/karaciğer fonksiyon testleri, elektrolitler, kan şekeri, gaita mikroskopisi istenebilir ve tanıya yardımcı olabilir. Viral AGE olgularında çoğu zaman incelemeler normalin dışında bulgu vermez.

Amebiyazis düşünülen şiddetli olgularda, kanlı ishal veya eşlik eden bazı hastalıkların varlığında kolonoskopi de gerekebilir. Bu olgular yatırılarak izlenecektir.

Normal grafinin sıklıkla yararı yoktur. Tomografi ve diğer ileri incelemeler nadiren, basit AGE değil de ülseratif kolit veya Crohn hastalığı düşünüldüğünde, genel durumu bozuk olgularda, bulguların şiddetli olması durumunda, akut batın durumunda (örn. defans varlığında) istenebilir.

AGE nasıl tedavi edilir?

Ateşsiz seyreden, dehidratasyon görülmeyen, genel durum bozukluğu olmayan, inatçı kusmalar görülmeyen olgularda acil tedavi gerekli değildir. Sıvı alımının artırılması, zor sindirilen yağdan zengin yiyeceklerin alınmaması, klinik izlem (şiddetli AGE gösteren bulguların -örn. inatçı kusma ve ateş- gelişmesi açısından izlem) yeterli tedavi olacaktır.

Şiddetli olgularda (yukarıda açıklanmıştır) ciddi bakteriyel enfeksiyonlar, amebiyazis, kolera gibi durumlarda damar yolu ile sıvı tedavisi, ateş düşürücü tedavi ve belli olgularda antibiyotik tedavisi gerekebilir. Hekim kararı ile bu tedavi acil serviste başlanıp poliklinik kontrolune davet edilebilirsiniz. Bazı olgularda ise hastaneye yatırılarak tedavi yapılacaktır. Hekim önerisi olmadan antibiyotik kullanımı tedavi edici olmayacağı gibi, aksine barsak florasını bozacağından kötüleşmeye yola açacaktır.

Probiyotikler AGE için kesin bir tedavi olmamakla birlikte hasta geçirilen süreyi kısaltmada yardımcı olabilmektedir. Ateş ve kusma üzerinde anlamlı bir etkisi yoktur.

Kusma giderici olarak kullanılan ağız yoluyla alınan metoklopramid'in AGE olgularında etkinliği oldukça düşüktür. İnatçı ve tekrarlayıcı kusmalarda ondansetron grubu etkilidir.

Oral rehidratasyon tedavisi (ORT) Dünya Sağlık Örgütü tarafından uzun yıllardır önerilmektedir ve belli olgularda damar yolu ile sıvı tedavisi gereksinimini ortadan kaldırabilir. Bu sıvı 50-100 mL/kg ilk 6 saatte verilerek tedavi başlanabilir.

"İshal kesici" veya antidiyareik olarak bilinen ilaçların çok özel durumlar dışında tedavide yeri yoktur.

İshalli kişinin beslenmesi nasıl olmalıdır?

Temel olarak normal beslenmeyi sürdürmesi kuraldır. Zor sindirilen yağlı gıdalar, et vb önerilmez. Yetişkinler için çorbalar, su alımı, sebze yemekleri; anne sütü emen küçük çocuklar için eskisi gibi devamı hatta daha sık emzirilmesi önerilir. Anne sütü almayan bebeklerin ise normalde aldıkları süt veya mamalarla, öğünler sıklaştırılarak beslenmelerine devam etmeleri uygundur.

Özel dikkat gerektiren durumlar nelerdir?

Toplam vücut sıvısı az olduğu için küçük kayıpları zor tolere eden bebekler, küçük çocuklar, yaşlılar, önceden önemli böbrek, karaciğer, kalp ve akciğer hastalıkları olanlar, diyabetikler özel grupları oluşturur ve daha dikkatli izlenmelidir. Bu gruplarda şüphe durumunda hastaneye yatırmaya eğilimli olmak daha uygun olacaktır.

İshal salgınlarından korunmak mümkün müdür?

Bireysel olarak veya ailece AGE'den korunmak olasıdır. Tuvalet temizliği ve el yıkama, riskli bireylerin havlu, bardak, çatal-kaşık gibi eşyalarının ayrılması en basit ve etkili uygulamalardır. Nefes veya dokunma yoluyla bulaşmadığından buna yönelik önlem almaya gerek yoktur. Salgın durumlarında yiyeceklerin özellikle kaynatılarak tüketilmesi, şüpheli gıda alınmaması önemlidir. Koruyucu antibiyotik veya başka ilaç alınması uygun değildir.

Hastaneden/Acil servisten taburcu edilen AGE olgusunun tekrar başvurması hangi durumlarda uygundur?

Şiddetli AGE bulgularının ortaya çıktığı, beklenmedik şekilde kötüleşme görülen olgular tekrar başvurmalıdır. (BSHA)

Post a Comment

Previous Post Next Post